Valeria Bruni Tedeschi’nin Yann Coridian ile ortaklaşa yaptıkları belgesel, Doksanlarında Bir Genç Kız – Une Jeune Fille De 90 Ans; aslında, oldukça ünlü koreograf ve dansçı Thierry Thieû Niang’ın Alzheimer hastalarının zayıflamış hareket kabiliyetlerini yönetmek ve işlevsellik kazandırmak için onlarla birlikte yaptığı şifa dansları hakkında bir film olarak planlanmış. Fakat Thierry’nin hastalarından biri olan, hatta filme de adını veren, doksanlı yaşlarındaki Blanche Moreau’nun Thierry ile yaptığı danslardan ve ikilinin aşk, aşık olmak üzerine gerçekleştirdikleri konuşmalardan sonra film; Blanche Moreau’nun kurgusal aşk hikayesine dönüşmüş. Zaten belgeseli izlerken gerçeklik ve kurgunun birbirine çok sık karıştığını fark edeceksiniz. Bu durum yer yer belgeselden kopmamıza ve filmi belgesel etiği özelinde sorgulamamıza sebep olsa da yönetmenler Tedeschi ve Coridian’ın konu hakkında yapmış olduğu samimi açıklamalar çekinceli düşüncelerimizi yıkmayı başarıyor.

Doksanlarında Bir Genç Kız: Dansın Şifası

Dansın uyaran ve hayata bağlayan iyileştirici -şifalı- gücünden ilham alan belgesel, var oluşu sonsuz uykuya dalmış ve neredeyse tüm anılarını, hatıralarını kaybetmiş Blanche Moreau’nun Thierry Thieû Niang’ın dansları sayesinde zamanı yeniden keşfederek hatıralarına dokunmasının hikayesi. Blanche Moreau 92 yaşında ve bir hastanenin geriatri bölümünde kendisi gibi Alzheimer’lı hastalarla birlikte kalıyor. Kendisiyle dünyanın geri kalanı arasına bir perde çekmiş. Yemek yerken zorlanıyor ve kendini hep çok yorgun hissediyor. Bu durum elbette şu andan bakınca bize çok uzak görünebilir; ama hayatının en az bir döneminde yaşlanmayı, yaşlılığı sorgulamış biriyseniz filmin sizi içine almasına imkan tanıyın derim. Zira bu nazik insan dokunuşunun, hareketin yarattığı his; hayata tutunmanın, yaşamın ve nefes almanın ne denli mucizevi olduğunu yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Nitekim kelimeler bağlamından koptuğu için (filmdeki hastaların tamamen anlamını yitirmiş biçimde, sürekli aynı kelimeleri veya cümleleri tekrar ettikleri durumlarda apaçık görülebilir) devingen bir hareket edimi onlar için tek makul iletişim biçimi olarak görülüyor. Çünkü hareket dediğimiz şeye; geçmişle gelecek arasındaki bağlantıları inşa etmek için değil, ama zihnimiz ve dünya arasındaki bağlantıları kurmak için ihtiyacımız var.

Blanche filmde ilk olarak yaşlılığın “dayanılmaz ve trajik çirkinliği” ile dolu, uzun ve özenli yakın çekimler ile gösterilir, ancak sonra bilinçsizliğinden hayata ve anılarının duyusal kökenlerine doğru bir uyanış gerçekleştirir. Ölümü çağrıştıran ihtiyarlık maskesi, dans etmeye başlamasıyla birlikte her duyguyu ve düşünceyi yansıtan etkileyici ve aydınlık bir yüze dönüşür ve nihayetinde düşer. Hayatının son demlerine geldiğini ve artık bir geleceği olmadığını düşündüğümüz Blanche, ölümden yaşama doğru bir geri dönüş yapmış ve zamanı geri sarmıştır. Bu dönüşüme aracılık eden kişi elbette Thierry’dir. Çünkü Thierry’nin dokunuşları Blanche’ın yüzündeki ölüm maskesinin üstesinden gelir ve hafızanın sınırlarını aşar.

Doksanlarında Bir Genç Kız, ne zaman ne de yaş sınırı tanımayan dansın yani hareketin sürekliliğini, devingenliğini ve iyileştirici gücünü gösterir. Yine aynı şekilde, anlatıyı okumanın ve anlamanın tek yolunun empati kurabilmek olduğunu duyusal bir deneyimle sunar. Nitekim, Thierry’nin danslarını takip ederken hem biz seyirciler hem de filmdeki hastalar birbirimizle uyumlu bir şekilde hareket etmeye başlarız; böylece dördüncü duvar yıkılır ve dansın şifası içimize dolar.

 

Valeria Bruni Tedeschi'nin Yann Coridian ile ortaklaşa yaptıkları belgesel, Doksanlarında Bir Genç Kız - Une Jeune Fille De 90 Ans; aslında, oldukça ünlü koreograf ve dansçı Thierry Thieû Niang’ın Alzheimer hastalarının zayıflamış hareket kabiliyetlerini yönetmek ve işlevsellik kazandırmak için onlarla birlikte yaptığı şifa dansları hakkında bir film olarak planlanmış. Fakat Thierry’nin hastalarından biri olan, hatta filme de adını veren, doksanlı yaşlarındaki Blanche Moreau’nun Thierry ile yaptığı danslardan ve ikilinin aşk, aşık olmak üzerine gerçekleştirdikleri konuşmalardan sonra film; Blanche Moreau’nun kurgusal aşk hikayesine dönüşmüş. Zaten belgeseli izlerken gerçeklik ve kurgunun birbirine çok sık karıştığını fark edeceksiniz. Bu durum yer yer belgeselden kopmamıza ve filmi belgesel etiği özelinde sorgulamamıza sebep olsa da yönetmenler Tedeschi ve Coridian’ın konu hakkında yapmış olduğu samimi açıklamalar çekinceli düşüncelerimizi yıkmayı başarıyor. Doksanlarında Bir Genç Kız: Dansın Şifası Dansın uyaran ve hayata bağlayan iyileştirici -şifalı- gücünden ilham alan belgesel, var oluşu sonsuz uykuya dalmış ve neredeyse tüm anılarını, hatıralarını kaybetmiş Blanche Moreau'nun Thierry Thieû Niang’ın dansları sayesinde zamanı yeniden keşfederek hatıralarına dokunmasının hikayesi. Blanche Moreau 92 yaşında ve bir hastanenin geriatri bölümünde kendisi gibi Alzheimer'lı hastalarla birlikte kalıyor. Kendisiyle dünyanın geri kalanı arasına bir perde çekmiş. Yemek yerken zorlanıyor ve kendini hep çok yorgun hissediyor. Bu durum elbette şu andan bakınca bize çok uzak görünebilir; ama hayatının en az bir döneminde yaşlanmayı, yaşlılığı sorgulamış biriyseniz filmin sizi içine almasına imkan tanıyın derim. Zira bu nazik insan dokunuşunun, hareketin yarattığı his; hayata tutunmanın, yaşamın ve nefes almanın ne denli mucizevi olduğunu yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Nitekim kelimeler bağlamından koptuğu için (filmdeki hastaların tamamen anlamını yitirmiş biçimde, sürekli aynı kelimeleri veya cümleleri tekrar ettikleri durumlarda apaçık görülebilir) devingen bir hareket edimi onlar için tek makul iletişim biçimi olarak görülüyor. Çünkü hareket dediğimiz şeye; geçmişle gelecek arasındaki bağlantıları inşa etmek için değil, ama zihnimiz ve dünya arasındaki bağlantıları kurmak için ihtiyacımız var. Blanche filmde ilk olarak yaşlılığın "dayanılmaz ve trajik çirkinliği" ile dolu, uzun ve özenli yakın çekimler ile gösterilir, ancak sonra bilinçsizliğinden hayata ve anılarının duyusal kökenlerine doğru bir uyanış gerçekleştirir. Ölümü çağrıştıran ihtiyarlık maskesi, dans etmeye başlamasıyla birlikte her duyguyu ve düşünceyi yansıtan etkileyici ve aydınlık bir yüze dönüşür ve nihayetinde düşer. Hayatının son demlerine geldiğini ve artık bir geleceği olmadığını düşündüğümüz Blanche, ölümden yaşama doğru bir geri dönüş yapmış ve zamanı geri sarmıştır. Bu dönüşüme aracılık eden kişi elbette Thierry’dir. Çünkü Thierry’nin dokunuşları Blanche’ın yüzündeki ölüm maskesinin üstesinden gelir ve hafızanın sınırlarını aşar. Doksanlarında Bir Genç Kız, ne zaman ne de yaş sınırı tanımayan dansın yani hareketin sürekliliğini, devingenliğini ve iyileştirici gücünü gösterir. Yine aynı şekilde, anlatıyı okumanın ve anlamanın tek yolunun empati kurabilmek olduğunu duyusal bir deneyimle sunar. Nitekim, Thierry’nin danslarını takip ederken hem biz seyirciler hem de filmdeki hastalar birbirimizle uyumlu bir şekilde hareket etmeye başlarız; böylece dördüncü duvar yıkılır ve dansın şifası içimize dolar.  

Yazar Puanı

Puan - 67%

67%

67

Dansın uyaran ve hayata bağlayan iyileştirici -şifalı- gücünden ilham alan belgesel, var oluşu sonsuz uykuya dalmış ve neredeyse tüm anılarını, hatıralarını kaybetmiş Blanche Moreau'nun Thierry Thieû Niang’ın dansları sayesinde zamanı yeniden keşfederek hatıralarına dokunmasının hikayesi.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
67
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi