Edebiyat tarihine baktığımızda kitapları en çok satan isimlerin başında gelen, polisiye türünün en iyi yazarlarından biri olan Agatha Christie’nin romanlarından neden eli yüzü düzgün bir başyapıt çıkmıyor? Bugüne kadar 40’tan fazla sinema, 20’den fazla televizyon filmine uyarlanan romanların başarısı ortadayken beyazperdede bu hikayeler neden o kadar etkileyici durmuyor? Yanlış anlaşılmasın; Christie uyarlamalarının aralarında çok iyi olanlar, kalburüstü yapımlar ya da en azından vasat üstü filmler var: Billy Wilder’ın yönettiği benzersiz Witness for The Prosecution’a ek olarak Death on The Nile, Murder She Said, And Then There Were None gibi filmler belli bir seviyenin üzerindedirler. Bu filmlere, çok yıldızlı ve 1974 tarihli Murder on The Orient Express’i de sondan ekleyebiliriz. Peki geriye kalan uyarlamalar neden başarısızdı ve Agatha Christie’nin bizzat kendisi sinema uyarlamalarından nefret ediyordu? Bana göre bu sorunun cevabı, usta yazarın anlatımındaki unsurlarda gizlidir. Christie’nin yarattığı dünyayı fazlasıyla imgesel ve köşeli bulmuşumdur. Christie, hikayelerinin geçtiği dönemleri iyi yansıtır fakat bunları genellikle belirli kalıplar çerçevesinde verir. Yani İstanbul'u ele alıyorsa fazlasıyla oryantalisttir, karakterler de bu kalıplar çerçevesinde hareket ederler. Bu tercih tabii ki bilinçlidir; çünkü okuyucuya sunulan dünya onun için tanıdık olmalıdır. Böylece o da ön bilgiyi hızlıca özümseyerek anlatıya yoğunlaşır. Fakat iş sinemaya geldiğinde bundan daha fazlası lazımdır; her unsuru ayrıntıyla planlanmış bir dünya yaratmak zorunda kalırsınız ve yeri geldiğinde milyonlarca insan tarafından okunan bir kitabı hala ilgi çekici kılmak için günceli yakalamaktan, yeni yorumlar getirmekten kaçınmamanız gerekir. Kenneth Branagh tarafından yeniden sinemaya uyarlanan Doğu Ekspresinde Cinayet - Murder on The Orient Express ise bu açıdan eksik kalan bir çaba olarak kalırken, kitabın şık bir sunumu olmaktan öteye gidemiyor. Sunum Güzel Ama Tat Vermiyor Shakespeare uyarlamaları ile tanıdığımız Kenneth Branagh, bir röportajında neden ünlü şairden vazgeçmediği sorusuna “Dünya değişiyor ve büyük hikayeler ya da eserler, şu an içinde bulunduğumuz atmosferde yeniden yankılanıyor” cevabını veriyordu. Yani Branagh’ın uyarlama çabasının altında, Christie’nin ünlü eserine de güncel bir pencereden bakma çabası bulunuyor. İşin teknik boyutuna baktığımızda bu çabanın karşılığı alınıyor. 65 mm ile çekilen film, büyük kısmı tren vagonları gibi dar mekanlarda geçen anlatıda bir genişlik hissi yaratırken alanın efektif ve dramatik kullanımı açısından imkanları artırıyor. Yoğun kullanılan steadicam çekimleri ile hepsi potansiyel suçlu olan karakterleri kesintisiz takip ediyor, Tanrı gözü çekimleri ile bütünün parçalarını daha rahat görebiliyoruz. Yine dönemi yansıtmak için gerçek bir tren inşa etme çabasını takdir etsem de filmdeki mekanlarda kullanılan yoğun CGI’ın rahatsız edici olduğunu söyleyebilirim. Filmin içine girdiği yoğun şıklık arayışı, onu ister istemez organik ve gerçek mekanlardan koparıyor. 1930’ların Kudüs’ünü ya da İstanbul’unu yansıtmak isterken bir bilgisayar oyununu andıran efekt kullanımı, Doğu Ekspresi’ni de Kutup Ekspresi’ne çeviriyor. Bu tercihler, gerçeği arayan bir filmde fazlasıyla yapay duruyor. Locke filminde dar alanda harikalar yaratan görüntü yönetmeni Haris Zambarloukos’tan bu sefer bir Thor filmi beklemek, pek doğru bir tercih olmuyor. Yukarıda bahsi geçen Christie’nin tanıdık mekanlar yaratma çabasında kolaya kaçılması, mekanlara yabancılaşmamız ile sonuçlanıyor. Doğu Ekspresinde Cinayet: Sıkıntı Bıyık Değil, Büyük! Zaten film ilerledikçe tüm bu şıklık çabasının, aslında bir şeyleri örtme çabasına dönüştüğünü görüyoruz. Bu eksikliklerin en büyük nedeni ise, romana güncel bir yorum getirme çabası ile nostaljiyi korumanın şıklığı…

Yazar Puanı

Puan - 40%

40%

Doğu Ekspresinde Cinayet, değişen dünyayı yakalamakta zorlandığı gibi romana anlamlı bir katkı da yapamıyor. Oldukça şık sinematografisine karşın, romanın yarattığı imgelerin CGI katkılı modernizasyonu gibi duruyor.

Kullanıcı Puanları: 3.94 ( 5 votes)
40

Edebiyat tarihine baktığımızda kitapları en çok satan isimlerin başında gelen, polisiye türünün en iyi yazarlarından biri olan Agatha Christie’nin romanlarından neden eli yüzü düzgün bir başyapıt çıkmıyor? Bugüne kadar 40’tan fazla sinema, 20’den fazla televizyon filmine uyarlanan romanların başarısı ortadayken beyazperdede bu hikayeler neden o kadar etkileyici durmuyor? Yanlış anlaşılmasın; Christie uyarlamalarının aralarında çok iyi olanlar, kalburüstü yapımlar ya da en azından vasat üstü filmler var: Billy Wilder’ın yönettiği benzersiz Witness for The Prosecution’a ek olarak Death on The Nile, Murder She Said, And Then There Were None gibi filmler belli bir seviyenin üzerindedirler. Bu filmlere, çok yıldızlı ve 1974 tarihli Murder on The Orient Express’i de sondan ekleyebiliriz. Peki geriye kalan uyarlamalar neden başarısızdı ve Agatha Christie’nin bizzat kendisi sinema uyarlamalarından nefret ediyordu?

Bana göre bu sorunun cevabı, usta yazarın anlatımındaki unsurlarda gizlidir. Christie’nin yarattığı dünyayı fazlasıyla imgesel ve köşeli bulmuşumdur. Christie, hikayelerinin geçtiği dönemleri iyi yansıtır fakat bunları genellikle belirli kalıplar çerçevesinde verir. Yani İstanbul’u ele alıyorsa fazlasıyla oryantalisttir, karakterler de bu kalıplar çerçevesinde hareket ederler. Bu tercih tabii ki bilinçlidir; çünkü okuyucuya sunulan dünya onun için tanıdık olmalıdır. Böylece o da ön bilgiyi hızlıca özümseyerek anlatıya yoğunlaşır. Fakat iş sinemaya geldiğinde bundan daha fazlası lazımdır; her unsuru ayrıntıyla planlanmış bir dünya yaratmak zorunda kalırsınız ve yeri geldiğinde milyonlarca insan tarafından okunan bir kitabı hala ilgi çekici kılmak için günceli yakalamaktan, yeni yorumlar getirmekten kaçınmamanız gerekir. Kenneth Branagh tarafından yeniden sinemaya uyarlanan Doğu Ekspresinde Cinayet – Murder on The Orient Express ise bu açıdan eksik kalan bir çaba olarak kalırken, kitabın şık bir sunumu olmaktan öteye gidemiyor.

Sunum Güzel Ama Tat Vermiyor

Shakespeare uyarlamaları ile tanıdığımız Kenneth Branagh, bir röportajında neden ünlü şairden vazgeçmediği sorusuna “Dünya değişiyor ve büyük hikayeler ya da eserler, şu an içinde bulunduğumuz atmosferde yeniden yankılanıyor” cevabını veriyordu. Yani Branagh’ın uyarlama çabasının altında, Christie’nin ünlü eserine de güncel bir pencereden bakma çabası bulunuyor. İşin teknik boyutuna baktığımızda bu çabanın karşılığı alınıyor. 65 mm ile çekilen film, büyük kısmı tren vagonları gibi dar mekanlarda geçen anlatıda bir genişlik hissi yaratırken alanın efektif ve dramatik kullanımı açısından imkanları artırıyor. Yoğun kullanılan steadicam çekimleri ile hepsi potansiyel suçlu olan karakterleri kesintisiz takip ediyor, Tanrı gözü çekimleri ile bütünün parçalarını daha rahat görebiliyoruz. Yine dönemi yansıtmak için gerçek bir tren inşa etme çabasını takdir etsem de filmdeki mekanlarda kullanılan yoğun CGI’ın rahatsız edici olduğunu söyleyebilirim. Filmin içine girdiği yoğun şıklık arayışı, onu ister istemez organik ve gerçek mekanlardan koparıyor. 1930’ların Kudüs’ünü ya da İstanbul’unu yansıtmak isterken bir bilgisayar oyununu andıran efekt kullanımı, Doğu Ekspresi’ni de Kutup Ekspresi’ne çeviriyor. Bu tercihler, gerçeği arayan bir filmde fazlasıyla yapay duruyor. Locke filminde dar alanda harikalar yaratan görüntü yönetmeni Haris Zambarloukos’tan bu sefer bir Thor filmi beklemek, pek doğru bir tercih olmuyor. Yukarıda bahsi geçen Christie’nin tanıdık mekanlar yaratma çabasında kolaya kaçılması, mekanlara yabancılaşmamız ile sonuçlanıyor.

Doğu Ekspresinde Cinayet: Sıkıntı Bıyık Değil, Büyük!

Zaten film ilerledikçe tüm bu şıklık çabasının, aslında bir şeyleri örtme çabasına dönüştüğünü görüyoruz. Bu eksikliklerin en büyük nedeni ise, romana güncel bir yorum getirme çabası ile nostaljiyi korumanın şıklığı arasında sıkışıp kalınması oluyor. Fragmanlarda çokça tartışılan Hercule Poirot’un bıyığını geçelim, Poirot’un filmdeki varlığı bir handikapa dönüşüyor. Romanda yer almayan Kudüs’teki dava bölümüyle açılan film, ünlü dedektifin karakterini izleyiciye özetleme amacını güdüyor. Mükemmelliyetçi, denge takıntılı –ki adaletin terazisini de temsil eder nitelikte-, iyi – kötü veya siyah – beyaz ayrımı konusunda net bir isim Poirot. Ona göre sadece doğrular ve yanlışlar var, bu nedenle de yanlışı görmek ve tercih yapmak zor değil. Fakat filmin bol yıldız oyunculu yapısına karşın Poirot’un neredeyse saniyede 24 karenin tamamında yer alması, izleyiciye de çok kontrollü bir ortam sunuyor ve neredeyse sıkıyor. Bu sıkıntı, kitabı okuduysanız daha etkili bir soruna dönüşüyor çünkü en azından yeni bir şeyler görmek istiyorsunuz. Hakkını yemeyelim; filmde orijinal öyküye yeni katkılar yapma çabası var ama bunlar da biraz politik doğruculuk seviyesinde kalıyor. Filme eklenen siyahi doktor karakter üzerinden ırkçılık konusuna değiniliyor ve özellikle Amerika’daki ırk ayrımı vurgulanıyor. Filmin 30’lu yıllarda geçtiğini hatırlarsak, Avrupa’da yükselen ırkçılık da Avusturyalı karakterin söylemleriyle ya da Stalin üzerine yapılan bir sohbetle şöyle bir geçiştiriliyor. Fakat büyük resme baktığımızda bu sahnelerin ancak değini düzeyinde kaldığını ve filmin dramatik yapısına katkı yapmadığını görmek zor değil.

İntikam, ahlak ve insanların davranışlarının yargılanması üzerine önemli sorular sorulan bir filmde en azından potansiyel şüphelilerin daha etkili yer almalarını ve onlara alan açılmasını bekliyorsunuz. Filmde ise Poirot dışında ancak Ratchett (Johnny Depp) ve Mrs. Hubbard (Michelle Pfeiffer) karakterleri ön plana çıkabiliyor. Judi Dench, Olivia Colman, Penelope Cruz gibi isimler ise neredeyse figüranlığın ötesine geçemiyorlar. Bu da akıllara “acaba orijinal eserin aksine nicelikte az ama nitelik olarak daha katmanlı karakterler yaratılsa daha iyi olmaz mıydı?” sorusunu getiriyor.

Kenneth Branagh, daha çok Hercule Poirot filmi yapmak istediğini söylemiş ve hatta filmin sonunda bu isteğini açık etmiş olsa da Doğu Ekspresinde Cinayet, değişen dünyayı yakalamakta zorlandığı gibi romana anlamlı bir katkı da yapamıyor. Oldukça şık sinematografisine karşın, romanın yarattığı imgelerin CGI katkılı modernizasyonu gibi duruyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi