1978 yılı itibariyle İran’da kapitalizmin etkileri çok net görülmeye başlamış, halk gelir dağılımındaki eşitsizlikten, petrol gelirlerinin sadece Şah’ın ailesinin ve yakınındakileri zenginleştirmesi çok daha dikkat çeker olmuştu. Bu gerekçelerle toplumsal huzursuzluk ve mutsuzluk artmaya başlayınca halk sürgüne gönderilmesine rağmen Ayetullah Humeyni’nin İran’a gönderdiği kasetler sayesinde örgütlendiler. Şah’ın monarşi rejimini yıkmayı amaçlayan bu örgütlenme ve sonrasında başlayan ayaklanmalar sinemaların da trajik bir olayla hatırlanmasına sebep olmuştur.

“1978‟de ülkede aykırı sesler  yükselmeye başladı ve  hükümet, sinemalara baskısını artırdı.    Tahran‟da 108 sinema kapatıldı. Geyikler filminin gösteriminde yakılan salonda 700 kişiden 370‟i öldü.  1978‟de Tahran‟da 25 sinema daha yakıldı. 524 sinemadan 313‟ü kapatıldı. 1979 Şubat ayında İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla olaylar azaldı.  ABD karşıtı gösteriler sonunda Amerikan filmleri yasaklandı. Ülkedeki birçok sinemaya devlet el koydu; sinemayla uğraşan insanlar yargılandı.” (Berber,2011,s.75)

Sinema kundaklamak o dönemde İslami hareketin sembolü haline gelirken, bu olay sonrası hükümet yas ilan etmesine rağmen halkın yatışmaması hükümeti istifaya götürmüştür. O dönemde İslami gruplarca 180 sinema salonu yakılıp yıkılmış ancak İslami gruplar Rex sinemasındaki yangını üstlenmemiş ve bunun Şah’ın provokasyonu olduğunu ileri sürmüşlerdir. (Aktaş,2005 )

Sinema bu dönemde oldukça büyük hasar almış. Sinema salonlarının yakılması bir yana sinema salonu sahipleri ölümle tehdit edilmiş. Rejim değişikliğinden önce gösterime giren son film de Abbas Kiyarüstemi’nin Haber (1979) filmi olmuştur. Devrim öncesinde İran sinemasında her türlü zorluğa, yurtdışından sürekli film ithal edilmesine ve ağır sansürlere rağmen 1300 film yapılmıştır.  Devrim ile beraber sinema Batı’nın İran’a musallat ettiği bir günah olarak görülürken “Sinema, diğer batılılaşma örnekleri gibi (tiyatro, dans ve aynı yerde kadın-erkek birlikte yüzme) gençliğimizin ırzına geçiyor ve onların fazilet (erdem, namus) ve kahramanlıklarını boğuyor” denilmiştir. (Fatin,2006,s.18)

11/9/1979 Teheran, Iran: Demonstrators perched atop of the United States Embassy wall, burn an American flag, the fourth American flag to be burned since the students seized the embassy and more than 60 hostages Nov. 4th.

1979 yılında Şah’ın İran’ı terk etmesiyle ve İslami bakış açısının etkisiyle İran’da sinemanın İslamileştirilmesi süreci başladı. 1 Nisan 1979’daki referandum sonrası İslam Cumhuriyeti ilan edildikten sonra devrimin ilk zamanlarında olduğu gibi sinema Batı’nın İran kültürünü sömürmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak kabul edildi.  Devrimden kısa bir süre sonra bütün sinemalar kapatıldı. Devrim öncesi 450 sinema salonu bulunurlen, 1979 Devriminden sonra sayı 250’ye inmiştir. (Güler, 2006,s.57)

“Devrim, İslami değerlere uygun bir yaşam tarzını toplum genelinde  kodlama yoluna gittiği için, ahlaki yönden yozlaşmaya yol açacak dış etkileri sınırlamak ve içte uygulanan yasaklarla devrimi pekiştirmek, İran’ın devrimden sonra genel panoraması olmuştur. Devrimden hemen sonra sinemaların faaliyeti durdurulmuştur fakat aradan bir ay geçmeden, Kültür Bakanlığı sinemaların tekrar açılmasına karar vermiştir. Sinemalarda hangi filmlerin gösterilebileceğini tespit edecek 9 kişilik bir Film ve Sinema Şurası 1979 yılında kurulmuştur.”(Güler, 2006,s.57)

Bu dönemde film ithalatı sınırlandı, önceden ithal edilmiş olanların İslama uygunluğu tekrar gözden geçirildi ve 898 yabancı filmden 513’ü reddedildi. Bu yeniden kontrol yerli filmlere de uygulandı ve 2208 yerli yapımın 1956’sının gösterim izni iptal edildi. Bu dönemde birçok sinemacı ülkeden kaçıp yurtdışında bir araya gelip sürgün türü denilebilecek yeni bir sinema tarzı yarattılar. (Smith,2003,s.770)

Humeyni ülkeye döndükten kısa bir süre sonra sinemanın İslami amaçlara da hizmet edebileceği düşünülmeye başlandı. Keşf’ül Esrar adlı kitabında sinemayı, ülkedeki kötülüğün, yozlaşmanın sorumlusu olarak gösteren, halkın ahlakını bozduğunu söyleyen Humeyni, Beheşte Zehra isimli kitabında ise “Biz sinemaya, radyoya ya da televizyona karşı değiliz. Sinema modern bir icat olarak insanların eğitimi yararına kullanılması gereken bir araçtır. Oysa bildiğiniz gibi gençlerimizi zehirlemek için kullanılmıştır. Bizim karşı olduğumuz budur” demiştir. Humeyni sürgünden döndüğü ilk gün de sinema ile ilgili olumlu bir konuşma yapmış, herkesin yasaklanacağından emin olduğu sinemayı belli kurallar dahilinde desteklemiştir. (Sabire,2007,s.88)  İslami rejimi sinema sayesinde doğru yönetmenlerle ve doğru şekilde çekilmiş filmlerle halka dini kısa yoldan anlatmak ve benimsenmesini sağlamayı hedeflemiştir. Humeyni “bir filmin tesirinin yüz cilt kitap ve dergiden daha fazla” olduğunu belirtmiştir. (Sabire,2007,s.92)

devrim1

Humeyni’nin bu yaklaşımına rağmen Devrimin ilk yılları sinemacılar için kolay geçmedi. Ülkede bir yandan Batı’ya karşı mücadele sürerken sinemalarda da Şili’nin Mücadeleleri, Fas savaşı ve Rus filmlerinden oluşan devrimci ve ideolojik filmler gösteriliyordu. Daha sonra 1980 Mayıs’ından 1983 Aralığına kadar Kültürel Devrim olarak adlandırılan üniversitelerin kapatıldığı ve her türlü kültürel faaliyetin yasaklandığı bir dönem oldu. O dönem için;

“İranlı sinemacılar Abbas Kiyarüstemi, Kamran Şirdel, Mesut Kimyai, Daryuş Mehrcui, Bahman Fermanara, Hajir Deryuş bir ilanda “Şimdiki devrim sonucunda halkın isteklerine cevap verilmeye çalışıldı ve Kraliyet sona erdi. Bazı olumsuz hareketleri kültürel ve sanatsal faaliyetler üzerinde görebiliriz. Devlet, bunlar üzerine herhangi bir siyaset uygulamıyor, maalesef. Radyo ve televizyonun atmosferi istibdat dönemini andırıyor. Kitapların mahvolması, mecmualara konan sansür, baskıcı gruplar ve vahşet siyaseti ile tiyatro grupları üzerine yapılan saldırılar, baskı işaretleridir. Sanatçıların kabul ve teslimiyetini istemezseniz, sanatçılar toplumun gerçeklerini kendi hayal güçleriyle göstererek halkın ve ülkenin gelişmesini sağlayacaktır.” demiştir. (Pour,2005, s.52,53)

1979 ve 1982 yılları arası İran Sinema tarihinin en kötü yılları sayılabilir. Filmler gerek kalitesi gerek biçim ve hikâye anlatımı gerekse oyunculuk açısından oldukça kalitesizdi.  Devrimden sonra çekilen ilk film 1979 yılında Mehdi Madeniyan’ın yönetmenliğini yaptığı Feryad-e Mocahed  (Mücahitin Feryadı) olmuştur. Ancak film eleştirmenleri tarafından seviyesi düşük bulunduğu için şikâyet edilen film vizyona girdikten birkaç gün sonra kaldırıldı. Bu dönemde yapılan filmlerin konuları daha çok işçi filmleriydi ve bu filmlerden bazıları çeşitli festivallerde ödül dahi aldı. Hosro Sinai’nin Zendebad ( Yaşasın-1980) Çekoslovakya Karlovivari Film Festivalinden, Mehmud Semii’nin çektiği ve devrimden sonra çekilen ilk komedi filmi olan Hane-e Agaye Hagdust ( Hakdust Bey’in Evi-1981) Bulgaristan Komedi Film Festivali’nde “En iyi Film” ödülü, 1983 yılında da Doğu Almanya da Manheim Festivali’nde birincilik ödülünü aldı. Yine 1981 yılında Muhammed Rıza Mugaddesiyen’in Kurepez Hane (Kiremit Ocağı-1981) adlı belgesel filmi, Sovyet-Moskova Festivali’nde “En İyi Belgesel Filmi” Kamran Şirdel’in Gal’ı (Kale-1981) adlı belgesel filmi de Polonya-Krogof Film Festivali’nden Uluslararası Eleştirmenler ödülünü aldı. (Pour,2005,s.56)

“1982 yılında Mohammed Ali Ferdin, Melek Moti-i ve İrec Gaderi tarafından yapılan  Berzehiha (Berzahlılar) filmi, büyük bir karmaşaya neden oldu ve ülkede siyasi bir mevzu olarak yer aldı. Film, o zamana kadar İran tarihinde en fazla izlenen film oldu. Bu da izleyicilerin Devrim’e rağmen eski yıldızları sevdiklerini gösteriyordu. Eski sinemanın tekrar ortaya çıkma ihtimali, hükümet ve bazı kişileri rahatsız etti. “Gazetelerde, film ve gösterim iznine karşı çıkarak eski sanatçıların yakalanmasını ve muhakeme edilmesini talep eden İrşat Bakanlığı’na karşı ciddi itirazlarda bulunuldu. Bunun nihayetinde İrşat bakanı (Maadiha) istifa etti. Muhammed Hatemi İrşat Bakanlığı’na getirildi.”(Pour,2005,s.56)

Bahram Bayzai

Bu dönemde yine İran sinemasının önemli yönetmenlerinden Behram Beyzayi’nin Tara’nın Gezintisi (1979), Yezd Gerd’in Ölümü (1982), Mesud Kimyai’nin Kırmızı Çizgi ( 1982), Hosro Sinai’nin ise Yaşasın (1979) filmleri gerek siyasi düşünce ağırlıklı oldukları gerekse kadınların başları açık olduğu için gösterim izni alamadılar. Devrimin ilk yıllarında kadınların başlarını kapatma zorunluluğunun olmadığı dönemde çekilmiş bu filmler daha sonra ise izin sorunu ile karşılaştılar. Gösterim izni alamayan filmler bunlarla sınırlı kalmadı. İran’ın Amerika’daki Başkonsolosu üzerinden doğu ve batı kültürleri arasındaki farkları anlatan Ali Hatemi tarafından çekilmiş “Hacı Washington” ise İran İslam kültürüne uymadığı ve ulusal bir hakaret sayıldığı için gösterim izni alamadı. 

 

Kaynakça

AKTAŞ, Cihan (2005) Şark’ın Şiiri: İran Sineması, Kapı yayınları

BATUR, Sabire (2007) Siyasal İslam Sinema Örneğinde İran Sineması, Doktora Tezi, İzmir

BERBER, Fatma (2011) Devrim Sonrası İran’da Sinema Endüstrisi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

GÜLER, Hasan (2006) Humeyni Sonrası İran Sinemasında Kadın, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

KANAT, Fatin (2006) İran Sinemasında Kadın: Kadın Temsili ve Kadın Yönetmenler, Yüksek Lisans Tezi, Ankara

POUR, Makrokh Shirin (2005) Tarihsel Gelişimi İçerisinde İran Sinemasını Etkileyen

SMITH, Geoffrey Nowell-Smith, (2003) Dünya Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınları, İstanbul

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi