Hollywood’un vazgeçilmezleri arasında ilk sıralara yerleşen kitap uyarlamaları özellikle günümüzde de popülerliğini sürdürüyor. Bu yapımlara öncülük eden en büyük isimlerden biri de hiç kuşkusuz Mystic River, Gone Baby Gone ve Shutter Island’a imzasını atan Dennis Lehane. Söz konusu gizem, suç ve polisiye olunca, pek çok yazarın yaratıcılıktan bir anda kopup klişelere boğulabildiğini görüyoruz. Lehane ise bu noktada kalemini o kadar ustaca kullanıyor ki çizdiği karakter portreleri hiçbir seri katile benzemiyor, olay örgüsü hiçbir suç/polisiye romanındaki gibi ilerlemiyor. Büyük bir sürprizle karşılaşma ihtimalinizin olduğunu göz önünde bulundurarak eline aldığınız her Lehane kitabında kötü karakterler herkes gibi sıradan yaşamlar sürerken, gündüzün ardındaki karanlıklar ile Lehane’in bir anda yön değiştirmesi, hikayeyi soluksuz okumanız için yeterli bir sebep. Clint Eastwood imzalı Mystic River (2003), Ben Affleck‘in yazıp yönettiği Gone Baby Gone (2007) ve Martin Scorsese‘nin yönetmen koltuğuna geçtiği Shutter Island (2010) ile Lehane’in bugüne kadar üç kitabı beyazperde ile buluştu. Ben Affleck’in halihazırda çalıştığı Live By Night‘ın da 2017’de prodüksiyon sürecine tamamlaması beklenirken, biz de bu vesileyle Dennis Lehane’in sinemaya uyarlanabilecek diğer eserlerini sizler için derledik.

Dennis Lehane’in Sinemaya Uyarlansa Efsane Olabilecek 5 Kitabı!

A Drink Before The War

a-drink-before-the-war-filmloverss

Dennis Lehane, 1994’te kaleme aldığı a Drink Before The War kitabı ile edebiyat dünyasına adımını atıyor. 1998’de yayımladığı aynı isimli kitaptan uyarlanan Ben Affleck imzalı 2007 yapımı Gone Baby Gone’ın odağındaki özel dedektifler Patrick Kenzie ve Angelo Gennaro ikilisinin ilk gerçek hikayeleri, A Drink Before The War’a kadar uzanıyor aslında. Serinin ilk ayağında, Boston’ın önde gelen politikacılarına ait kayıp belgeleri araştırmakla görevli ikili, kendilerini bir gangster savaşının tam ortasında bulurlar. Kenzie ve Gennaro’nun maceralarına kaldığı yerden devam edebileceği düşüncesi kulağa hoş geliyor elbette ki. Boston’da geçen altı kitaplık bu serinin ilk ayağı, diğer kitaplar için bir köprü görevi üstleniyor diyebiliriz. Öyle ki, Lehane’in daha ilk kitabıyla üslubunu ve çizgisini belli etmesi, karakter analizlerindeki başarısı serinin devamı için de merak uyandırıyor.

Neden Beyazperdeye Uyarlanmalı?: Dedektifliğe dair alışılmış ama bir o kadar iyi harmanlanmış olay örgüsü kitabın sonuna kadar gözünüzün bir sonraki sayfada neler olup biteceğini merak etmenize vesile oluyor. Hız kesmeyen kovalamacalar, silahlı çatışmalar ve heyecanı doruklara çıkaran restleşmeler ışığında, karakterleri daha yakından tanıma ve özümseme arzusuna kapılıyorsunuz. Ek olarak, Kenzie ve Gennaro’nun arasındaki uyum kitaba bağlanmanızdaki en büyük etmen diyebiliriz. Kitabın romantik bir hikayeye dönüşebilme potansiyeline karşın, Lehane’in usta bir hamleyle kitabını büyük bir aşk hikayesinden uzak tutması ve bunu mizahi bir dille okuyucularına aktarması -Casey Affleck ve Michelle Monaghan yer almasa bile- A Drink Before the War’un beyazperdeye uyarlanması için yeterli bir sebep.

Darkness, Take My Hand

darkness-take-my-hand-filmloverss

Kenzie ve Gennaro’nun maceralarının ikinci ayağı olan Darkness, Take My Hand’in hikayesinde dedektif ikilinin yolu bu kez The Boston Manglers olarak bilinen seri katiller ile kesişiyor. Aksiyonu hız kesmeyen ve şüphenin bir an olsun son bulmadığı Lehane’in ikinci kitabı, insanlığın işkence, cinayet ve yıkımda ne derece ileri gidebileceğini gözler önüne seriyor. Seri katil veya katillerin geçmişi ile bağlantılı olan ve ilk kitaba göre daha kanlı belki de daha ürkütücü olan bu hikayeyi okurken soluksuz kalıyor, kendileri kurban seçilmeden önce Kenzie ve Gennaro’nun seri katil veya katilleri yakalama çabalarına tanık oluyorsunuz.

Neden Beyazperdeye Uyarlanmalı?: Seri katil hikayeleriyle bugüne kadar pek çok kez haşır neşir olmuşuzdur. Konu gereği oldukça basit ve tanıdık bir temel üzerine kurulup yer yer klişelerle beslenen seri katil hikayelerini bir romana çevirmek her zaman kolay değildir. Ancak söz konusu Dennis Lehane olunca dahası ilk romanıyla ve sinemaya uyarlanan Gone Baby Gone ile saygınlığını kazanmış dedektifler Patrick Kenzie ile Angela Gennaro’yu düşününce, Darkness, Take My Hand’in altı kitaptan oluşan seride ön plana çıktığı gerçeği yadsınamaz. A Drink Before the War’da tanıştığımız Kenzie ve Gennaro’nun gerçek anlamda hayat bulduğu Darkness, Take My Hand, önceden tahmin edilemeyen ve sürprizlerle dolu olay örgüsü ile alıştığımız pek çok suç romanı arasından sıyrılmayı başarıyor.

Prayers For Rain

prayers-for-rain-filmloverss

Kenzie-Gennaro serisinin beşinci kitabı olan Prayers For Rain, altyapısı ve kurgusu gereği Hollywood için aranan kan diyebiliriz. Gone Baby Gone’dan sonra gelişen olaylar doğrultusunda, Angela Genarro daha büyük bir araştırma şirketinde çalışmak adına ortaklığını bozar; Patrick Kenzie de yoluna tek başına devam etmek zorunda kalır. Böylelikle ikili arasındaki ilişkiden eser kalmazken, dram ve aksiyonun hız kesmediği yeni bir hikaye başlar.

Neden Beyazperdeye Uyarlanmalı?: Hikaye ne kadar karanlıksa, Lehane’in diyalogları da bir o kadar nükteli ve sarkastik ki kitabın dikkat çeken en önemli yanlarından biri. Kara mizah unsurlarına sıklıkla rastalayacağınız Prayers for Rain de yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi iyi çizilmiş karakter portreleriyle başka bir seviyeye çıkarıyor okuyucuları. Zaman zaman romantik ögelere de tanık olabileceğiniz ancak bu unsurların dozunda kullanılmasıyla hikayenin özünden sapmadığını görerek Lehane’in hakkını bir kez daha vereceksiniz. Bugüne kadar pek çok kitapta veya filmde yaratılan özgün karakterler dikkatinizi çekmiştir; ancak belki de kimse Lehane’in çizdiği psikotik, ırkçı, seksist ve favori oyuncağı Chucky bebeği olan çılgın bir karaktere böyle muazzam bir biçimde hayat vermemiştir.

Moonlight Mile

moonlight-mile-filmloverss

2010’da yayımlanan Kenzie ve Gennaro serisinin son, kendisinin ise dokuzuncu kitabı olan Moonlight Mile ile Dennis Lehane 11 yıl aradan sonra büyük bir hayran kitlesine ulaşmış dedektifler Patrick Kenzie ile Angelo Gennaro’nun maceralarına odaklanıyor. Gone Baby Gone’ın devamı niteliğinde kaleme alınan kitap bir nevi dört yaşında kaybolan Amanda McCready’nin velayetinin ihmalkar annesine geri verilip verilmeyeceği konusuna kaldığı yerden devam ediyor. Artık 16 yaşına gelen Amanda ikinci kez kayboluyor ancak bu kez olayların gidişatı da bambaşka bir yönde ilerliyor; klasik suç hikayesi bir bulmacayı çözme çabasına dönüşüyor.

Neden Beyazperdeye Uyarlanmalı?: Lehane’in gözlerden kaçmayan en büyük yeteneği karakterlerin yaşamlarının gerçekte var olduğuna dair okurlarda bir his yaratabilmesi. Bu bağlamda, roman yazmanın en büyük sıkıntısı ise olay örgüsü ve karakter çizimlerinin yanı sıra zamanın ne kadar etkili kullanıldığıdır. Zira yazarın ayları belki de yılları anlattığı hikayesinin okuyucunun birkaç saatine mal olacak şekilde ve etkileyici bir biçimde düzenlenmesi gerekir. İşte Lehane’in Gone Baby Gone’ı Moonlight Mile’ın arka planında kullanımı, karakterlerin zaman içindeki değişimi, pişmanlıklar ve yaşanmışlıklar hiç olmadığı kadar yerli yerinde diyebiliriz. Kitabı okuyanlar ya da filmi izleyenler göreceklerdir ki hikaye asıl şimdi başlıyor ve Lehane’in suç dünyasında yeni bir dönemece giriliyor. Ek olarak, devam filmlerinin gündemde olduğu bir dönemde ve hazır Gone Baby Gone Ben Affleck tarafından uyarlanmışken, Lehane’in kitapları arasında beyazperdeye uyarlanmaya en yakın kitap gibi duruyor Moonlight Mile.

The Given Day

the-given-by-filmloverss

Bir şehrin polis güçleri greve giderse ne olur? Kaos ortamına dönen şehir sokakları mı daha zorludur yoksa sağduyulu ve medenileşmiş bir toplum düşlemek mi? 1919’un Boston’ında geçen The Given Day, 2008 yılında Dennis Lehane tarafından kaleme alınıyor ve Coughlin serisinin ilk adımı böylece atılmış oluyor. Tarihi bir roman özelliği taşıyan kitap iki ana karakterin etrafında dönüyor: İrlandalı devriye polisi Danny Coughlin ve yetenekli ama amatör bir beyzbol oyuncusu Luther Laurence. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemi konu alan The Given Day, ağır basan karanlık yönleriyle bir sis perdesini aralıyor. Lehane, bir suç davasını çözüme kavuşturmak yerine, dokuz ölüme ve yüzlerce kişinin yaralanmasına sebebiyet veren Boston polis güçlerinin greve gitmesini ustaca bir şekilde kaleme alıyor.

Neden Beyazperdeye Uyarlanmalı?: 

The Given Day’in Lehane’in kariyerindeki yeri ve önemi büyük; zira gizemli dedektif ve suç hikayeleri ile kendini kanıtlamış bir yazarın rotasını bir anda farklı bir yöne çevirmesi ve 25 ayrı karakteri usta parmakları ile hayata geçirmesi, yazarı suç türünün çok ötesine taşıdığını söyleyebiliriz. Pek çoklarından farklı bir Amerikan hikayesi özelliği taşıyan The Given Day, koskaca bir yüzyıl geçmesine rağmen alarm veren ırkçılık, göç, terrör, ekonomik istikrarsızlık, siyasal yozlaşma ve belki de en önemlisi olan varsıllar ve yoksullar arasındaki giderek büyüyen uçurumu olması gerektiği gibi gözler önüne seriyor. Bir tarih dersi vermekten ziyade Danny ve Luther’in zorlu mücadelesine odaklanan bu hikayenin günümüzden çok da farklı olmayan hakikatlerini akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde ele alması, The Given Day’in beyazperde ile buluşmasını fikrini getiriyor akıllara.

Kaynak: WhatCulture

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi