Doctor Who adım adım sezon finaline yaklaşırken, bizi öyle bir bölümle başbaşa bıraktı ki etkisinden kurtulmamız kesinlikle kolay olmayacak. 11. bölümden sonra hislerim bu yöndeyse, sezon finalini tahmin bile edemiyorum. Uzun ve sancılı bir süreç bizi bekliyor.

İhtiyacımız olan şey biraz Peter Capaldi imiş meğerse. Capaldi’nin muhteşem performansı beni öyle derinden etkiledi ki 50 küsür dakikalık bölüm su gibi aktı, biteceğini anladığımda devam etsin diye ekrana yalvaracaktım. Zaten hikayeyi o kadar güzel bir yerde bitirdiler ki önümüzdeki haftayı nasıl bekleyeceğiz bilmiyorum.

Bazlarımız için David Tennant ve Russel T. Davies’den sonra dizinin yeni haline adapte olmak zordu. Dizi İngiliz olmaktan vaz mı geçiyor, Doktor eskiye set mi çekiyor, Pondlar gidiyor Clara Oswald geliyor derken Doktor’u canlandıran oyuncunun bir kez daha değişeceğini öğrendik. Matt Smith gidecek, yerine Peter Capaldi gelecekti. İzlediğimiz 50. Yıl Özel Bölümü’nde sadece birkaç saniyeliğine gördüğümüz Doktor  Capaldi’ye bayılmıştım (50. Yıl Özel Bölümü’nün her şeyine bayılmıştım, onu ayrı bir başlıkta konuşuruz.) Capaldi ilk geldiğinde Doktor karakterinde kocaman bir boşluk oluşmuştu. Capaldi’nin oyunculuğuyla ilgili hiç bir sorunum yoktu, zaten ona laf edenin taşa döneceğini düşünüyorum. Benim açımdan sorun senaryodaydı. Master’ın rejenerasyon geçirip Missy olması, Clara’nın kendisini Doktor sanması, Danny Pink’in aşırı anlamsız varlığı, o kadar da izlenesi olmayan hikayeler, Doktor’un bir türlü Doktor olmasına izin vermiyordu. 8. sezon benim için Doctor Who evreninde bir leke olarak kalacak sanırım. Sonunda 8. sezon bitip 9. sezon başladığında ben dahil birçok kişi yeni sezona sadece merakımızdan başladık, devamını temkinli izledik. Ama 9. sezon; hikayeler, efektler ve atmosfer, şahane Peter Capaldi performansı ile birleşince hepimizi ekranlara kilitledi. 9. bölümü “Sleep No More” ile bir tekledi, ama korkulan olmadı.

Dün akşam izlediğimiz Doctor Who 9. sezon 11. Bölüm “Heaven Sent” bölümü gerilimi zirveye taşıyarak, her şeyi değiştirebilecek bir noktaya getirdi bizi. Şimdi derin bir nefes alalım..

doctor-who-9-sezon-11-bolum-filmloverss

***Yazının bundan sonrası Doctor Who 9. Sezon 11. Bölüm’e dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Hazırsanız başlayalım. Bölümden o kadar etkilendim ki ne yazacağımı, nasıl başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Sürekli son sahneler dönüyor kafamda. Kelimesiz kaldım. Capaldi’nin oyunculuğu, hikaye, monologlar, kurgu, müzikler derken zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım. Defalarca izleyeceğim bu bölüm, sadece sezonun değil, modern serinin en güzel bölümüydü bence. Her şeyi çok güzeldi, İtiraf Kadranı’nın tasarımına, bölümün kurgusuna ve müziklerine ayrı bayıldım. Özellikle son 10 dakika beni benden aldı, hikaye kelime kelime cümle cümle ilerleyerek tüm gerilimi bize de yaşattı.

Ah Peter Capaldi ah! Bu adam gerçekten tek kişilik dev kadro. En sevdiğim bölümlerde ya yalnız ya da uzun monologları var. Ah Doktor ah! Bu adamın sırları, acıları, yaşadığı azap bir türlü bitmeyecek mi? En sevdiğim bölümler ya öfkesini ya da acılarını anlatıyor.

Sezonun başından beri işlenen melez hikayesi sonunda ait olduğu yere bağlanacak, bunu da Doktor aracılığıyla yapacak gibi duruyor. Tabii ki Doktor’un melez itirafına oldukça temkinli yaklaşıyorum. War Doctor’dan önceki 8. Doktor’un böyle bir söylemi olmasına rağmen, önümüzdeki hafta ne olacağını görmek istiyorum. Kehanette yarı Zaman Lordu – yarı Dalek (“Hiçbir şey yarı Dalek olamaz, Dalekler buna izin vermez”) bir yaratık olarak geçen Melez’in son savaşçı olacağı ama kimin tarafında olacağı, barış mı savaş mı getireceği bilinmiyor. O nedenle sadece Doktor değil, bu konuda Ashildr de hala benim radarımda. Halihazırda o da bir melez, Doktor şu an ona karşı sinirli ama yine de onun hareketlerinin yol açacağı sorunlardan korkuyor. Bu yüzden kehanette geçen melez Ashildr de olabilir.

Bu bölüm hem çok komik hem çok üzücüydü. Özellikle içinde Clara adı geçen sahneler. Gülerken üzüldüm, üzülürken güldüm. Aynı anda bu kadar ayrı uçlardaki duyguları bize yaşattığı için Doctor Who’yu böylesine tutkuyla sevip takip ediyoruz ya! Bir de bölüm sonunda Doktor “Gallifrey’i fethedip yıkıntılarının üstünde duracak melez benim” derken yeteri kadar karizmatik değilmiş gibi, bizler yeteri kadar şaşırmamış yeteri kadar etkilenmemişiz gibi Doktor’a o sonik gözlüğü taktırmak da nedir? Doktor zaten über karizmatik, neden gözlükle gözümüze sokmaya çalışıyorsunuz ki? Resmen gölgelediniz adamı.

Doctor Who 9. Sezon 11. Bölüm: Sonsuzlukta Kaç Saniye Vardır?

Yukarıda kızdım burada seveyim! Ne güzel aklınız var ya! İtiraf kadranının tam da Zaman Lordu teknolojisine uygun olarak içi dışından büyük bir hapishane çıkması, Doktor’un oraya sırları ve korkularıyla hapsolması, çıkmak için elinden geleni yapması ve sonunda çıktığında kadranın Gallifrey’in arka kapısı gibi işlevi olması çok etkileyiciydi. Burada merak ettiğim şeyler var. Doktor’un kadrandan çıkınca Gallifrey’e ulaşmasının nedeni nedir? Sonu yaklaştığı için mi oraya çıkabildi? Vasiyeti Gallifrey’e çıkmak mıydı? Doktor kendi cehenneminden milyonlarca kez kendini feda ederek çıkabildi ama son itirafı da yapsaydı ne olacaktı? Tüm Zaman Lordları’nın itiraf kadranları Gallifrey’e mi çıkıyor bunları merak ediyorum. Ayrıca Doktor’u kim neden itiraf kadranının içine hapsetti? Missy nerede? Davros ve Dalekler’in bu hikaye ile bağlantısı yok mu?

Gördüklerimizden hareketle, İtiraf Kadranı olduğunu anlamasak da buranın Doktor’a özel bir hapishane, bir işkence odası, belki de Doktor’un sandığı gibi bir cehennem olduğunu anlıyoruz. Sadece Doktor’a özel dizayn edilmiş, içinde başka mahkum olmayan sonsuz azap yuvası. 2 milyon yıl bir Zaman Lordu için nedir ki diye düşünebilirsiniz. Ama yalnız başına hapsolan bir Doktor için bu sonsuzluğa eşdeğer. Doktor’un orada girdiği döngüyü harika şekilde verdiler. En korkunç kısmı, kafatasından Doktor’un yüzüne yaptıkları geçişti. Tüm kafatasları ona ait oluşunu, bu acıyı tekrar tekrar yaşayıp kendisini tekrar tekrar yaktığını düşünmek beni hala üzüyor ve ürpertiyor.

Bu bölümde Doktor’u çok daha iyi tanıdık, daha iyi anladık, kalbinin içindekileri gördük. Doktor’un da aynı Sherlock gibi bir zihin sarayı olduğunu, Clara ile kara tahtasını oradan da eksik etmediğini öğrendik.  Doktor sıklıkla yalan söylüyor ya hani, bu bölümde onu en şeffaf, en açık haliyle gördük. Eski benliğini yakarak, yenisini yaratmayı nasıl sürdüreceğini sorguladığı monoloğu inanılmazdı! Sık sık meydan okuması, ayyuka çıkan korkuları, hiç bitmeyen yalnızlığı, Clara’yı kalbinde ve beyninde taşıması, seyircisizliği ile yüzleşmesi ve sonunda pes etmesi, durmak isteyip duramaması serinin güzel bir özeti oldu. Doktor ne derse desin duramaz, kaybedemez. Elmastan 400 kat daha sert olan Azbantium’u yumruklarıyla kırıp aşması, tekrar tekrar aynı döngüye girmesi, Grimm Kardeşler’in referansı ile olayı anlayıp baştan savaşması, hikayedeki kuş misali ağır ağır ilerleyerek kırılmaz duvarı kırmayı başarması onun zamanla kavgasının bir göstergesi. Bu adamın elinden ne kurtulabilir!

Önümüzdeki hafta 50. Yıl Özel Bölümü’ne bol bol gönderme olacağını ve cevaplarımızın çoğunu alacağımızı düşünüyorum. İnanın ilkiyle daha çok ilgileniyorum. Bence konu Doctor Who olunca önemli olan cevapları ne zaman aldığımız değil, nasıl aldığımız oluyor.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi