Wim Wenders bana göre inanılmaz yetenekli fakat bu yeteneği ölçüsünde ortaya çok da başarılı filmler koyamayan bir yönetmen. ‘’Eğer rock müzik olmasaydı belki bir avukat olurdum’’ sözünün sahibi Wenders, aslında Rock'n Roll kafasında gayet başarılı olabilecekken entelektüel sularda yüzerek gereksiz riske giriyor. Edebiyat üzerinden yaptığı bu entelektüelite arayışı her zaman bir risk. Bu risk ortaya Paris, Texas gibi muhteşem yapıtlar da çıkarırken bazı filmleri de derinlik görünümü altında geveze ve sıkıcı filmlere dönüşüyor. Submergence da ne kadar iyi niyetli olsa da ‘’derinlik’’ teması altında aslında oldukça sığ bir hikayeyi bize anlatıyor. Film iyi olmasa da rahatsız olmadan kendisini izletiyor çünkü Wim Wenders gerçekten de inanılmaz yetenekli bir yönetmen. Film ilk gösteriminden beri oldukça eleştiriliyor fakat gelgelelim eleştiriler genelde Wim Wenders’ın umurunda değil, bir basın toplantısında eleştiriler için “İyisi şahane oluyor, kötüsü yerin dibine batırıyor. Ben de artık ihtiyatla yaklaşıyorum ve okumuyorum, gerekirse karıma soruyorum, bana özetliyor” dedi. Politik mesajları konusunda ise çekimser olmayan Wenders çevreci kaygılarını “Gezegenimizi mahvediyoruz, çok geç olmadan dönmeliyiz bu yoldan” dedi. İnsanoğlunun günümüzde birbirine inanılmaz bir şiddet gösterdiğini vurguladıktan sonra cihadizmin kaynağı olarak doğrudan “Teröre karşı savaş” seferberliğini ve Irak işgalini gösterdi ve “Zengin ile fakir arasındaki uçurumun teröre katkısını da unutmamalıyız” dedi ama Batı ülkelerinin silah sanayisi stratejisi mevzusunu geçiştirdi. Derin Sular - Submergence: ''Derinlik'' Teması Altında Sığ Bir Hikaye Submergence, Somali’de teröristler tarafından ele geçirilmiş bir İngiliz ajanı James (James McAvoy) ile onun okyanusun derinliklerinde araştırma yapan sevgilisi Danielle’in (Alicia Vikander) öyküsünü anlatarak, farklı ülkelerdeki iki aşığın hayatta kalma ve birbirlerini unutmama mücadelesine odaklanıyor. Ekolojik kaygılar ve cihadizm meselelerinin ayrı düşürdüğü aşık bir çiftin öyküsü başrollerindeki Alicia Vikander ve James McAvoy arasındaki çekime rağmen maalesef dağınık bir melodrama olmaktan öteye gidememiş. Film de uyarlandığı kitabın kurgusunu kendine örnek alıyor. Geçişler ve flashbackler oldukça fazla ve hızlı. Bir yerden sonra ikilinin kurduğu aşk ilişkisi bu geçişler yüzünden anlamsızlaşıyor, zira çok sık geçiş yapıldığı için kendimizi tam anlamıyla bir karakterle özdeşleştiremeden diğer karakterin yanında buluyoruz. İlk tanışmaları ve sevgili olma sahneleri, diyalogları ve altyapısı ne kadar sığ olsa ve olay oldu bittiye getirilmiş gibi dursa da James McAvoy ve Alicia Vikander’ın etkili oyunculukları ve yakaladıkları kimya sayesinde çok da sakil durmuyor. Hayata farklı açıdan bakmaları da bir canlı bomba haberi özelinde biraz hızlı şekilde geçiştiriliyor. Somali’ye, yerel halka su kuyuları açacak su ürünleri mühendisi kimliğiyle operasyona giden James, Somali'de hükümete karşı gerilla savaşı yürüten, ülkenin güneyini büyük ölçüde kontrol altında tutan Eş-Şebap örgütünün elinde rehine konumuna düşüyor. Hikayenin paralelinde ise matematiği biyolojiyle harmanlayan Daniella Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde dünyanın dibine dalıp hayatın kaynağıyla ilgili çok önemli veriler elde edecek fakat aklı bir aydır haber alamadığı James’de. Wim Wenders aslında tam bu noktada Daniella’nın dalacağı derinlik, James’in cihatçıların arasında karanlık bir hücrede ve kendi inanç dünyasında kaybolmuşken Daniella’ya duyduğu özlemin derinliği ve ikilinin birbirlerine olan sevgilerinin derinliğini büyük bir metaforla birbirine bağlamaya çalışsa da geçişlerin ve kurgunun aksaklığından ne yazık ki bu girişim havada kalıyor. Filmle ilgili bir klişeyi daha belirtmek istiyorum. Yakın zamanda cihatçı örgütleri yapımlarını konu eden tüm filmlerde eğitimli ve cihadı kalben kabul etse de içten…

59

Puan - 59%

59%

Yazar Puanı

Submergence, ekolojik kaygılar ve cihadizm meselelerinin ayrı düşürdüğü aşık bir çiftin öyküsü. Film ne kadar iyi niyetli olsa da ‘’derinlik’’ teması altında aslında oldukça sığ bir hikayeyi bize anlatıyor ve başrollerdeki Alicia Vikander ve James McAvoy arasındaki çekime rağmen maalesef dağınık bir melodrama olmaktan öteye gidemiyor.

Kullanıcı Puanları: 1.45 ( 1 votes)
59

Wim Wenders bana göre inanılmaz yetenekli fakat bu yeteneği ölçüsünde ortaya çok da başarılı filmler koyamayan bir yönetmen. ‘’Eğer rock müzik olmasaydı belki bir avukat olurdum’’ sözünün sahibi Wenders, aslında Rock’n Roll kafasında gayet başarılı olabilecekken entelektüel sularda yüzerek gereksiz riske giriyor. Edebiyat üzerinden yaptığı bu entelektüelite arayışı her zaman bir risk. Bu risk ortaya Paris, Texas gibi muhteşem yapıtlar da çıkarırken bazı filmleri de derinlik görünümü altında geveze ve sıkıcı filmlere dönüşüyor. Submergence da ne kadar iyi niyetli olsa da ‘’derinlik’’ teması altında aslında oldukça sığ bir hikayeyi bize anlatıyor. Film iyi olmasa da rahatsız olmadan kendisini izletiyor çünkü Wim Wenders gerçekten de inanılmaz yetenekli bir yönetmen.

Film ilk gösteriminden beri oldukça eleştiriliyor fakat gelgelelim eleştiriler genelde Wim Wenders’ın umurunda değil, bir basın toplantısında eleştiriler için “İyisi şahane oluyor, kötüsü yerin dibine batırıyor. Ben de artık ihtiyatla yaklaşıyorum ve okumuyorum, gerekirse karıma soruyorum, bana özetliyor” dedi. Politik mesajları konusunda ise çekimser olmayan Wenders çevreci kaygılarını “Gezegenimizi mahvediyoruz, çok geç olmadan dönmeliyiz bu yoldan” dedi. İnsanoğlunun günümüzde birbirine inanılmaz bir şiddet gösterdiğini vurguladıktan sonra cihadizmin kaynağı olarak doğrudan “Teröre karşı savaş” seferberliğini ve Irak işgalini gösterdi ve “Zengin ile fakir arasındaki uçurumun teröre katkısını da unutmamalıyız” dedi ama Batı ülkelerinin silah sanayisi stratejisi mevzusunu geçiştirdi.

Derin Sular – Submergence: ”Derinlik” Teması Altında Sığ Bir Hikaye

Submergence, Somali’de teröristler tarafından ele geçirilmiş bir İngiliz ajanı James (James McAvoy) ile onun okyanusun derinliklerinde araştırma yapan sevgilisi Danielle’in (Alicia Vikander) öyküsünü anlatarak, farklı ülkelerdeki iki aşığın hayatta kalma ve birbirlerini unutmama mücadelesine odaklanıyor. Ekolojik kaygılar ve cihadizm meselelerinin ayrı düşürdüğü aşık bir çiftin öyküsü başrollerindeki Alicia Vikander ve James McAvoy arasındaki çekime rağmen maalesef dağınık bir melodrama olmaktan öteye gidememiş.

Film de uyarlandığı kitabın kurgusunu kendine örnek alıyor. Geçişler ve flashbackler oldukça fazla ve hızlı. Bir yerden sonra ikilinin kurduğu aşk ilişkisi bu geçişler yüzünden anlamsızlaşıyor, zira çok sık geçiş yapıldığı için kendimizi tam anlamıyla bir karakterle özdeşleştiremeden diğer karakterin yanında buluyoruz.

İlk tanışmaları ve sevgili olma sahneleri, diyalogları ve altyapısı ne kadar sığ olsa ve olay oldu bittiye getirilmiş gibi dursa da James McAvoy ve Alicia Vikander’ın etkili oyunculukları ve yakaladıkları kimya sayesinde çok da sakil durmuyor. Hayata farklı açıdan bakmaları da bir canlı bomba haberi özelinde biraz hızlı şekilde geçiştiriliyor.

Somali’ye, yerel halka su kuyuları açacak su ürünleri mühendisi kimliğiyle operasyona giden James, Somali’de hükümete karşı gerilla savaşı yürüten, ülkenin güneyini büyük ölçüde kontrol altında tutan Eş-Şebap örgütünün elinde rehine konumuna düşüyor. Hikayenin paralelinde ise matematiği biyolojiyle harmanlayan Daniella Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde dünyanın dibine dalıp hayatın kaynağıyla ilgili çok önemli veriler elde edecek fakat aklı bir aydır haber alamadığı James’de. Wim Wenders aslında tam bu noktada Daniella’nın dalacağı derinlik, James’in cihatçıların arasında karanlık bir hücrede ve kendi inanç dünyasında kaybolmuşken Daniella’ya duyduğu özlemin derinliği ve ikilinin birbirlerine olan sevgilerinin derinliğini büyük bir metaforla birbirine bağlamaya çalışsa da geçişlerin ve kurgunun aksaklığından ne yazık ki bu girişim havada kalıyor.

Filmle ilgili bir klişeyi daha belirtmek istiyorum. Yakın zamanda cihatçı örgütleri yapımlarını konu eden tüm filmlerde eğitimli ve cihadı kalben kabul etse de içten içe tüm bu vahşetin yanlış olduğunu bilen ve bundan nefret eden bir Müslüman –ki genelde doktor- oluyor. Bu filmde de Alexander Sidding’in canlandırdığı Dr. Shadid karakteri aynı misyonla filmin içinde. Evet bu tip karakterlerle eğitim – İslam çelişkisi veriliyor farkındayız fakat her ne kadar doğruluk payı olsa da bu karakterler artık çık karikatürize olmaya başladı ve bu olay bana cihatçı yobaz anlayışa istemeden de olsa biraz prim vermek gibi geliyor.

Sonuç olarak: Normandiya’da hızlı bir şekilde tanışıp birbirine aşık olan çiftimizin birbirlerini özlemelerini ve birbirlerinin kıymetlerini anlamalarını izliyoruz fakat Wim Wenders ikilinin arasında dengeyi oluşturmaya çalışsa da bunu başaramamış. Film boyunca çoğunlukla, Daniella’nın mücadelesi daha zayıf ve küçük görünüyor, James’in yaşadığı olay  karşısında ve onun kurtuluşa giden hikayesinde Daniella’nın hikayesi adeta bir yan hikaye gibi görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi