Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Tarih boyunca emsallerini farklı coğrafyalarda, farklı kimliklerle gördüğümüz diktatörler ve körü körüne bağlandıkları otoriter, totaliter rejimlerini bugün hala sözde demokrasinin bir sonucu olarak görmekte olan, bizzat yaşamak zorunda bırakılan insanlığın temsilcileriyiz. Biz de bu vesileyle gücün gerçek anlamının başkalarının yaşamlarını, fikirlerini, ideolojilerini kontrol altına almaktan geçtiğini düşünen, bunun için meşru veya gayrimeşru her türlü yöntemi kullanmaktan çekinmeyen diktatörlerin anlatıldığı ve mutlaka izlenmesi gereken 10 filmi sizler için derledik.

Diktatörler Hakkında Mutlaka İzlenmesi Gereken 10 Film

The Great Dictator (1940)

the-great-dictator-filmloverss

Charlie Chaplin’in hem yönetmenliğini üstlendiği hem de başrolde yer aldığı 1940 yapımı The Great Dictator, Hitler’e karşı doğrudan ve sert bir eleştiriyi parodi yoluyla yapan ilk film olma özelliğini taşır. Nazi Almanyası’nın ve Nazizm’in fırtına öncesi sessizliği yaşadığı bir dönemde çekilmesiyle zamanının çok ötesini gören ve gözler önüne seren The Great Dictator, Chaplin’in ilk sesli filmi ve gişedeki en başarılı filmi olmasıyla da dikkatleri üzerine çeker. Hicvi, politik aktivizmin bir aracı olarak kullanmayı her daim ustalıkla başaran Chaplin, Hitler ve Nazi Almanyası’nın icraatları henüz tam olarak gün yüzüne çıkmamışken başta faşizm olmak üzere Benito Mussolini, Nazizm ve Yahudi aleyhtarlığını sert bir dille eleştirir. Filmde hem acımasız faşist bir diktatör olan Adolf Hitler’e hem de zulme uğrayan Yahudi bir berbere hayat veren Chaplin, filmin sonundaki yaklaşık 4 dakika süren bitiş konuşması ile hafızalara bir kez daha kazınmıştır. Hal böyle iken, The Great Dictator’ın gösterime girdiği dönemde Almanya’da yasaklanması da şaşırtıcı bir durum değildir. Kaldı ki Chaplin 1964’te yayımlanan otobiyografisinde, Nazi toplama kamplarının ve burada yapılanların korkunçluğunu bu denli bilemediği için The Great Dictator’ı çekebildiğini dile getirmiştir.

Ivan the Terrible (Part 1 – 1944 & Part 2 – 1958)

ivan-the-terrible-part-1-filmloverss

Korkunç Ivan olarak nam salmış, kendi oğlunu bile öldürecek kadar gözünü kör eden hırs ve intikam duygusuyla tanınan acımasız bir lider, ilk Rus Çarı IV. Ivan’ın etrafında dönen filmin yönetmenliğini Sergei Eisenstein üstlenir. İki ayrı bölümden oluşan ve sinemasal açıdan görkemli bir şölen sunan Ivan the Terrible, kendini çar ilan eden Ivan’ın kaybedilen Rusya topraklarını geri kazanmak adına girişimlerde bulunmasını, Tatarlara karşı acımasızca tutumunu, bir diktatörün hangi boyutlara ulaşarak kendi sonunu hazırladığını tam anlamıyla gözler önüne serer. Ivan’ın sonunu konu alacak bir üçüncü bölümün de çekilmesi planlanır; ancak ikinci bölüm zaten Ivan’ı bir “zalim” olarak gösterdiği gerekçesiyle, kendini her daim Ivan ile özdeşleştiren Joseph Stalin tarafından Rusya’da yasaklanmıştır. Nitekim 1946’da başlayan üçüncü film hazırlıkları, ikinci filmin yasaklanmasından sonra askıya alınır. İkinci filmin Stalin’in ölümünden sonra 1958’de, Eisenstein’ın da ölümünün 10. yıl dönümünde gösterilebildiği düşünülürse; üçüncü bölümün çekilen kısımlarına el koyulması, hatta bazı kısımların yok edildiğinin düşünülmesi pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

Viva Zapata! (1952)

viva-zapata-filmloverss

Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödüllü yazar John Steinback’in senaryosunu kaleme aldığı 1952 yapımı western tarzındaki Viva Zapata!’nın yönetmen koltuğunda Elia Kazan’ı görürüz. Meksika Devrimi’nin öncülerinden Emiliano Zapata’nın, yozlaşma ve baskıcı rejimin Meksika’daki ismi Porfirio Diaz’a karşı verdiği büyük mücadeleyi gözler önüne seren Viva Zapata!, Anthony Quinn ve Marlon Brando’nun oyunculuklarıyla perçinlenir. 30 yılı aşkın bir süre diktatörlüğünü sürdüren Diaz’ın ardından başa geçen Madero, Madero’yu öldürüp yönetimin yeni gücü olan Huerta ve Huerta’yı yerinden eden Zapata ile Pancho Villa’nın hikayesi, ezilen ile ezenin arasındaki o ince çizgiyi de gözler önüne serer. Yakındıkları geçmişe sünger çekip, geleceği yeniden inşa etmek adına birlikte büyük adımlar adan Zapata ile Villa ikilisi, ülkenin bekası için bir yol ayrımına girer; bu da Zapata’yı gücün ihtişamı ile rotasını değiştirme noktasına getirecektir.

O thiasos (1975)

kumpanya-filmloverss

Theodoros Angelopoulos’un yazıp yönettiği 230 dakikalık epik filmi O thiasos (Kumpanya), yakın Yunan tarihini gözler önüne seren üçlemenin ikinci filmidir. Filmin hikayesi ise gezici bir tiyatro kumpanyasının, 1939 ve 1952 yılları arasında popüler erotik drama türündeki Kadın Çoban Golfo adlı oyunu sergilerken yaşamlarının nasıl değiştiğini anlatır. Yunanistan’ın her adasını, köyünü, kasabasını kapsayan bu uzun turne; Metaxas’ın faşist diktatörlüğünü, İtalyanlara karşı açılan savaş, Nazi işgali, sağ ve sol gruplar arasında vuku bulan Yunan İç Savaşı ile İngiltere ve Amerika’nın Yunanistan’ı siyasi anlamda yönlendirme çalışmalarını kapsar. Angelopoulos’un linear bir olay örgüsü ile anlatmadığı Kumpanya, Yunan mitolojisi ile yakın tarihini harmanlarken sinematografisi ve senaryosuyla da yalnızca Yunanistan İç Savaşı’na değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir hususa dikkat çekmiştir. Ayrıca Kumpanya başta Berlin Film Festivali’nde aldığı Interfilm ödülü olmak üzere pek çok festivalden toplam 11 ödülle dönmüştür.

The Killing Fields (1984)

the-killing-fields-filmloverss

The Killing Fields (Ölüm Tarlaları) adından da anlaşılacağı üzere 1976-79 yılları arasında iktidarı ele geçiren Kamboçya Başbakanı, Kızıl Kmerler adlı gerilla teşkilatının kurucusu, okulları kapatıp herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot’un gerçek hikayesini anlatır. Bir başka deyişle, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmaksızın azımsanamayacak kadar önemli sayıda insanı, önce eğitim-öğretimden vazgeçip yeni bir amaç uğrana işlevini sürdürdüğü okullarda işkenceye maruz bırakan, sonra da iktidara karşı olduklarını ‘itiraf ettirip’ suçlu ilan ederek ölüm tarlarına gönderen Pol Pot’un hikayesi yansıtılır. Roland Joffé’nin yönetmenliğini üstlendiği film, Kızıl Kmerlere esir düşen New York Times gazetesi muhabirlerinden Kamboçyalı Dith Pran ve Amerikalı Sydney Schanberg’in zorlu koşullar altında özgürlük ve yaşam için verdiği mücadeleyi ele alır. Nitekim aklın sınırlarını zorlayan hikayelerin, diyalogların, güven ve korku hissinin, şiddet patlamalarının ve ümitsizliğin beyazperdeye yansıtılmasındaki başarısı ile The Killing Fields, 3 Oscar ve En İyi Film dahil olmak üzere 8 BAFTA ödülünün de sahibi olmuştur.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi