Yönetmen: Özcan Alper Senaryo: Özcan Alper Oyuncular: Onur Saylak, Megi Kobaladze, Serkan Keskin Konu: Yusuf (Onur Saylak) 1997 yılında 22 yaşında bir lisansüstü öğrencisiyken girdiği cezaevinden, on yıl sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilir. Yusuf’u cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadeniz’deki köyünde bir tek yaşlı annesi karşılar. O cezaevindeyken babası ölmüş, ablasıysa evlenip büyük bir kente taşınmıştır. Bir gün, kentin bir başka yalnızıyla, Eka’yla (Megi Kobaladze) tanışır. Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde Yusuf, Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir. Karadeniz’in Hırçın Dalgaları Arasında Çırpınıp Duran Bir Film: Sonbahar 90’lı yılların acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan Sonbahar’la yakın tarihin eleştirel bir portresini çizen Özcan Alper, ölüm oruçlarının hakim olduğu soğuk bir atmosferde “Hayata Dönüş Operasyonu”na maruz kalmış gencecik bir adamın yaşadıkları üzerinden bir ülkenin ve toplumun travmalarına göz atıyor. Ölüm orucuna yatmış ve devletin işkencelerine maruz kalmış Yusuf, cezaevinden çıktıktan sonra her şeye o kadar yabancılık duyuyor ki gözlerindeki mor halkalar, solgun yüzü, insanlara ve hayata karşı kayıtsızlığı onu yaşayan bir ölüden farksız kılıyor. Yusuf’un cezaevinden çıkıp yaşadıklarını unutmak istercesine köyüne, dahası annesine dönüyor olması insanın varoluşsal problemlerini aşmak istercesine dünyaya geldiği yere, annesinin karnına ve dünyaya geliş şekliyle, bir cenin pozisyonunda dönmesi bu arzunun bir yanılsaması sadece. Keza, susuzluğunu aşkla giderirken de aynı pozisyonda görüyoruz Yusuf’u. Eka da Yusuf’tan farksız… Kendi kayboluş serüveninde aşka sığınan bir kadın olarak karşımızda duruyor tüm güzelliğiyle. Yusuf kayıtsız bir hâl içinde, yaşamıyor gibi ama asla umutsuz görünmüyor, gülümsüyor elverdiğince. Annesinin şefkatine sığınıyor, bir çocuğa matematik dersi veriyor, kışın ayazında yaylaya çıkmak istiyor mesela, bir kadını arzuluyor. Yalnızlığına, devletine, toplumuna, en nihayetinde Tanrı’ya direniyor. Savaşıyor ama ölesiye yorgun. İçinde yaşadığı iktidar-birey çatışmasını televizyon kanallarındaki belgesel görüntülerinden, kabuslarından görmek mümkün. Cezaevleriyle, işkencelerle, devrimcilerle ilgili tüm bu görüntüler devletin kameralarından ekrana yansıyor. Yusuf’un yaşadıklarını birebir göremediğimiz filmde, seyirci olarak sadece atmosferi hissediyoruz. Yıllarca gerçek veya sahte birçok yıpratıcı görüntüye maruz bırakılan seyirciye Tarkovskivari bir ayna tutan Alper; devletin diliyle, devletin kamerasıyla sorulması zor bir soruyu kendi karakteri ve ideolojisiyle yansıtmayı başarıyor. Gerek karakterlerin davranışları, gerek sinemasal anlamdaki Tarkovski etkileri Özcan Alper’in derinlerde yatan Çehov hayranlığıyla bağdaştırılabilir. Çehov’un “Vanya Dayı” adlı oyununa yapılan atıflar, Eka’yla Yusuf’un ilişkisi ve ikisinin de toplumdaki konumlandırılışı doğrudan Çehov etkisi taşıyor. Yusuf’un neden “içeri”den çıkar çıkmaz mücadelesine kaldığı yerden devam etmemesi üzerine de oldukça tatmin edici bir cevabı var Alper’in. Yusuf’un Karadeniz’in doğasıyla bütünleşen kayıtsız halinden anlaşılabileceği gibi atamadığı çığlıklardan, sustuğu konulara yalın bir gerçeklikle yüzleşiyor seyirci. Filminde yaratmış olduğu politik düzlemi bireysel bir travma üzerinden ele alan Alper, politik sinemanın çarpıcı örneklerinden birine; Angelopoulos’un Ulysess’ Gaze filmine de atıfta bulunmayı es geçmiyor. Eleni Karaindrou’nun hafızalarımıza kazınan eseri içinizi paramparça edecek…

Yazar Puanı

Film Değerledirmesi - 82%
Ekstra Seçenekler - 62%

72%

90’lı yılların acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan Sonbahar’la yakın tarihin eleştirel bir portresini çizen Özcan Alper, ölüm oruçlarının hakim olduğu soğuk bir atmosferde “Hayata Dönüş Operasyonu”na maruz kalmış gencecik bir adamın yaşadıkları üzerinden bir ülkenin ve toplumun travmalarına göz atıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
72

Yönetmen: Özcan Alper

Senaryo: Özcan Alper

Oyuncular: Onur Saylak, Megi Kobaladze, Serkan Keskin

Konu: Yusuf (Onur Saylak) 1997 yılında 22 yaşında bir lisansüstü öğrencisiyken girdiği cezaevinden, on yıl sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilir. Yusuf’u cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadeniz’deki köyünde bir tek yaşlı annesi karşılar. O cezaevindeyken babası ölmüş, ablasıysa evlenip büyük bir kente taşınmıştır. Bir gün, kentin bir başka yalnızıyla, Eka’yla (Megi Kobaladze) tanışır.

Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde Yusuf, Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir.

sonbahar-filmloverss-3

Karadeniz’in Hırçın Dalgaları Arasında Çırpınıp Duran Bir Film: Sonbahar

90’lı yılların acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan Sonbahar’la yakın tarihin eleştirel bir portresini çizen Özcan Alper, ölüm oruçlarının hakim olduğu soğuk bir atmosferde “Hayata Dönüş Operasyonu”na maruz kalmış gencecik bir adamın yaşadıkları üzerinden bir ülkenin ve toplumun travmalarına göz atıyor.

Ölüm orucuna yatmış ve devletin işkencelerine maruz kalmış Yusuf, cezaevinden çıktıktan sonra her şeye o kadar yabancılık duyuyor ki gözlerindeki mor halkalar, solgun yüzü, insanlara ve hayata karşı kayıtsızlığı onu yaşayan bir ölüden farksız kılıyor. Yusuf’un cezaevinden çıkıp yaşadıklarını unutmak istercesine köyüne, dahası annesine dönüyor olması insanın varoluşsal problemlerini aşmak istercesine dünyaya geldiği yere, annesinin karnına ve dünyaya geliş şekliyle, bir cenin pozisyonunda dönmesi bu arzunun bir yanılsaması sadece. Keza, susuzluğunu aşkla giderirken de aynı pozisyonda görüyoruz Yusuf’u. Eka da Yusuf’tan farksız… Kendi kayboluş serüveninde aşka sığınan bir kadın olarak karşımızda duruyor tüm güzelliğiyle.

Yusuf kayıtsız bir hâl içinde, yaşamıyor gibi ama asla umutsuz görünmüyor, gülümsüyor elverdiğince. Annesinin şefkatine sığınıyor, bir çocuğa matematik dersi veriyor, kışın ayazında yaylaya çıkmak istiyor mesela, bir kadını arzuluyor. Yalnızlığına, devletine, toplumuna, en nihayetinde Tanrı’ya direniyor. Savaşıyor ama ölesiye yorgun. İçinde yaşadığı iktidar-birey çatışmasını televizyon kanallarındaki belgesel görüntülerinden, kabuslarından görmek mümkün. Cezaevleriyle, işkencelerle, devrimcilerle ilgili tüm bu görüntüler devletin kameralarından ekrana yansıyor. Yusuf’un yaşadıklarını birebir göremediğimiz filmde, seyirci olarak sadece atmosferi hissediyoruz. Yıllarca gerçek veya sahte birçok yıpratıcı görüntüye maruz bırakılan seyirciye Tarkovskivari bir ayna tutan Alper; devletin diliyle, devletin kamerasıyla sorulması zor bir soruyu kendi karakteri ve ideolojisiyle yansıtmayı başarıyor.

Gerek karakterlerin davranışları, gerek sinemasal anlamdaki Tarkovski etkileri Özcan Alper’in derinlerde yatan Çehov hayranlığıyla bağdaştırılabilir. Çehov’un “Vanya Dayı” adlı oyununa yapılan atıflar, Eka’yla Yusuf’un ilişkisi ve ikisinin de toplumdaki konumlandırılışı doğrudan Çehov etkisi taşıyor. Yusuf’un neden “içeri”den çıkar çıkmaz mücadelesine kaldığı yerden devam etmemesi üzerine de oldukça tatmin edici bir cevabı var Alper’in. Yusuf’un Karadeniz’in doğasıyla bütünleşen kayıtsız halinden anlaşılabileceği gibi atamadığı çığlıklardan, sustuğu konulara yalın bir gerçeklikle yüzleşiyor seyirci. Filminde yaratmış olduğu politik düzlemi bireysel bir travma üzerinden ele alan Alper, politik sinemanın çarpıcı örneklerinden birine; Angelopoulos’un Ulysess’ Gaze filmine de atıfta bulunmayı es geçmiyor. Eleni Karaindrou’nun hafızalarımıza kazınan eseri içinizi paramparça edecek bir tulum sesi ve Yusuf’un film boyunca bir görünüp bir kaybolan ama varlığını hep hissettiren annesinin Karadeniz’in hırçın dalgalarına karşı söylediği “Daim Yusuf Orti” ağıdıyla birleşiyor ve böylelikle dramatik yapı doruk noktasına ulaşıyor. Film bittiğinde, Karadeniz’in sisli ve yağmurlu bir sabahında yeşil bir yolda omzunuza çöken bir ağırlıkla baş başa kalıyorsunuz.

sonbahar-filmloverss-2

Ekstra Seçenekler: Özcan Alper Sinemasının Çekirdeği

Sonbahar’ın DVD’sinde yer alan ekstra seçeneklere gelince; filmden çıkarılan sahneler ve Alper’in ilk kısalarının yanı sıra filmi parça parça izleme seçeneği de sunuluyor seyirciye. Çıkarılan sahnelerde ilk dikkatimi çeken şey; Yusuf’un filmde sadece ‘hissettirilen’ öfkesinin küfürlerle dışa vurduğu sahne oluyor. Bu sahnenin çıkarılmış olması yerinde bir karar keza karakteri olumsuz yönde etkileyebilecek bir dışa vurum filmi de aynı şekilde zedeleyebilirdi. Bir diğer çıkarılmış sahne; fanzinlerin mücadele içindeki yerine atıfta bulunmak için çekilmiş olmalı ki, filmin aynı zamanda yapımcısı olan Soner Alper’in kamera karşısına geçtiği bu kesit genel atmosferden oldukça bağımsızdı. Filmin kurgu masasında alınan kararlarla verilmiş son şeklinin bu bağlamda tatmin ettiğini söylemek zorundayım. Ekstra seçeneklerde sunulan en güzel fırsatsa; Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgârın Hatıraları’yla perçinlenen filmografisiyle son yılların dikkat çeken yerli yönetmenlerinden Özcan Alper’in Yeni Politik Sinema’yı temsil eden tarzının nasıl oluştuğuna dair fikir yürütmemize olanak sağlayan, acemilik yıllarının ürünü kısa filmlerinin varlığı… Bir Bilim Adamıyla Zaman Enleminde Yolculuk, Tokai Şehrinde Rapsodi ve Melankoli, Moto Guzzi ve Momi filmleri, ekstra seçenekler arasında yer alırken Alper’in sinemasını tanımak isteyenler için de güzel bir fırsat sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi