Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 2692 ) test
Black God, White Devil
Deus e o Diabo na Terra do Sol
1964 - Glauber Rocha
120
Brezilya
Senaryo Glauber Rocha
Oyuncular Geraldo Del Rey, Yoná Magalhães, Othon Bastos
Gizem Çalışır
Rocha’nın Deus e o Diabo na Terra do Sol’u yabancı etkisindeki kolonileşmiş modern Brezilya Sineması ile karşılaştırıldığında sadece sosyal bir taşlama olarak değil; aynı zamanda çağdaş Brezilya kültürüne yönelik bir saldırı olarak da okunmayı hak ediyor.

Deus e o Diabo na Terra do Sol

Brezilya Sineması’nın tartışmasız en iyi yönetmenlerinden biri olan Glauber Rocha, 1960’lı yıllarda çektiği filmleriyle Dünya Sinema Tarihi’ne önemli bir sinema akımını bahşeden öncülerden biri oldu: Cinema Novo (Yeni Sinema). Agresif bir anlatım diline sahip olan Cinema Novo, Brezilya Sineması’na has bir akım olarak gelişerek, Brezilya yakın tarihinin en büyük sorunları olan sosyal eşitsizlik, açlık, yoksulluk ve şiddet gibi konuları işler. Hatta sadece işlemekle kalmaz, açlığın ve şiddetin sinema yoluyla estetize edilmesinin devrimci bir uyanışa önderlik edeceğini savunur. Glauber Rocha bu durumu ‘Açlığın Estetiği’ adlı manifestosunda şu şekilde açıklar: “Cinema Novo’dan öğrenilmesi gereken şudur, şiddetin estetiği ilkel olmaktan önce devrimcidir. Tam da burası başlangıç anıdır; sömürgecinin sömürgeleştirilenin farkına vardığı zaman. Yalnızca bu şiddetle yüz yüze geldiği zaman sömürgeci içine düştüğü korku ve dehşetle sömürdüğü kültürün direnme gücünü ve dayanıklılığını anlamaktadır. Sömürgeleştirilen silahlarına sarılmadıkça, o zaman köle olarak kalmaya devam eder; Fransızların Cezayirlilerin farkına varması için ilk polis ölmek zorundaydı.”

Bu anlamda Cinema Novo ya da Yeni Sinema diyebileceğimiz Brezilya Sineması’nın şiddet sineması olduğunu; ama bu şiddetin, şiddeti meşrulaştıran fiziksel şiddetten ziyade onu devrimci bir pratik üzerinden işleyerek sömürgeleştirilmiş bir toplumun uyanışını sağlayan estetik ve kültürel şiddet olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim 1960’lı yıllarda peşpeşe gelen askeri darbelerle siyasal, ekonomik ve kültürel çözülmeler yaşayan, Üçüncü Dünya olarak tanımlayabileceğimiz Brezilya, Şili ve Türkiye gibi ülkelerde devrimci bir kültürel dönüşüm aracı olarak suyun yüzüne çıkan sinema, bu halkların neoliberal ve kolonyalist politikalara karşı olan savaşında söz sahibi olmuştur. Özellikle ABD’nin kültür endüstrisi yoluyla sömürgeleştirme aracı olarak kullandığı sinema Üçüncü Dünya ülkelerinde bir baskı ve kültürel dönüşüm aracı olarak söz sahibi olmaya başlayınca, anti-kolonyalist bir perspektiften bu kültürel sömürgeye karşı savaş açan birçok yönetmen, kurtuluşu kendi ulusal sinema pratiklerini oluşturmakta gördü. Bu anlamda Hollywood’un kalıplaşmış hikaye ve biçemlerini ve Western sinemasının kodlarını tersine çevirerek sahicileşmeye ve yerelleşmeye giden Üçüncü Dünya yönetmenleri kültürel materyallerle sömürgeleştirilen halklarını uyandırmaya çabaladılar. Nitekim Glauber Rocha, Fernando Solanas, Ruy Guerra, Yılmaz Güney gibi yönetmenlerin kendilerini batılı kodlardan, sanat anlayışlarından ve konularından ayrı tutmaya çalışma çabası hep bu yüzdendir. Bu amaçla sanatlarını halklarının özgürleşme mücadelesine dönüştüren bu sinemacılar halklarına ulaşabilmek için kolonyalist ülkelerin dilinden ve anlatım biçimlerinden uzaklaşarak kendi benlik ve belleklerinin arayışını gerçekleştirmişlerdir.

İşte Brezilyalı yönetmen ve Cinema Novo’nun kurucularından biri olan Glauber Rocha’nın kolonyalist politikalara karşı bir tür meydan okuma olarak adlandırılabilecek filmi Deus e o Diabo na Terra do Sol ya da İngilizce adıyla Black God, White Devil; Brezilya’daki politik ve kültürel belirsizliği, öngörülemez geleceği sahici ve oldukça sade bir anlatım biçimiyle aktararak seyirciyi devrimci pratikler üzerine düşünmeye sevk eden bir filmdir. Rocha, Brezilya’nın kuzeydoğusundaki çorak topraklarda işlediği filminde eşkıyalık ya da haydutluk ile mistik batıl inançlar arasında kendilerine yer bulmaya çalışan Manoel ve Rosa’nın hikayesini anlatırken esasında Brezilya’nın yerel-ritüel ve modern dünya arasındaki arada kalmışlığını betimliyor. Bu anlamda Deus e o Diabo na Terra do Sol filminin karşıtlıklar üzerine kurulu ilerlediğini söylemek mümkün. İlk karşıtlığı sosyo-ekonomik bir temelde kuran Rocha işçi sınıfı ile yöneten sınıfı karşı karşıya getiriyor. İneklere davarlık yapan Manoel kendisini aldattığını fark ettiği patronunu öldürerek karısı Rosa’yla birlikte sertao adı verilen yarı kurak, çalılık topraklara doğru kaçmaya başlıyor. İlk olarak onlara ‘kutsal topraklar’ı vaat eden Saint Sebastian adında mistik bir dini liderin grubuna katılıyorlar. Bu noktada Rocha, mistik Şamanizm inancı ile Roma Katolik Kilisesi’ni karşı karşıya getiriyor. Daha sonra Corisco adındaki Robin Hoodvari bir haydutun çetesine dahil olan ikili kendilerini devrimciler ile hukuk arasında buluyorlar. Bir taraftan da kilise tarafından statükoyu tehdit eden herkesi öldürmekle görevlendirilen katil Antonia das Mortes tarafından takip edilen ikili yol boyunca sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik gibi birçok olguyla karşı karşıya geliyor.

Antagonistik ya da muhalif diyebileceğimiz yapıyı sürekli korumaya ve karşıtlıklar üzerinden giderek sonuca ulaşmaya çabalayan Rocha, felsefik ve varoluşçu kader olgusundan inançlara, özgür irade ve toplumsal hareketlerden koyu bir determinizme dek birçok meseleyi karşı karşıya getiriyor. Üstelik tüm bu karşıtlıkları sadece hikaye ya da konu bazında da kurmuyor, anlatım biçimi ve sinematografik olarak da kontrastlardan beslenen Rocha, Deus e o Diabo na Terra do Sol filminde siyah-beyaz film kullanırken karakterlerin ve tüm bu toprakların içsel çelişkilerini ortaya koyan bir element yaratmış oluyor. Aynı zamanda müziklerde ve çerçeveleme tekniklerinde de kontrast tercihlerde bulunarak (seyircinin duygu durumunu altüst ederek) seyirciyi rahatsız etmeye ve uyarmaya çalışan Rocha; statükoya ve yerleşik geleneklere karşı gelen Cinema Novo’yu inşa ederken Hollywood normlarından beslenen çağdaş Brezilya Sineması’nın reddini duyuruyor. Rocha’nın Deus e o Diabo na Terra do Sol’u yabancı etkisindeki kolonileşmiş modern Brezilya Sineması ile karşılaştırıldığında sadece sosyal bir taşlama olarak değil; aynı zamanda çağdaş Brezilya kültürüne yönelik bir saldırı olarak da okunmayı hak ediyor.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol