Goethe, 1774’te dönemi içinde büyük bir yankı uyandıran Genç Werther’in Acıları’nı yazar. 1975’te Wim Wenders; varoluşçuluğa dair en etkileyici filmlerden biri olan Falsche Bewegung’u, Goethe’nin “Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları” eserinden uyarlar. Ve nihayet Lars von Trier 2011’de Melankoli – Melancholia filmiyle meseleyi tümden sinema alanına alır. Peki nedir bu mesele?

Werther, Wilhelm ve Justine arasında nasıl bir bağ var ki yüzlerce yıllık zaman diliminde aynı kalabiliyor ve günümüze yaklaştığında aldığı form, orijinaliyle farklı bir düzeyde paralel gitmeye devam edebiliyor? Kısacası melankolinin insan varoluşundaki yeri ve önemi nedir? Werther bir kadına aşık olur ve bunun için sonunda ölümü dahi göze alır. Wilhelm ise aslında o kadını arar ama bulsa da mutlu olamayacağını bilir. Onun için mesele ölümü göze almak değil, hayatın anlamsızlığıdır. Her an her yerde ölünebilir. Justine içinse hayat bir oyundan ibarettir. Fakat hiçbir zaman kazanılamayan bir oyun. Hatta bu oyun öylesine içimize işlemiştir ki artık bir oyun olduğunu dahi bilmeyiz. Bu açıdan ölüm demek aslında artık oynamamak demektir.

Werther’in yaşadığı dönem Avrupa’da aydınlanma sonrası bir dönemdi. Ama Almanya özelinde konuşulduğunda -ki Almanya birliğini 1871’de tamamlamıştır. Bu açıdan Almanya diye bahsettiğimiz aslında birbirinden bağımsız ama kültürel olarak benzer, özerk Alman eyaletleridir- diğer bölgelerden ayrı olarak kendini gösteren belirgin bir romantizm akımı vardır. Bu akımın temelleri de aslında Almanya’daki aristokrasi ve burjuva arasındaki etnik gerilimden kaynaklanır. Çünkü o dönemde Fransa ve İngiltere’den farklı olarak burjuvazi, Almanya’da aristokrasiyle aynı özgüllüğe sahip değildi. Bunun için de diğer ülkelerden farklı olarak burjuva sınıfı, aristokrasiyi taklit ederek onun özgüllüğüne ulaşmak yerine kendisini ondan soyutlayan ve yüksekte gören bir şekilde, sanatsal bir alana yoğunlaşmıştı. Bu açıdan protestan kesimlerde reformlar sonrası kaybolan tinselliği temellendirmek için kurulan metafizik bir öz kavramı vardır. Bu öz kavramı da sanatsal bir açıdan, duygusallıkla eşdeğer görülüyordu. Yani tinsel bir kutsal amaç. Zaten daha sonra gerçekleşecek olan Alman birliği ve akabinde dünya savaşları da bu tinsel kutsal amaç arayışıyla sıkı ilişki içindedir. Konumuza dönecek olursak Werther; tam da duygusallığın bir tür özsel özgüllük olduğu bir siyasi ve toplumsal ortamda, aslında varoluşunu gerçekleştiren ve onun acısını çeken bir bireydir. Bu metafiziksel temeli sebebiyle bir anlamda aydınlanmanın keşişi gibidir de.

Wilhelm’e geldiğimizdeyse -ki burada Wenders’in filmi üzerinden meseleyi irdeleyeceğiz-, İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan varoluşsal boşlukla karşılaşırız. Çünkü tam da az önce bahsettiğimiz şekilde aydınlanmayla birlikte başlayan tinsele yönelik metafizik temel ve öz kavramı, sonunda İkinci Dünya Savaşı’nda büyük bir kıyıma sebep olmuş ve Almanya müttefik güçleri tarafından “faşist” kültürel tarihinden tümden koparılmıştır. Peki yüzlerce yıllık tarihi silinen bir ülkede varlığınızı neye göre inşa edebilirsiniz? İşte Wilhelm de bu inşa edilemeyişin boşluğunda dolaşmaktadır. Bu yüzden Falsche Bewegung aslında bir yol filmidir. Fakat filmde temel olarak gidilen bir yer yoktur. Kat edilen yollar boşluktaki anlamsız dolanışlardan ibarettir. Bu yüzden filmde karakterleri sokakta boş boş dolaşırken çeker yönetmen. Ama bu boş boş dolanışta bir farklılık vardır, şaşkınlık. Karakterler şaşkındırlar çünkü vardırlar. Sartre’ın meşhur “varlık özden önce gelir” sözüne takiben karakterlerimiz var olmuşlar ama özlerini kazanamamışlardır. Haliyle bir amaç oluşturacak özleri olmadan öylece varlıklarının içine doğmuş gibidirler. Vardırlar ama neden, niçin bilmezler, haliyle de şaşırırlar.

Son olarak Justine’e geldiğimizde mesele de artık oldukça farklı bir boyuta taşınır. Aslında burada da tıpkı Wilhelm’in Werther’in devamı olması gibi, Justine’in Wilhelm’in devamı olması durumu vardır. Bu açıdan savaş sonrası; modernist tinselliksizlikten sonraki dönem, tam da günümüzde yaşadığımız zamana denk gelmektedir; yani Justine aslında bizleriz. Peki Justine’de durum nedir? Wilhelm savaş sonrası dönemin getirdiği varoluş boşluğunda dolanırken bir anlamda ölüme dahi tenezzül etmezken, Justine’de mesele biraz karmaşıklaşmış gibidir. Çünkü artık bir tinsellik vardır fakat bunun gerçekliği şüphelidir. Yaratılan tinsel temel insanda değil, onun dışındadır. Bu açıdan “ben” yok edilmiştir, artık herkes kendisi dışındaki şeyler üzerinden kendisidir. Bunun adı tam da günümüzde sıklıkla dillendirildiği şekliyle metadır. Artık insanların özü metalara hapsedilmiş, insanlığa dair söylemler de bu, insan olma erdeminin gölgesine sıkıştırılarak gerçekle yanılsama tamamen iç içe geçirilmiştir. Yani aslında insanlar bir şeyi mutlu olmak için yapmamaktadırlar. Yaptıkları şeyden mutlu olmayı ummaktadırlar. Bireyden çıkarak nesneye taşınmış olan öz, ortaya çıkardığı hareket olgusunu da doğal olarak bireyden almıştır. Artık hareket her şeyden öncedir. Önce söz değil eylem vardır. İşte Justine bu yanılsamalar ağı içerisinde yolunu bulmaya çalışır, fakat gerçek çoktan yitirilmiştir. Bu yüzden Trier bir yanılsama içindeki karakterleri salt bir gerçekle yüzleştirerek aslında içinde bulundukları acizlikle yüz yüze getirir. Bu açıdan Justine’in gerçek arayışı ile filmde yüz yüze getirilen gerçeklik birbiriyle paraleldir. Justine için ölüm, Claire’e göre çok daha farklı anlamlara gelmektedir. Ondan korkmaz ya da onu bir son olarak görmez. Bu, kaybedeceği bir oyunu oynamamayı istemekten farksızdır.

Üç farklı tarihsel döneme, farklı sanatsal alanlardan baktığımız vakit aslında melankoli kavramının varoluşla olan bağını görmek ve buradan yola çıkarak sosyolojik açılımlar gerçekleştirmek çok da zor değil. Hatta bu alternatif bir tarih okuması dahi sunabilir bizlere. Ama belki de en önemlisi, geleceğe dair söyleyebileceklerini kavramaktır. Burada önemli olan melankolinin tamamen kişisel bir şeymiş gibi görünmesine karşın sosyopolitik ve sosyokültürel tarihten ayrı düşünülemeyeceğidir. Yani olur da bir gün melankolik biriyle karşılaşırsanız, içinde bulunduğunuz döneme dair bir şeyler söyleyebilecek bir temel bulmanın sevincini doyasıya yaşayabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi