Her filmi birbirinden çok ses getiren, tartışılan, günümüzün en popüler olduğu kadar en başarılı, disiplinli ve yetenekli yönetmenlerinden olan Christopher Nolan, en son üç yıl önce bilimkurgu türünde çektiği Interstellar ile sinema yazarlarını ve izleyici kitlesini ikiye bölmüştü. Ödül törenlerinde es geçilen ve azımsanmayacak bir kitlenin burun kıvırarak Nolan’ın en zayıf filmi ilan ettiği Interstellar, buna rağmen zamanla büyük bir hayran kitlesi yaratarak bilimkurgu başyapıtı ilan edildi. –ben de bu ikinci kitleye dahildim- Birçok kişi tarafından inşa ettiği filmografi biçimiyle Stanley Kubrick’in izinden gittiği söylenen Nolan, yeni filmi Dunkirk ile bir savaş filmi çekeceğini açıkladığında hem bu tanım daha belirginleşti hem de yarattığı heyecan iki katına çıktı. Öyle ki, filmin yurt dışı eleştirmen yorumlarına baktığımızda Dunkirk şimdilik yönetmenin Memento’dan beri en çok sahiplenilen filmi olmuş konumunda. Hakkında olumsuz yorumlara rastlamak pek mümkün olmadığı gibi Nolan’ın en iyi filmi olduğu ve gelmiş geçmiş en iyi savaş filmi olduğunu söyleyen yorumlar bile mevcut. Peki, Dunkirk yönetmenin filmografisinde nerede konumlanıyor ve Nolan savaş filmi modeline nasıl bir yorum getiriyor? II. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen en önemli olaylardan Dunkirk Tahliyesi, Fransa’nın İngiltere’ye çok yakın Dunkirk bölgesinde İngiltere, Fransa, Kanada ve Belçika’ya ait müttefik ordulardan oluşan 400 bin askerin Alman ordusu tarafından kuşatılmasını ve Winston Churchill’in emriyle yüzebilen her şeyin Dunkirk’e giderek İngiliz askerlerini tahliye etmesini içeriyordu. Nolan, bu ‘geri çekilme harekatı’nı kendi sinemasının görsel ve kurgusal kodlarından ödün vermeyen bir anlatıyla ele alıyor. Üç farklı karakter üzerinden oluşturduğu hikaye örgüsünü üç paralel akışta –hava, deniz ve kara-, üç eşit parçaya bölerek anlatmayı seçen Nolan, kurgu içerisinde zaman algısıyla da oynamaya başlıyor. Sahilde gerçekleşen olaylar bir haftayı, deniz yoluyla ilgili kısımlar bir günü, hava yoluyla gerçekleşen operasyonlar ise bir saatten fazla bir dilimi ele alıyor. Nolan’ın bu kurgu-zaman ilişkisine filmin süresi boyunca neredeyse hiç susmayarak gerilimi her saniyesinde yükselten Hans Zimmer müzikleri ve Hoyte van Hoytema’nın 70mm IMAX kameralarla görkemli bir sinemasal doygunluk yaşatan görüntüleri eşlik ettiğinde teknik açıdan hayranlık uyandırıcı bir mühendislik ortaya çıkıyor. Filmin kinetik aksiyonu ve heyecan verici temposu 106 dakika boyunca gözümüzü kırpmamıza izin vermiyor. Dunkirk: Christopher Nolan’dan Teknik Kusursuzluğu, Duygusal Kalıcılığını Bastıran Bir Savaş Filmi Dunkirk’i hem bir savaş filmi hem de Nolan filmografisinde bir film olarak değerlendirdiğimizde ortaya şu farklılıklar çıkıyor. Dunkirk, -Following’i saymazsak- yönetmenin en kısa süreli filmi. Oldukça fazla diyalog barındıran Nolan senaryolarına göre minimum diyalog içererek savaş aksiyonunu ve hayatta kalmayı odak noktasına alıyor. İlk defa bir Nolan filminde net bir başrol oyuncusu yok, Fionn Whitehead, Mark Rylance ve Tom Hardy’e neredeyse eşit oranda ekran süresi paylaştırılan bir kurgu mevcut. Filmin düşman karakterleri olan Alman askerleri bir kez olsun gösterilmiyor, yoğun bombalamalar, mermiler ve mücadeleler arasında sadece İngiliz askerlerine odaklanıyoruz. Birkaç saniyelik bir figüran haricinde filmde hiç kadın oyuncu bulunmuyor. Karakterleri duygusal açıdan besleyecek bir eş, bir sevgili, bir çocuk, ya da abi-kardeş gibi motivasyonlardan senaryoda özellikle uzak duruluyor, sadece savaş ortamında hayatta kalmaya çalışan askerlere ve fedakarlıkta bulunan kişilere odaklanıyoruz. Teknik özellikleri haricinde senaryoyu odak noktasına aldığımızda Nolan’ın en düz, sürprizsiz, olay örgüsü sadece hayatta kalma ve aksiyon sahneleri üzerinde odaklandırılmış senaryosuyla karşı karşıyayız. Dunkirk’te…

Yazar Puanı

puan - 80%

80%

Dunkirk, görsel, işitsel ve kurgusal açıdan Nolan’ın mühendisliğini her saniyesinde hissettiren bir savaş filmi olmasına rağmen senaryosu yönetmenin tarzına göre daha düz ve iddiasız kalıyor. Nolan’ın bugüne kadarki yüksek çıtası sebebiyle belki filmografisinde ilk sıralarda yer alamayacak olsa da gayet iyi çekilmiş ve mutlaka IMAX olarak deneyimlenmesi gereken bir savaş draması.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 22 votes)
80

Her filmi birbirinden çok ses getiren, tartışılan, günümüzün en popüler olduğu kadar en başarılı, disiplinli ve yetenekli yönetmenlerinden olan Christopher Nolan, en son üç yıl önce bilimkurgu türünde çektiği Interstellar ile sinema yazarlarını ve izleyici kitlesini ikiye bölmüştü. Ödül törenlerinde es geçilen ve azımsanmayacak bir kitlenin burun kıvırarak Nolan’ın en zayıf filmi ilan ettiği Interstellar, buna rağmen zamanla büyük bir hayran kitlesi yaratarak bilimkurgu başyapıtı ilan edildi. –ben de bu ikinci kitleye dahildim- Birçok kişi tarafından inşa ettiği filmografi biçimiyle Stanley Kubrick’in izinden gittiği söylenen Nolan, yeni filmi Dunkirk ile bir savaş filmi çekeceğini açıkladığında hem bu tanım daha belirginleşti hem de yarattığı heyecan iki katına çıktı. Öyle ki, filmin yurt dışı eleştirmen yorumlarına baktığımızda Dunkirk şimdilik yönetmenin Memento’dan beri en çok sahiplenilen filmi olmuş konumunda. Hakkında olumsuz yorumlara rastlamak pek mümkün olmadığı gibi Nolan’ın en iyi filmi olduğu ve gelmiş geçmiş en iyi savaş filmi olduğunu söyleyen yorumlar bile mevcut. Peki, Dunkirk yönetmenin filmografisinde nerede konumlanıyor ve Nolan savaş filmi modeline nasıl bir yorum getiriyor?

II. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen en önemli olaylardan Dunkirk Tahliyesi, Fransa’nın İngiltere’ye çok yakın Dunkirk bölgesinde İngiltere, Fransa, Kanada ve Belçika’ya ait müttefik ordulardan oluşan 400 bin askerin Alman ordusu tarafından kuşatılmasını ve Winston Churchill’in emriyle yüzebilen her şeyin Dunkirk’e giderek İngiliz askerlerini tahliye etmesini içeriyordu. Nolan, bu ‘geri çekilme harekatı’nı kendi sinemasının görsel ve kurgusal kodlarından ödün vermeyen bir anlatıyla ele alıyor. Üç farklı karakter üzerinden oluşturduğu hikaye örgüsünü üç paralel akışta –hava, deniz ve kara-, üç eşit parçaya bölerek anlatmayı seçen Nolan, kurgu içerisinde zaman algısıyla da oynamaya başlıyor. Sahilde gerçekleşen olaylar bir haftayı, deniz yoluyla ilgili kısımlar bir günü, hava yoluyla gerçekleşen operasyonlar ise bir saatten fazla bir dilimi ele alıyor. Nolan’ın bu kurgu-zaman ilişkisine filmin süresi boyunca neredeyse hiç susmayarak gerilimi her saniyesinde yükselten Hans Zimmer müzikleri ve Hoyte van Hoytema’nın 70mm IMAX kameralarla görkemli bir sinemasal doygunluk yaşatan görüntüleri eşlik ettiğinde teknik açıdan hayranlık uyandırıcı bir mühendislik ortaya çıkıyor. Filmin kinetik aksiyonu ve heyecan verici temposu 106 dakika boyunca gözümüzü kırpmamıza izin vermiyor.

Dunkirk: Christopher Nolan’dan Teknik Kusursuzluğu, Duygusal Kalıcılığını Bastıran Bir Savaş Filmi

Dunkirk’i hem bir savaş filmi hem de Nolan filmografisinde bir film olarak değerlendirdiğimizde ortaya şu farklılıklar çıkıyor. Dunkirk, -Following’i saymazsak- yönetmenin en kısa süreli filmi. Oldukça fazla diyalog barındıran Nolan senaryolarına göre minimum diyalog içererek savaş aksiyonunu ve hayatta kalmayı odak noktasına alıyor. İlk defa bir Nolan filminde net bir başrol oyuncusu yok, Fionn Whitehead, Mark Rylance ve Tom Hardy’e neredeyse eşit oranda ekran süresi paylaştırılan bir kurgu mevcut. Filmin düşman karakterleri olan Alman askerleri bir kez olsun gösterilmiyor, yoğun bombalamalar, mermiler ve mücadeleler arasında sadece İngiliz askerlerine odaklanıyoruz. Birkaç saniyelik bir figüran haricinde filmde hiç kadın oyuncu bulunmuyor. Karakterleri duygusal açıdan besleyecek bir eş, bir sevgili, bir çocuk, ya da abi-kardeş gibi motivasyonlardan senaryoda özellikle uzak duruluyor, sadece savaş ortamında hayatta kalmaya çalışan askerlere ve fedakarlıkta bulunan kişilere odaklanıyoruz. Teknik özellikleri haricinde senaryoyu odak noktasına aldığımızda Nolan’ın en düz, sürprizsiz, olay örgüsü sadece hayatta kalma ve aksiyon sahneleri üzerinde odaklandırılmış senaryosuyla karşı karşıyayız.

Dunkirk’te elbette karakterleri kişisel olarak tanımamız, geçmişlerini öğrenmemiz ya da onlarla aşırı bir bağ kurmamız gerekmiyor. Neticede filmin esas amacı Hitler Almanyası tarafından köşeye sıkıştırılmış 400 bin askerin insani ya da milliyetçi duygularla Dunkirk’ten bir an önce tahliye edilmesi. Fakat bu bağlamda filmin kimi sahnelerinde ve karakterlerinde senaryo açısından pek de gerekli görülmeyen detaylar ortaya çıkıyor. Karakterlerden birinin ölüm sahnesinde hiçbir duygu hissetmiyoruz mesela. Karakter ne kadar masum olursa olsun –olayın da çok hızlı gelişmesiyle birlikte- o anı destekleyecek duygusal arka plandan yoksun bırakıldığı için. Ya da bir sahne haricinde filmin süresi boyunca suratının tamamını göremediğimiz Tom Hardy’nin – The Dark Knight Rises/Bane!- finaldeki durumunda hissetmemiz gereken duygusal etkileşimi alamıyoruz. Cillian Murphy’nin karakterinin filme tam olarak ne gibi bir katkı sağladığını anlamlandırmakta zorlanıyoruz.

Dunkirk, sinema çevrelerince birçok kişi tarafından ‘yılın en iyi filmi’, ‘Christopher Nolan’ın en iyi filmi’ ya da ‘gelmiş geçmiş en iyi savaş filmi’ olarak nitelendirildiğine ve Imdb, rottentomatoes, metacritic gibi sitelerde geçen yılın Manchester by the Sea, Moonlight ve La La Land filmleri kadar yüksek puanlar aldığına göre kuşkusuz 2018 Oscar ödüllerinde karşımıza çıkacak en güçlü adaylardan biri olacaktır. Henüz erken olmasına rağmen film, yönetmen, senaryo, kurgu, müzik, görüntü yönetimi, prodüksiyon tasarımı, ses kurgusu ve ses miksajı olmak üzere en az 9 dalda adaylık alabileceğini tahmin etmek hayal değil. Oyunculuk dalları ise hem birbirlerine ayrılan eşit süreden ötürü hem de adaylık alabilecek derecede güçlü oyunculuklar içermemesi sebebiyle boş kalacak gibi. Sadece Mark Rylance’ın senaryo içindeki konumu, karakterinin duruşu ve yakın zamanda Oscar kazanan ismiyle belki ön plana çıkabileceği söylenebilir.

Dunkirk, görsel, işitsel ve kurgusal açıdan Nolan’ın mühendisliğini her saniyesinde hissettiren bir savaş filmi olmasına rağmen senaryosu yönetmenin tarzına göre daha düz ve iddiasız kalıyor. Nolan’ın bugüne kadarki yüksek çıtası sebebiyle belki filmografisinde ilk sıralarda yer alamayacak olsa da gayet iyi çekilmiş ve mutlaka IMAX olarak deneyimlenmesi gereken bir savaş draması.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi