Sinema, yapısı itibariyle iddialı konuşmaların çok sık yapıldığı bir sanat dalıdır. En iyi film, en iyi yönetmen, başyapıt, kilometre taşı vs. gibi söylemler bazen otoriteler tarafından, bazen de düz izleyici tarafından kullanılır. Öznel bir yapıda olmasından dolayı, herkes bu söylemleri kendine göre düzenleyebilir, değiştirebilir fakat bazı işler ve kişiler vardır ki onlar üstünde tartışmanın çok da gereği yoktur. İzlediğiniz zaman siz de başkaları gibi ceketinizin düğmelerini ilikler, saygı duruşuna geçersiniz. Fatih Akın’ın Gegen Die Wand-Duvara Karşı filmi işte o filmlerden, bir şaheser, bir başyapıt.

Kısa ve Acısız, Temmuz’da ve Solino ile zaten potansiyelini ortaya koyan Akın, ustalık dönemine Duvara Karşı ile geçiş yapıyor. 2004 yapımı bu film ile Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan Akın’ın dünya sinema kulislerinde adı da bu filmden sonra daha sık anılmaya başlıyor. Kendisinin çok iyi bildiği göçmenlik ve aidiyet kavramlarını işlediği filmler ile harikalar yaratan Fatih Akın, Cannes Film Festivali’ne de bu filmle göz kırpıyor.

Cahit, karısı Katherina öldükten sonra kendini toparlayamamış, bir gece kulübünde temizlik işleriyle uğraşan bir alkoliktir. Bir akşam çektiği acılara daha fazla dayanamaz ve arabasıyla son sürat bir duvara çarpar. Ölümcül bir yara almadan kurtulur ve bir kliniğe yatırılır. Bu klinikte Sibel ile karşılaşır. Sibel, ailesinin baskılarından dolayı bunalmış ve çareyi intihar etmekte bulmuştur. Bileklerini keserek intihara kalkışan Sibel’in de teşebbüsü başarısız olur ve orada kendi kurtuluşunun anahtarı olarak Cahit’i görür. Formalite bir evlilik yapmayı kabul eden Cahit, böylelikle daha özgürce yaşamak isteyen Sibel’e yardım edecek, aynı zamanda ev işleri ve kiranın yarısı da halledilmiş olacak diye düşünmektedir. Zaman içinde ev arkadaşlığından aşka doğru bir değişim olur Cahit’in hislerinde. Bir barda kıskançlık krizine tutulan Cahit birini öldürür ve hapishaneye düşer. Ailesi tarafından dışlanan Sibel’de çareyi Türkiye’ye kaçmakta bulur. Cahit, hapishaneden çıktıktan sonra aşkının peşinden Türkiye’ye gider fakat aradan çok uzun zaman geçmiş, koşullar değişmiş, hisler farklılaşmıştır.

Duvara Karşı - filmloverss 1

Cahit, Sibel ile karşılaştığında tipik bir kaybedendir. Hayattan bir beklentisi, yaşama enerjisi yoktur. Sibel sayesinde hayata yeniden tutunur. Bunu başlangıçta kendisi de farketmiyor olsa da, Sibel’in eve çekidüzen vermesi, yemekler yapması, özgür ruhlu bu iki insanın beraber çılgınlıklar yapmaları, dans etmeleri Cahit’e iyi gelmektedir. O kadar dibe vurduktan sonra tutunulcak bir daldır Sibel, Cahit için. Her ne kadar uzun yıllardır Almanya’da olsa ve Türk alışkanlıklarına antipatiyle yaklaşsa da Sibel’in rahat tavırları ve başka erkeklerle çeşitli maceralar yaşaması Cahit’te bir doğu kıskançlığının başlamasına sebep olur. Bu kıskançlık, filizlenmeye başlayan aşkın da göstergesidir. Cahit, iş yerinden arkadaşı Şeref ile muhabbet ettiği sırada aşık olmaya başladığını itiraf eder ve bir anlık bir heyecanla ellerini barın üstündeki bardaklara vurur. Elleri kan içinde olan Cahit’e Şeref’in yaptığı aşk tanımı oldukça ilginçtir. Şeref: “Aşk ne demek sen biliyor musun? He? Aşk böyle lunaparktaki tahta ata benzer. Üzerinde hani bi ileri, bi geri gidiyormuşsun gibi bir his, sanki ayağın yerden kesiliyor, böyle bir coşku. Bi s*kime gittiğin yok.”  Cahit’in, o sözlerin ardından barın sahnesine çıkması ve ellerinden kollarına kanlar akarken ki teatrel dansı son derece etkileyicidir. Filmin genelinde bir anti-kahraman çizgisinde ilerleyen Cahit’in hapishaneden çıktıktan sonra aşkının peşinden önce İstanbul’a ardından da finalde doğduğu yer olan Mersin’e dönmesiyle Fatih Akın filmlerinde alışkın olduğumuz karakterlerin köklere geri dönme durumu gerçekleşmiş olur.

Sibel, Almanya’daki ikinci kuşak Türklerdendir. Katı bir şekilde geleneklerine bağlı olan baba; aile ve Sibel üzerinde yoğun bir baskı kurmaktadır. Arada kalmışlık yaşayan her göçmen gibi Sibel’de, çevresindeki insanlar gibi eğlenmek, hayatının tadını çıkartmak, özgür olmak istemektedir fakat bu mümkün değildir. Sibel’in bileklerini kestikten sonra ailesiyle kliniğin kantininde yaptığı konuşma sahnesi aslında çok güzel özetlemektedir durumu. Babası, abisi ve annesi ile bir masada oturan Sibel, başını masadan hiç kaldırmadan sadece kendisine veryansın eden ailenin erkeklerini dinlemektedir. Babası ve abisi masadan kalktıktan sonra, saçlarını açar, bacak bacak üstüne atar ve bir sigara yakar. Annesi neden böyle bir şey yaptığını sorduğunda “Beni rahat bırakırlar sandım” der. Formaliteden bir evlilik yaparak ailesinden uzaklaşmayı düşünen Sibel daha ilk akşamdan rastgele bir barda tanıştığı, rastgele bir adamla birlikte olur. Ertesi sabah uyandığında gelinliği ve üstündeki beyaz montla sokaklarda yürüdüğü sahne oldukça hoştu. Sibel, özgür bir kadın olmanın ne demek olduğunu öğrenmişti. Cahit ve Sibel arasında zaman içinde gelişen duygusal yakınlık, tam karşılıklı açıklanacakken Cahit’in barda Sibel’e hakaretler yağdıran bir adamı öldürmesi bütün planları alt üst eder. Cahit hapishaneye girer fakat asıl travmayı yaşayan Sibel’dir. Almanya’da daha fazla duramayacağını anlayan Sibel, İstanbul’a gider fakat orada da bir tutunamayana dönüşür. Bir yandan düzenli bir hayatı olsun isterken, bir yandan da özgür bir kadın olarak hayatını yaşamaya devam etmek istemektedir. Bu yolda tecavüze uğrar, dayak yer, bıçaklanır, ölümden döner. Cahit hapisten çıktığında, Sibel’in bir çocuğu ve yerine getirilmesi gereken sorumlulukları vardır. Cahit, beraber Mersin’e gitmeyi teklif eder fakat Sibel son saniye bundan vazgeçer. Sibel artık olgunlaşmıştır ve kurmuş olduğu düzen içinde yaşamaya devam etmesi gerekmektedir.

Duvara Karşı - filmloverss 2

Duvara Karşı’nın her sahnesi, her saniyesi üzerine oturup uzun uzun konuşulup yazılabilir fakat ben aklımda kalan en dikkat çekici noktaları kısaca hatırlatmak istiyorum. Sibel ile Cahit’in klinikten kaçarak bira içmeye gittikleri sahnede Cahit bu evliliğin olmayacağını söyledikten sonra Sibel’in bira şişesini kırıp bileğini kestiği sahne, çaresizliğin harika bir göstergesiydi. Cahit ve Şeref’in kız istemeye giderken kendi aralarındaki diyaloglar da oldukça eğlenceliydi. Düğün sahnesi ise filmin belki de mizah yönünün en ağır bastığı anlardandı. Piyanist-şantörün gelinle damadı ilk dans için sahneye davet etmesine Cahit çok kızar, istemeye istemeye dans ederler. Daha sonra yemek yemek için bir odaya götürülür gelinle damat ve burada kokain çekerler. O andan sonra düğünün en eğlenen ikilisi, başkalarının da beklediği gibi gelinle damat olur. Sibel’in abisi ve arkadaşlarıyla yapılması gereken bir ev gezmesi sırasında ise, diğerleri çapkınlıklarını anlatırken Cahit’in “Neden karılarınızı becermiyorsunuz?” sözü ve diğerlerinin verdiği çılgınca tepki oldukça başarılıydı. Sonuçta biz Türküz, her türlü pis muhabbeti yaparız, ama bu muhabbetlerin ucu bize değerse ortalığı yakıp, yıkarız. Sibel’in rakı sofrası kurması, biber dolması yapması ve fonda çalan Sezen Aksu başlamak üzere olan aşkı göstermenin en güzel yoluydu belki de. Cahit’in Sibel’e aşık olduğunu anladıktan sonra onun yastığını koklayarak uzanması ve Sibel’le tamamlanamayan sevişmeleri çok etkileyiciydi. Müzikler bütün filmlerinde olduğu gibi yine Akın’ın özel arşivinden çıkma ve gösterileni destekleme konusunda yine hedefi tam onikiden vuruyor. Konu geçişlerinde Selim Sesler ve orkestrasının Sibel Üner vokalistliğinde İstanbul’u fon alarak döktürmesi ise ayrı bir hoştu.

Önümüze konulanı nasıl eleştireceğimizi bilmeyen cahil ve cinselliği bastırılmış sapık bir toplum olarak Duvara Karşı ilk yayınlandığı zamanlarda filmle ilgili konuşulan tek konu Sibel Kekili’nin geçmişte porno filmlerinde rol almasıydı. Filmin ne anlattığı, derdi, derdini nasıl işlediği ya da oyuncuların performansları hep arka planlarda kalmıştı. Sibel Kekili, role o kadar yakışmış ki dünya üzerinde başka hiç bir kadın oyuncunun o rolde öyle bir performans sergileyebileceğini zannetmiyorum. Fatih Akın’ın çıplaklıkla yaratmak istediği doğallığın içinde hiç sırıtmadan, rahatlıkla hareket etmesi, mutluluğu, mutsuzluğu, özgürlüğü ve çaresizliği bu kadar güzel yansıtabilmesi takdiri hakediyor. Cahit rolündeki Birol Ünel ise yoğun bir çirkin karizmasına sahip. Sarhoş ve başına buyruk, dengesiz Cahit karkterine kendinden de bir şeyler katarak sinema tarihinin en güzel anti-kahramanlarından birini ortaya koymuş. Yan karakterler de oldukça doğru tercihlerle filmi desteklemede üstlerine düşeni bir hayli başarılı şekilde yerine getiriyorlar. Birol Güven’in Şeref rolünde harikalar yarattığını söylemeden geçemeyeceğim. Meltem Cumbul’un ise İstanbul’lu iş kadını rolüne görsel olarak iyi oturduğunu fakat onun dışında rol, konuşma ve mimik olarak biraz sırıttığını belirtebiliriz.

Fatih Akın; çok başarılı bir yönetmen ve  Duvara Karşı onun filmografisi içinde en üst noktada duran, en ciddi film. Koşulların, şartların birey üzerinde nasıl tahripler yaratabildiğinin, küçük olayların nasıl güzellikler yaratabileceğinin, aidiyet problemleri, aşk ve çok daha fazlasının bulunabileceği bir başyapıt. Zamanında saçma tartışmalara kurban gitmek üzere olan bu filmin değeri günümüzde belli çevreler tarafından anlaşılmış olsa da, umarım gelecekte daha fazla insan tarafından anlaşılacaktır.  

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi