Atıf Yılmaz’ın yönettiği Dul Bir Kadın, Necati Cumalı’nın  Bir Sabah Gülerek Uyan isimli tiyatro oyunundan uyarlanmıştı.  Döneminde büyük ses getiren bu çalışma 22. Antalya Film Festivali’nde En Başarılı Film ve En İyi Görüntü ödüllerinin sahibi olmuştu.

Oyunun konusu şu şekildedir: Kocasını iki yıl önce kaybeden Suna’nın doğum günüyle açılan oyunda, Suna kendisinden 23 yaş büyük olan kocasından 16 yaşında, bir kız çocuk dünyaya getirmiştir. Artık yalnız olan Suna’ya çevresindekilerin ilgileri vardır. Bu ortamda Suna, genç bir şair olan Ergun’la tanışır. Onunla evlenmek istiyordur. Bütün zenginliklerinden, sosyal ortamından kopmayı göze alıp Ergün’le evlenmek istese de Ergün’ün sanatçı kişiliğinin bu evlilikten zarar göreceğini düşünür. Kendisiyle evlenmek isteyen, kocasının bir arkadaşıyla evlenir.

Filmin konusu ise şu şekilde özetlenebilir: Suna kocasının ölümünden sonra çocuğuyla birlikte yaşayan bir kadındır. İçinde bulunduğu İstanbul’un burjuva ortamı içinde partilere, açılışlara, galerilere ve sosyal yardım kuruluşlarına giderek günlerini geçiriyordur. Çevresindeki erkeklerden biri İtalya’ya büyükelçi olacaktır. Onunla evlenmek istediğini kendisine iletir. Bu teklifi çocuğunun Avrupa’da okuması adına düşünürken genç bir fotoğrafçıyla tanışır. İlgi çekici bu fotoğrafçıyla giderek daha da yakınlaşan Suna, adeta onun tutsağı haline gelir. Yaşam dinamiklerini, ahlak anlayışını değiştirir. Artık fotoğrafçı Engin’le Bodrum’da tatil yapıyordur.  En yakın arkadaşı Ayla da onlarla birliktedir. Ayhan’ın giderek dozunu artırdığı istekleri ve sadist tavırları durmak bilmez. Suna bu isteklere karşı gelemez. Ayhan’ın çarpık ilişkileri de söz konusudur. Tek eşliliğe inanmaz. Ayla ve başka kadınlarla da yakınlaşır. Suna’nın da Ayla ile arkadaşlıktan öte yakınlaşmaları olduğunu görürüz. Bu git-gelli kaotik ortam içinde Ayhan’ın Suna’ya fiziksel şiddet uyguladığı bir ortamda tesadüfen Suna’nın bir arkadaşı evlerine gelir. Suna’yı alıp İstanbul’a getirir. Suna artık Ayla ve çocuğuyla birlikte mutluluğu arayacaktır.

İstanbul’un burjuva çevrelerinin dönemsel bir fotoğrafını çeken yapım, fonda yeni oluşan sosyal çevreleri resmeder. Partiler, barlar, sanat galerileri, yeni açılan restoranlar filmde karşımıza çıkan mekânlardandır. Diyaloglarda da bu yeni oluşum ve burjuva çevresinin hayatı kendine yer bulur.

Üç önemli karakter üzerine inşâ edilen filmde; Suna, Ayla ve Ayhan karakterleri arasındaki ilişkiler filmin bütünü oluşturur.

Suna, çocuğuyla yaşayan dul bir kadındır. Kocası öldükten sonra yeni bir ilişki yaşamıyor, vaktini galerilerde ve sosyal yardım kuruluşlarında geçiriyordur. Çevresindeki kadınların evlilik dışı ilişkileri, aldatmaları vb. ilişkileri olsa da Suna bu ilişkilere yanaşmaz. Çocuğuyla ilgilenir. Ancak Ayhan’la başladığı ilişki onun kişiliğinde derin bölünmelere neden olur. Bütün değer yargılarının dışında davranışlar göstermeye başlar. Şiddet görür, aldatılır, hakarete uğrar ancak kabullenir. Bu kabulleniş onda huzursuzluk yaratır. En yakını Ayla’yla lezbiyen yakınlaşmalar içine girer.

Ayla karakteri ise âşık olduğu evli adam tarafından cinsel olarak sömürülen bir kadın profili olarak karşımıza çıkar. İstediği değeri sevgilisinden göremez. Yenilmiş ve gururu kırılmıştır. Karakteri oturmamış, savruk davranışlar gösterir. Arkadaşının sevgilisi Ayhan’la yakınlaşır. Pişmanlık yaşar. Erkeklerden uzaklaşıp Suna’yla arkadaşlıktan öte anlamlar taşıyacak yakınlık içinde kendine yer bulur. Bu durum, onun için mutluluğun formülü olarak gösterilir.

Ayhan filmin sanatçı karakteridir. Ancak yönetmen bu karakteri sadist, kişilik bölünmesi yaşayan, duyarsız biri olarak resmeder. Sevgilisine şiddet uygulamaktan, ona hakaret etmekten, onu aldatmaktan çekinmez. Ancak üstüne defalarca özürler diler. Sorunun kişisel değil toplumsal olduğunu söyler.  Çizilen fotoğrafçı karakteri abartılı ve gerçeküstü haldedir. Ancak yönetmen tek bir erkek profili üzerinden toplumsal olarak erkeğin kadına bakış açısını vermek ister.

Film eleştirmeni Atilla Dorsay, filmdeki karakter ve sosyal ortamların toplumun geniş kesiminden uzaklığına dikkat çeker:

“Her şeyden önemlisi gelişen ikili ilişkilerin ve sergilenen mekânların Avrupailiği ile sanki bir Batı ülkesi filmi izliyordum. Telefon kulübelerinde öpüşmeler, diskolar barlarda sıkılmalar, denizde mayo çıkarmalar, antikacılardan isim günleri maliyeti otuz bine satın alınan cam nesneler, yirmi yıldır Roma’da yaşayanlar, aşk üçgenlerinin çağdaşlığı, ‘bye’ ları ile, Lale Sineması’nda benimle birlikte filmi izleyenlerin büyük çoğunluğunun yabancı olduğu bir değerler dizgesi ile karşı karşıyaydım. Örnekse filmin başrol oyuncusu hep alışık olduğumuz gibi şöför, işçi, demirci, genel müdür, doktor, mısırcı, memur veya öğrenci eğil, ‘sanat fotoğrafçısı’ idi” (Dorsay, 1986:15).

Yönetmen, Necati Cumalı’nın Bir Sabah Gülerek Uyan oyundan uyarladığı eserinde, bir İstanbul burjuva ortamının fotoğrafını çekerken, kadın sömürüsü, erkeğin iktidarı ve cinselliğin yaşayış biçimlerini dönemine göre ileri bir yaklaşımla sinemaya yansıtır.

Oyun ve film arasında önemli farklılıklar söz konusudur. Oyunda ve filmde kadının yalnızlığı resmedilmekle birlikte oyundaki Suna’nın evlenmek istediği genç şairdir. Filmde ise bir fotoğrafçıdır. Ancak temel fark mesleki değildir. Oyundaki sanatçı kişiliği ağır basan Ergün, filmde son derece sadist bir görüntü çizer, Suna’ya zarar vermekten çekinmez. Çevresiyle kurduğu ilişkiler de son derece yozlaşmıştır. Oyunun sonunda Suna kendisiyle evlenmek isteyen kocasının bir arkadaşının teklifini kabul eder. Buna karşılık filmde Suna kimseyle evlenmez. Fotoğrafçı sevgilisiyle yaşadığı yıpratıcı ilişkiden sonra adeta erkelerden soğur ve Ayla’yla yakınlaşır. Film; Suna, Ayla ve Suna’nın çocuğunun birlikte mutlu bir biçimde resmedildiği biçimde sonlanır. Bu haliyle lezbiyen ilişkiye gönderme yapılır. Oyunda bu gönderme söz konusu değildir.

Alıntı

Dorsay Atilla, Dul Bir Kadın, Hürriyet Gösteri Yıl 1986, Sayı 15 s. 25

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi