Depo: Akıl Hastanesinde Hayat isimli belgesel film projesi ekibi, filmin tamamlanabilmesi için, yaklaşık beş ay önce Indiegogo’da para toplama kampanyası başlattığında proje de merak uyandırmaya başlamıştı. Yönetmenliğini Ege Kanar ve Can Dinlenmiş’in yaptığı belgesel film, RUSİHAK ( Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi) tarafından hazırlanacak bir rapor için İstanbul, Ankara, Adana, Samsun, Elazığ ve Manisa gibi illerdeki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri kayıt altına almak adına başlatılmış bir projeydi. Proje gelişmeye başladıkça, ellerinde biriken görüntülerle bir anlatı oluşturabileceğini düşünen Ege Kanar ve Can Dinlenmiş için belgesel fikri de bu şekilde doğmuş oldu. 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli, Türkiye’deki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri, hastane koşullarını tarafsız bir biçimde gözler önüne seriyor.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat filmi hastalardan birinin konuşmasıyla açılıyor, kadrajda görmediğimiz bu kişi ‘dışarıdakiler’e sesleniyor: “Biz burada bir sigarayı bile paylaşabiliyoruz; ama siz dışarıda olmanıza rağmen insanlığı paylaşmayı bilmiyorsunuz…”. Keskin bir eleştiriyle açılan film, olabildiğince objektif bir biçimde akıl hastanelerinde yaşananları belgelemeye koyuluyor.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat filminde ele alınan konulara geçmeden önce, sosyolojik anlamda bazı kavramlarla ilgili bilgi vermek yerinde olabilir. Filmin adında da geçen ‘depo’ kavramı, depo hastane adı verilen, ruh sağlığı ile ilgili rahatsızlıkları olan insanları toplumdan izole ederek içeriye kapatan bir sistem. Belgeselde de Türkiye’deki akıl hastanelerinin genelde ‘depo hastaneler’ olduğu belirtilmeye çalışılıyor. Buradaki amaç, tedaviye yönelik olmaktan çok, bu tip rahatsızlıkları olan insanları akıl hastanelerine kapatıp, dışarıyla olan bağlantılarını kesmek ve böylece toplumsal düzenin bozulmasını önlemek. İyileşme, yeniden topluma kazandırılma gibi bir amaç kesinlikle yok. Aynı şekilde, sosyolog Erving Goffman’ın ‘total (mutlak) kurumlar’ adını verdiği akıl hastaneleri, hapishaneler, toplama kampları, askeri kamplar da içeride tutulanlara karşı doğrudan müdahaleye izin veren kurumlar. Genelde upuzun duvarlarla korunan bu tip kurumlar, içeridekileri dışarıdan izole ederken dışarıyı da içeridekilerden korumak adına planlanmıştır. Yönetenlerin içeridekiler üzerinde sonsuz tahakküm hakkı ürettiği bu kurumlar, insan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı ve kişilerin mahremiyet haklarını tamamıyla yok eden kurumlar olarak belirtilmektedir. Bu çift yönlü kapalılık hali, bir yandan içeridekileri kapalı tutarken, dışarıdakilerin de içeriye ulaşmasına engel olarak, içeriyi dışarıya karşı bilinmez kılmaktadır.

Belgeselde, Türkiye’deki akıl hastanelerinin Erving Goffman’ın ‘total kurumlar’ olarak belirttiği kurumlardan farkının olmadığını görebilmemiz mümkün. Hastalar, hasta yakınları, hastanede çalışan doktorlar, hemşireler, RUSİHAK yetkilileri ve avukatlar ile yapılan görüşmeler Türkiye’deki akıl hastanelerinin sorunlarını görebilmemiz açısından kesinlikle büyük önem taşıyor. Örneğin, haftada iki ya da üç kere hastanenin bahçesine çıkabilme izinleri olan hastaların, temiz hava alma süreleri sadece bir saat. Nefes alma haklarının engellendiğini düşünen hastalar, bu tip izinlerin hastane görevlilerinin inisiyatifine kalmış olmasından dem vuruyor. Günlük rutinleri erken kalkıp kahvaltı etmek, kendilerine verilen ilaçları içmek, iğne ya da elektro şok tedavisine tabi tutulmak, sonra yine yemek yemek, şansları varsa sigara içmek gibi tektipleştirilmiş durumlardan oluşuyor. Sosyalleşme adı altında sahip oldukları en büyük ‘lüks’ televizyon. Oysa hastalar kitap, dergi, günlük gazete, tavla, okey gibi şeylere de ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. Bu tarz ihtiyaçlarını karşılamak adına şikayetlerini iletebilecekleri bir üst makam mekanizması da yok. Ve tüm bu olumsuz özellikler hastaların ruh sağlığını daha da fazla etkiliyor.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat, akıl hastanelerindeki gerçeklerle yüzleşmemizi sağlarken insan hakları ihlallerini de bir bir gözlerimizin önüne koyuyor. Bakımsız ve sağlıksız hastane ortamı, haftada iki kere ve çok kısa tutulan yıkanma süreleri, yaklaşık on kişinin aynı sabunla yıkanmak zorunda bırakılması, özellikle kadınlara toplu banyo aldırma süreçleri, içme suyunun taharet musluklarından temin edilmesi, doktor – hasta arası iletişimin çok düşük seviyelerde oluşu, hasta problemlerinin geçiştirilmesi, teşhis meselelerinin farklı yerlerde değişkenlik gösterebilmesi gibi hak ihlalleri belgeselde sıklıkla dile getiriliyor.

Özellikle elektroşok (ECT) uygulamalarından şikayetçi olan hastalar, bu yöntemin çoğu zaman hastanın rızası alınmadan uygulandığını belirtiyor. Hastaları kontrol etmek, taşkınlıklarını ve ajitasyon durumlarını azaltmak amacıyla etkin bir yöntem olarak kullanılan elektroşok tedavisi, doktorlara performans puanı adı altında ek ücret elde etme hakkı tanıyor. Tedavi yerine ceza halini alan süreç ‘döner kapı sendromu’na yakalanarak, mevcut sistemin iyileşme ile sonlanmasına engel oluyor. Sürekli gelen hastaların, kimliksizleşen bireyler olmasının önünü açan bu sistem, bu tarz total kurumlara maruz kalan kişilerin hayata yeniden adapte olmasını da engelliyor. Bu durum da, kişilerin dışlanma, damgalanma gibi durumları sıklıkla yaşamasına sebep oluyor.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat filminin tanıklık dışındaki görüntülerinin çoğu flu bırakılmış, bu tercihin kişilerin kurum içindeki güvenliklerini tehlikeye atmamak adına yapılmış olması fazlasıyla önemli. Türkiye’deki akıl hastanelerinde yaşanan süreci, hastaların günlük rutinlerini belgesel gerçekçiliği ile anlatmayı seçen Egen Kanar ve Can Dinlenmiş’in, özellikle bu tip kurumlardaki insan hakları ihlallerine yönelik çözüm yollarını tartışmaya açabilmeleri kesinlikle umut verici bir gelişme.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseline mutlaka rast gelmeniz dileğiyle…

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat isimli belgesel film projesi ekibi, filmin tamamlanabilmesi için, yaklaşık beş ay önce Indiegogo'da para toplama kampanyası başlattığında proje de merak uyandırmaya başlamıştı. Yönetmenliğini Ege Kanar ve Can Dinlenmiş'in yaptığı belgesel film, RUSİHAK ( Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi) tarafından hazırlanacak bir rapor için İstanbul, Ankara, Adana, Samsun, Elazığ ve Manisa gibi illerdeki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri kayıt altına almak adına başlatılmış bir projeydi. Proje gelişmeye başladıkça, ellerinde biriken görüntülerle bir anlatı oluşturabileceğini düşünen Ege Kanar ve Can Dinlenmiş için belgesel fikri de bu şekilde doğmuş oldu. 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli, Türkiye'deki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri, hastane koşullarını tarafsız bir biçimde gözler önüne seriyor. Depo: Akıl Hastanesinde Hayat filmi hastalardan birinin konuşmasıyla açılıyor, kadrajda görmediğimiz bu kişi 'dışarıdakiler'e sesleniyor: "Biz burada bir sigarayı bile paylaşabiliyoruz; ama siz dışarıda olmanıza rağmen insanlığı paylaşmayı bilmiyorsunuz...". Keskin bir eleştiriyle açılan film, olabildiğince objektif bir biçimde akıl hastanelerinde yaşananları belgelemeye koyuluyor. Depo: Akıl Hastanesinde Hayat filminde ele alınan konulara geçmeden önce, sosyolojik anlamda bazı kavramlarla ilgili bilgi vermek yerinde olabilir. Filmin adında da geçen 'depo' kavramı, depo hastane adı verilen, ruh sağlığı ile ilgili rahatsızlıkları olan insanları toplumdan izole ederek içeriye kapatan bir sistem. Belgeselde de Türkiye'deki akıl hastanelerinin genelde 'depo hastaneler' olduğu belirtilmeye çalışılıyor. Buradaki amaç, tedaviye yönelik olmaktan çok, bu tip rahatsızlıkları olan insanları akıl hastanelerine kapatıp, dışarıyla olan bağlantılarını kesmek ve böylece toplumsal düzenin bozulmasını önlemek. İyileşme, yeniden topluma kazandırılma gibi bir amaç kesinlikle yok. Aynı şekilde, sosyolog Erving Goffman'ın 'total (mutlak) kurumlar' adını verdiği akıl hastaneleri, hapishaneler, toplama kampları, askeri kamplar da içeride tutulanlara karşı doğrudan müdahaleye izin veren kurumlar. Genelde upuzun duvarlarla korunan bu tip kurumlar, içeridekileri dışarıdan izole ederken dışarıyı da içeridekilerden korumak adına planlanmıştır. Yönetenlerin içeridekiler üzerinde sonsuz tahakküm hakkı ürettiği bu kurumlar, insan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı ve kişilerin mahremiyet haklarını tamamıyla yok eden kurumlar olarak belirtilmektedir. Bu çift yönlü kapalılık hali, bir yandan içeridekileri kapalı tutarken, dışarıdakilerin de içeriye ulaşmasına engel olarak, içeriyi dışarıya karşı bilinmez kılmaktadır. Belgeselde, Türkiye'deki akıl hastanelerinin Erving Goffman'ın 'total kurumlar' olarak belirttiği kurumlardan farkının olmadığını görebilmemiz mümkün. Hastalar, hasta yakınları, hastanede çalışan doktorlar, hemşireler, RUSİHAK yetkilileri ve avukatlar ile yapılan görüşmeler Türkiye'deki akıl hastanelerinin sorunlarını görebilmemiz açısından kesinlikle büyük önem taşıyor. Örneğin, haftada iki ya da üç kere hastanenin bahçesine çıkabilme izinleri olan hastaların, temiz hava alma süreleri sadece bir saat. Nefes alma haklarının engellendiğini düşünen hastalar, bu tip izinlerin hastane görevlilerinin inisiyatifine kalmış olmasından dem vuruyor. Günlük rutinleri erken kalkıp kahvaltı etmek, kendilerine verilen ilaçları içmek, iğne ya da elektro şok tedavisine tabi tutulmak, sonra yine yemek yemek, şansları varsa sigara içmek gibi tektipleştirilmiş durumlardan oluşuyor. Sosyalleşme adı altında sahip oldukları en büyük 'lüks' televizyon. Oysa hastalar kitap, dergi, günlük gazete, tavla, okey gibi şeylere de ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. Bu tarz ihtiyaçlarını karşılamak adına şikayetlerini iletebilecekleri bir üst makam mekanizması da yok. Ve tüm bu olumsuz özellikler hastaların ruh sağlığını daha da fazla etkiliyor. Depo: Akıl Hastanesinde Hayat, akıl hastanelerindeki gerçeklerle yüzleşmemizi sağlarken insan…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

90

Türkiye'deki akıl hastanelerinde yaşanan süreci, hastaların günlük rutinlerini belgesel gerçekçiliği ile anlatmayı seçen Ege Kanar ve Can Dinlenmiş'in, özellikle bu tip kurumlardaki insan hakları ihlallerine yönelik çözüm yollarını tartışmaya açabilmeleri kesinlikle umut verici bir gelişme.

Kullanıcı Puanları: 4.58 ( 3 votes)
90
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi