Türkiye sinemasında toplam seyirci rekorunun kırıldığı hafta sonunda, Ayla bir kez daha 400 bin seyirci barajının üzerine çıkarak hafta sonu gişe rakamları listesinin liderliğini sürdürmeye devam ediyor. Peki nasıl bir film bu Ayla?

Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Ayla filmi Türkiye’nin Oscar adayı değil, Oscar aday adayıdır. Bu konu oldukça önemli zira ‘’Ne fark eder ki, sonuçta Oscar adayı işte…’’ deyip geçebileceğimiz naiflikte bir konu değil. Oscar adayı tabiri Oscar’da en sona kalan adaylar için kullanılır. Birçok sinemasever bu tabiri iyi niyetle kullansa da ben filmin yapımcısının özellikle bu yolu seçtiğine ve kurnazlık yaptığına inanıyorum. Ayla filmi ‘’Yabancı Dilde En İyi Film’’ dalında ülkemizin Oscar aday adayıdır. Fakat pazarlama planının bir parçası olarak filmi ısrarla ‘’Oscar Adayı’’ diye tanıtmak, afişlerini basmak, ne yazık ki, filmin önüne geçen bir kurnazlıktan ve algı yaratmaktan başka bir şey değil. Filmin yapımcısının kurnazlıklarına yine benim için bu filmin önüne geçen, filmin senaristi Yiğit Güralp’e yapılanlar konusuna tekrar değineceğim, ama önce Ayla’dan ve neden bu kadar sevilip, izlendiğinden biraz bahsedelim.

Ekibimizden Cem Özsefil’in bugün ‘’Hafta Sonu Gişe Rakamları’’ yazısında bahsettiği gibi, 5 haftadır zirvede olan Ayla ulaştığı 400 binin üzerinde seyirci sayısıyla bu hafta sonu listenin en tepesinde yer alırken toplamda 3.5 milyon seyirci barajının üzerine çıkmış oldu. Şu sıralarda Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen filmleri listesinin 16. sırasında yer alan filmin önümüzdeki haftalarda 6. sıraya kadar yükseleceğini öngörebiliriz. Filmin 4 milyon barajını rahat geçeceği ve 5 milyonu geçmek için zorlayacağı ortada. Daha önceki yılların Oscar aday adayı filmlerine baktığımızda bu denli izlenme oranı elde etmiş bir filme rastlamıyoruz. ‘’Sanat’’ filmleri diye tabir edebileceğimiz filmlerimizin gişe rakamları zaten ortada, ‘’gişe’’ filmlerinde ise daha önceki aday adaylarından Ayla’ya en fazla yaklaşan filmler Yılmaz Erdoğan’ın Kelebeğin Rüyası (2.167.456), Mahsun Kızmızıgül’ün Güneşi Gördüm (2.566.435) ve Yavuz Turgul’un Eşkıya (2.571.133) filmleri.

Filmde etkilendiğim ve beğendiğim noktalar olsa da bütün olarak baktığımızda filmi çok beğendiğimi ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Ayla filmi kesinlikle kötü bir film değil ama sinema yazarlarımızdan Batu Anadolu’un incelemesinde bahsetiği gibi çok ‘’proje’’ bir film. Bana göre bu filmin en iyi ve övülmesi gereken ve ironik olarak da yapımcısı tarafından hakkı verilmeyen tarafı senaryosu. Ortada kendi içinde oldukça tutarlı bir senaryo var. Bir askerin yetim bir çocuğu sahiplenme hikayesi kendi başına oldukça güçlü bir hikaye, hele ki yaşanmış bir hikayeyse. Fakat senaryo ne yazık ki bazen dramatik unsurları daha da artırmak için kendi tutarlılığının dışına çıkıp izleyenlerin duygularını sömüren bir melodrama dönüyor. Baba figürü oldukça başarılı kurgulanmış ve izleyiciyi derinden etkileyebiliyor. Benim senaryoda takıldığım diğer bir nokta da, bir dönem hikayesi olmasına rağmen o dönemin sosyolojik ve politik durumunun çok da göz önünde bulundurulmaması oldu. Bu ülke askerlerinin neden Kore’de olduğu, o dönemin Menderes hükümeti gibi konular da senaryonun içinde verilmeliydi. Tabii ki bu senaristin tercihi fakat bu kararın alınmamasında sponsorluk anlaşmaları dolayısıyla iktidarla ters düşmeme durumunun gözetilmesinin ihtimali kafalarda soru işareti olarak kalacak. Sponsorluk anlaşması demişken, bu filmin en sert eleştirebileceğimiz konusu  olarak, THY ve Ziraat Bankası reklamlarının ne yazık ki filmin içinde inanılmaz sırıtmasını söyleyebiliriz. Hele ki THY’nin güler yüzlü hostesleri için kocaman bir sahne çekilmesi ne yazık ki film hakkında çok ‘’proje’’ olması argümanımıza destek çıkıyor. Bana göre bahsettiğim eleştirilmesi gereken noktaları da olsa en başta söylediğim gibi senaryo kendi içinde oldukça tutarlı bir senaryo, fakat aynı şeyi ne yazık ki prodüksiyon açısından söylemek oldukça zor. Açık konuşmak gerek prodüksiyon iyi senaryodan dolayı bu işe gayet önde başlasa da daha sonra hikayenin altında oldukça eziliyor. O dönemi yansıtabilmesi için müziklerin, kostümlerin oldukça üzerinde durulmasına rağmen ne yazık ki; ısrarla ve inatla düşülen hataya Ayla’da da düşülüyor: ‘’Hollywoodvari hikaye anlatımı ve prodüksiyon’’ Filmin prodüksiyonu hikayede verilmeye çalışılan naifliği ve sıcaklığı karşılayamıyor, hatta altında eziliyor. Ne yazık ki; ortaya Hollywood’la kendince yarışa girmiş ve Hollywood’u kendine kompleks edinmiş bir yapım çıkıyor. Hollywood’a bu kadar öykünmemizin aslında hiç önemli olmadığını geçtim ortada da bir gerçek var ki kaybedeceğimiz bir yarışa girmenin de bir anlamı yok. Bu söylediğim cümle gerekçesiyle birçok insan bana ‘’Hollywood yapınca ses çıkarmazsınız, biz yapınca hemen eleştirirsiniz’’ tavrıyla gelecektir. Niyetim gerçekten de bu değil. Hollywood yapamadığında da eleştiriyoruz. Söylemek istediğim Hollywood’a öykünmekle yapımlarımızı gereksiz yere karikatürize ettiğimiz ve kendi bilinçaltımızda milyarlarca dolarlık bir endüstriye anlamsız bir savaş açmış olmamız. Filmin yapımcısının açıklamaları da bu söylediğimi ortaya koyuyor. Mustafa Uslu, ‘’Oscar’ı ‘Yüzde 100, açık ara‘ alacaklarını düşündüğü hatta işi bir adım daha öteye götürerek komitelerde ‘Ayla’nın Oscar’a ihtiyacı yok, Oscar’ın Ayla gibi bir hikayeye ihtiyacı var.‘ gibi sözler sarf ettiğini belirtelim. Birazdan filmin senaristi Yiğit Güralp’e yaptıklarını anlattığımda siz de anlayacaksınız.

Bu arada bu sene en çok şansı olan ”Yabancı Dilde En İyi Film” Oscar aday adaylarını yazıp Ayla’nın ödül meselesini otomatik olarak kapatmış oluruz diye düşünüyorum. The Square, Fantastic Women, 120 BPM, Loveless, Foxtrot ve The Insult.

Ayla Filminden Daha Önemli Olan; Senaristinin Görmezden Gelinen Emeğine Sahip Çıkmamız Gerektiği Gerçeği

Ayla1 - FilmLoverss

Peki hakkını versek de bolca eleştirdiğimiz Ayla neden bu kadar sevildi ve izlendi? Aslında tek cümleyle ifade edersek; ‘’Babam ve Oğlum Effect’’ diyebiliriz. Çünkü Ayla’nın hikayesi bu toprakların insanının sevdiği hikaye. Babam ve Oğlum’da da böyleydi. Samimi ve naif komedi unsurlarıyla devam eden fakat kırılma anlarında duygu yoğunluğunu etkileyici bir biçimde seyirciye aktarabilen filmler bu topraklarda hep çok sevildi. Sakın yanlış anlaşılmasın filmin başından sonuna bir dramdan bahsetmiyorum. Gerekli anlarda devreye giren etkileyici sekanslardan bahsediyorum. Ayla da öyle bir öyküyü anlatıyor. Savaşın ortasında birbirine sıkı sıkıya tutunan iki farklı insanın öyküsünü… Çekim tekniklerini, dönemin yapısını, yahut her şeyi bir kenara bırakalım. En başta vadedilen hikâye fazlasıyla çekici ve duygusal. Savaşta ailesini yitirmiş bir kız çocuğunun, kendisini sahiplenen bir askere sıkı sıkıya sarılma çabası, dünyanın neresinde olursa olsun gözyaşını da beraberinde getirir. Hele hele bu iki insanın aradan geçen uzun yıllar boyunca her daim birbirlerini düşünmesi ve nihayetinde de buluşacak olmaları…Ve başta Ayla’ya hayat veren Kim Seol olmak üzere diğer oyuncular da filmin ilgi görmesinde oldukça etkili oldu. Zira film güçlü bütçesini gösterir düzeyde oyunculara sahipti. İsmail Hacıoğlu, Ali Atay, Çetin Tekindor. İlginç bir şekilde Çetin Tekindor alıştığımız etkili oyunculuklarından birini ne yazık ki ortaya koyamıyor. Yalnızca ana roller değil yan rollerde de Büşra Develi, Damla Sönmez, Duygu Yetiş, Sinem Öztürk ve Murat Yıldırım gibi isimler göze çarpıyor. Ve tabii ki yine reklam ve PR’ın gücünü de bu filmle görmüş olduk. Başta, bahsettiğimiz Oscar kurnazlığı üzerinden ve diğer çeşitli şekillerde filmin o kadar tanıtımı yapıldı ki, bu faktörlerin de filmin izlenmesindeki etkisi yadsıyamayacağımız bir gerçek.

Tüm bu bahsettiklerimizden ayrı olarak Ayla filmi ister Oscar’ı alsın, ister seyircinin büyük beğenisini kazansın ne yazık ki benim gözümde filmin en büyük emekçilerinden senaristi Yiğit Güralp’e yaptığı saygısızlıkla hatırlanacak. Daha önce haberini yaptığımız bu akıl almaz mesele benim için filmin her şeyinden daha önemli, zira filmin emekçilerinden birinin adeta görmezden gelinmesi ve filminin kendisine izlettirilmemesi ve hatta filmin künyesinden çıkarılması rezilliğin daniskasıdır. Açılış jeneriğinde senaristin adına yer vermeyen yapımcı acaba bu kararı verirken hiç utanmadı mı? Ben senarist Yiğit Güralp’in yerinde olsaydım, filmi vizyondan kaldırtmayı bile düşünürdüm fakat kendisinin sosyal medya paylaşımlarından ve verdiği röportajlardan anladığımıza göre bu durumdan üzgün ve rahatsız olsa da seyircinin filmi sevmesi kendisi için en büyük ödül. Sevindiğim noktalardan biri ise bu habere sosyal medya üzerinden gösterilen hızlı reaksiyon ve birçok seyircinin senarist Yiğit Güralp’in yanında yer alması. Fakat yine de birçok kişi durumun farkında bile değil. Filmi izleyen milyonlarca insan filmin senaristinin görmezden gelinen emeğine sahip çıkarsa birçok narsist yapımcı da sinemayı sinema yapanın vicdan ve emek olduğunu anlar.

Birçok eleştirilecek yeri olsa da ve eleştirsem de, en azından YouTuber filmlerinden, ucuz Recep İvedik komedilerinden bambaşka bir yerde konumlanan bir gişe filmi izleyebilmek güzel. Hatalarıyla, güzellikleriyle, izleyeniyle, duyanıyla Ayla’nın son dönemde Türkiye Sineması’nın en çok konuşulan yerli filmi olduğu bir gerçek. İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi