Başrollerinde Yeşilçamseverlerin birbirlerine en çok yakıştırdığı Türkan Şoray ve Kadir İnanır ikilisinin bulunduğu 1972 yapımı Dönüş filmi, aynı zamanda Türkan Şoray’ın ilk yönetmenlik denemesi. Hikayenin kendisi de Şoray’a ait. 1973 yılında Yedinci Sanat dergisine verdiği röportajda yaklaşık bir yıl boyunca üzerine düşündüğü, resim resim zihninde canlandırdığı bir hikaye olduğunu söylüyor bunun. Fikrini birçok yönetmen ve yapımcı ile paylaşıyor fakat hikaye ile gerçekten ilgilenen tek kişi dönemin önemli yapımcılarından olan İrfan Ünal oluyor. Hatta Şoray’ı bu filmi kendisinin yönetmesine ikna eden kişi de yine İrfan Ünal. Hikayeyi senaryolaştıran kişi ise yazdığı 395 film senaryosu ile Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Sefa Önal.

Filmi, bir dönem Türkiye sinemasında yaygın olarak kendini gösteren “köy filmleri” kategorisine koyabiliriz. Köy filmlerinde çok yaygın olarak rastladığımız zengin ağa – fakir köylü karşıtlığı bu hikayede de benzer bir şekilde kendine yer buluyor. Ve tabii ki Yeşilçam filmlerinin olmazsa olmazı aşk ve bu aşka engel düşmanlar! Gülcan (Türkan Şoray) ve İbrahim (Kadir İnanır) birbirini seven iki genç aşık. En büyük hayalleri ise başkalarına ırgat olmaktan kurtulup kendi tarlalarına sahip olmak, kendi mahsüllerini yetiştirmek. Ne var ki klasik ağa tiplemesinde sıkça gördüğümüz Bilal İnci tarafından canlandırılan Reşit Ağa da Gülcan’ı sevmektedir. Reşit Ağa, borçlandırdığı bir köylünün elinden toprağını alırken görüyor ilk Gülcan’ı. Film de bu sahne ile açılıyor zaten. Gülcan dik başlı, kolay kolay boyun eğmeyecek bir karakter. Bunu daha ilk sahneden belli ediyor. Ağa’nın yaptığı haksızlığa tek başına karşı duruyor ve lafını esirgemeden Ağa’nın yüzüne karşı söylüyor bunları. Ağa da tam bu yüzden seviyor Gülcan’ı. Gülcan onda bir saplantıya dönüşüyor. Belki Gülcan’ın kendisinden çok böyle dik başlı bir kadına boyun eğdirme tutkusu ile dolup taşıyor. Filmi götüren esas unsur Ağa ile Gülcan arasındaki bu çatışma oluyor.

Yukarıda Dönüş filminin Yeşilçam Sineması’nda sıkça karşılaştığımız öykülerden biri olduğunu söyledik. Filmdeki temel çatışmaları, olay örgüsünü, tiplemeleri düşündüğümüzde bu söylediğimin büyük ölçüde doğru olduğunu görmek mümkün. Fakat burada bırakmak filme büyük bir haksızlık olacaktır. Filmi önemli kılan unsurlardan bir tanesi Gülcan’ın bir kadın olarak tek başına verdiği mücadele. Yeşilçam filmlerinde bir kadına aşık iki erkeğin mücadelesine, o kadın uğruna kıran kırana dövüşmesine çokça alıştık. Ama bu filmde erkekler çatışmıyor. Hatta İbrahim bu aşk hikayesinde de, Ağa ile yaşanan çatışmada da çok geri planda kalıyor. Gülcan ise İbrahim’i sevmeye, onunla birlikte kurdukları hayal uğruna sonuna kadar dövüşmeye hazır, öyle de yapıyor zaten. Tek yönlü bir karakter değil. Evet kocasına aşık ve başka erkekler tarafından da arzulanan bir kadın. Ama aynı zamanda yeri geldiğinde tek başına tarlayı da süren, çocuğunu tek başına büyüten ve uzaklardaki kocasına mektup yazabilmek için okuma yazma öğrenen bir kadın. Tüm bunları yaparken bir yandan da Reşit Ağa ve onun emrinde çalışanların kışkırttığı köylüler ile kıran kırana bir mücadele veriyor. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen hiç pes etmeden var gücü ile savaşıyor. Bu açıdan baktığımızda Yeşilçam Sinema’sında çok sık rastlamadığımız oldukça güçlü bir kadın karakter Gülcan!

Dönüş: Almanya’ya İşçi Göçünü Anlatan İlk Film

Dönüş filmini Türkiye sinema tarihi açısından değerlendirdiğimizde ise, bu filmin Türkiye sinemasında 1960’larda başlayan Almanya’ya işçi göçlerini ele alan ilk film olduğunu görüyoruz. Hayallerini gerçekleştirmek için Gülcan ve İbrahim, Ağa’nın adamı Müslim’e (Osman Alyanak) borçlanıyorlar. Müslim önce ödeme konusunda rahat olmalarını, mahsul elde ettikleri zaman ellerine para geçtikçe yavaş yavaş ödeyebileceklerini söylüyor. Gülcan ve İbrahim de büyük bir hevesle işe koyuluyorlar. Tarladaki tohumlarla beraber onların içindeki umutlar da yeşeriyor. Ama tabii ki Reşit Ağa boş durmuyor ve Gülcan’la İbrahim’i ayırmak için Müslim Emmi aracılığı ile onları sıkıştırıyor. Müslim tarlanın borcunu bir an önce ödemezlerse tarlayı ellerinden almakla tehdit ediyor. Bir yandan da İbrahim’in aklına Almanya’ya gitme fikrini düşürüyor. Almanya’ya gidip birkaç ay çalıştıktan sonra memleketine dönmek, borcunu ödediği tarlasında kendi ürünlerini yetiştirmek fikri İbrahim’e cazip geliyor. Gülcan ne kadar bu fikre karşı çıksa da kar etmiyor ve İbrahim Almanya’ya gidiyor.

Her ne kadar İbrahim’in Almanya’da yaşadıklarına şahit olmasak da, döndüğünde Gülcan ile arasında geçen diyaloglardan yaşadığı içsel çatışmayı okuyabiliyoruz. İbrahim artık köyünün sınırlarını geçmiş, Almanya’da başka bir dünya, başka bir hayat ile tanışmıştır. Köy hayatı ona yavan ve boş gelmektedir. Hayalini Almanya’da musluklardan akan sıcak sular, düğmeye basınca ışıldamaya başlayan avizeler, Volkswagen marka otomobiller ve şık elbiseler giymiş kadınlar süslemektedir. Gülcan’ın tarla ile ilgili hayallerini boş gözlerle dinler. Ve “bir gün döneceğim” diyerek yeniden Almanya’ya gider. Bu kadarı bile İbrahim’in bir zamanlar yaşadığı topluma olan yabancılaşmasını göstermeye yetiyor.

Türkan Şoray hikayesini yazarken o dönem basında sıkça yer alan Almaya’dan dönüş hikayelerinden esinleniyor. Yedinci Sanat dergisine verdiği röportajında İbrahim’in yaşadığı yabancılaşmaya filminde daha fazla yer vermek istediğini ama filmin yapımcısının “Ben Türkan Şoray filmi çekiyorum” diyerek buna izin vermediğini söylüyor. Bu sebeple Şoray havaalanında ve Almanya’da çekmeyi planladığı sahnelere filminde yer veremiyor. Şoray aynı röportajda sinema camiasının kendisine kuşku ile yaklaştığından, kimi oyuncuların “meslek haysiyeti”nden dem vurarak filminde yer almak istemediğinden söz ediyor. Fakat sonuç olarak ortaya izlemeye gerçekten değer bir film çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi