Nathaniel Philbrick’in 2000 yılında yayımlanan In the Heart of the Sea: The Tragedy of the Whaleship Essex isimli kurgusal olmayan kitabından beyazperdeye uyarlanan Denizin Ortasında – In the Heart of the Sea; 1820 yılında Nantucket’tan Güney Pasifik’e doğru yola çıkan Essex isimli balina avcılığı yapan bir geminin, devasa bir ispermeçet balinasının saldırısı sonucunda parçalanmasını ve akabinde saldırı esnasında gemiden sağ kurtulmayı başaran mürettebatın Pasifik Okyanusu’nın tam kalbinde verdiği hayatta kalma mücadelesini konu alıyor. Büyük mücadeleler sonrası yalnızca 8 kişinin hayatta kalabilmeyi başardığı bu olay, 1850 yılında Amerikalı ünlü yazar Herman Melville tarafından yaratılacak Moby Dick efsanesinin de en büyük ilham kaynaklarından biri oluyor. Bu sebeple Denizin Ortasında filminin Moby Dick efsanesinin nasıl yaratıldığına dair önemli bilgiler vermek için ümit verici bir giriş yaptığını söyleyebiliriz. Peki bu ümit vaat eden giriş, filmin geneline yansıyabiliyor mu? Bizleri, Moby Dick’in doğuşuna ilham veren alt metne ve gerçek bir hayatta kalma mücadelesine götüreceğini sandığımız Denizin Ortasında; dikkat çekilmesi gereken noktalarını öyle bir ıskalıyor ki kendi hikayesinin temelini bile aşındırıyor.

Denizin Ortasında’nın yönetmen koltuğunda A Beautiful Mind, Apollo 13, Cinderella Man, Rush gibi birbirinden başarılı filmlerinden hatırlayacağımız Ron Howard otururken; filmin senaryosunun Blood Diamond filminin de senaristliğini üstlenen Charles Leavitt’in ellerinden çıktığını belirtmek gerek. Hal böyle olunca filme dair beklenti seviyelerimiz de yükseliyor. Fakat Howard ve Leavitt ikilisi bu sefer üzerine çok fazla düşünülmediği açık, kafası karışık ve CGI teknolojisinin nimetlerinden fazlasıyla faydalanarak kolaycılığa kaçılmış bir film ortaya koymuş. Detaylarına ilerleyen bölümlerde gireceğim bu değerlendirme kısımlarını şimdilik es geçerek Denizin Ortasında’nın hikayesinden bahsetmek istiyorum.

Genç roman yazarı Herman Melville’in (Ben Whishaw) ‘insan bilinmeyeni nasıl bilebilir?’ sorusuyla açılan Denizin Ortasında, bir zamanlar kendisi de denizcilik yapmış Melville’in Essex gemisinin başına gelenleri öğrenmek ve yeni yazacağı romanına bilgi toplamak için, Essex gemisinde  yaşanan faciadan kurtulan 8 kişiden biri ve halen yaşayan tek kişi olan Thomas Nickerson’un (Brendon Gleeson) kapısını çalmasıyla başlar. Nickerson, geçmişte yaşanmış bu olayların altını eşelemeye başlarda yanaşmasa da; karısının, hem paraya ihtiyaçları olduğunu hem de duygusal ve vicdani anlamda rahatlayabilmesi için birine bu hikayeyi anlatması gerektiğini söylemesiyle, 1820 yılında Pasifik’in ortasında yaşanacak olayları anlatmayı başlar.

O zamanlar 14 yaşında olan Thomas Nickerson (Tom Holland) Nantucket’ın balina yağı ticareti yapan önemli şirketlerinden biri için balina avcılığına çıkmış Essex gemisinde, geminin ikinci kaptanı Owen Chase’e (Chris Hemsworth) bağlı olarak çalışmaya başlar. Chase, bu yolculuğa çıkmadan önce kendisine vaat edildiği gibi Essex’in kaptanlığını yapacağını sanırken, geminin sahibi olan tüccarlar kaptanlığı Nantucket’ın sosyal statüsü iyi ailelerinden birinin oğlu olan George Pollard’a (Benjamin Walker) emanet ederler. İki farklı sınıfın temsilcisi olan kaptanlar arasındaki kişisel hırslar ve hem mürettebat hem de gemi üzerindeki iktidarlarını gösterme isteği belirli bir süre çatışmalı şekilde devam etse de, ilk balinalarını avlayıp yağ varillerini doldurmaya başlamalarıyla ikili arasındaki çatışma da etkisini azaltacaktır.

Essex gemisi azalmaya başlayan teçhizatlarını karşılamak için bir süreliğine Güney Amerika’da demir atmışken İspanyol bir kaptanla tanışan Chase ve Pollard, ondan Pasifik’in en açıklarının balinalarla kaynadığını fakat devasa bir balinanın saldırısına uğrayarak birçok mürettebatını ve bir kolunu kaybettiğini öğrenirler. Hem eve erken dönmek için bir şans hem de daha çok balina yağı demek olan bu fırsatı kullanmak isteyen Chase ve Pollard, kendi hırsları ve açgözlülükleri uğruna, kendileriyle birlikte tüm Essex mürettebatını büyük bir tehlikenin içine sürükleyerek trajik bir sonun belirleyicisi olacaklardır.

Denizin Ortasında: Bir Kişisel Talihsizlik ve Trajedi Hikayesi

Denizde ya da okyanusta geçen birçok benzer filmde olduğu gibi Denizin Ortasında filmi de bir hayatta kalma mücadelesini anlatmaktadır. Ama bu hayatta kalma mücadelesinin ardında, öğrenilmesi gereken bir doğa durumu vardır. Hep daha fazlasını arzulayan insan doğasının hırsları ve açgözlülüğü onun doğa üzerinde tahakküm kurma isteğini kamçılar. Kendini Tanrı’nın yeryüzündeki yansıması ve temsili olarak gören insan, hem doğayı hem de tüm hayvanları egemenliği altına alarak onlardan sonsuz fayda sağlamak için elinden geleni ardına koymaz, ki bu tüm bir tarih boyunca böyle olagelmiştir. Doğayı tahakkümü altına aldığını sanarak insanlığın –belirli insanların- çıkarlarını gözettiğini düşünen insanın zavallılığı da en çok bu tahakküm düşüncesinde gizlidir. Essex gemisinin başına gelenler, sınırları bilinmeyene hakim olduğunu sanma cehaletinin insanlığın başına açtığı felaketlerden yalnızca birisidir. Bu durumu ‘ne ekersen onu biçersin’ tarzı kaderci ve romantik bir anlayışla dile getirmemek gerekir. Fakat, Denizin Ortasında bu kaderci çizgiden bir türlü çıkamadığı için, filmin yaşanan gerçekliği ıskaladığını söylemek gerekiyor. Moby Dick romanının ilham aldığı bir olayın ana unsurlarının en başta senaryo aşamasında sıkıntılı olduğu oldukça bariz. İnsan ve doğa arasındaki çatışmayı anlatacakken ve hikayenin esas özü bunu temsil ediyorken, Howard ve Leavitt ikilisinin bu durumu kaderci bir çizgiden ve oldukça kısa bir şekilde vermeye çalışmalarının komik durduğunu belirtmek gerek.

Balina yağı ticaretine ve balina avcılığına eleştirel göndermeler yapan filmin sonlara doğru geçmişin balina yağı ticaretini günümüzün petrol ticaretine bağlamaya çalışması ama bu bağlantıyı oldukça didaktik bir anlatım ve teatral bir üslupla vermesi de yukarıdaki paragrafta yer alan duruma benzer bir şekilde gülünç duruyor. Bu anlamda Denizin Ortasında filminin eline geçen hemen her fırsatı teptiğini söylemek gerek. Kısacası Denizin Ortasında’nın Melville’in Moby Dick’te anlatmaya çalıştığı hikayeden oldukça uzak biçimde; kişisel başarı hırsı, medeniyet ve doğa arasındaki çatışma, saplantı ve delilik arasındaki ince ayrım ve denizin ya da okyanusun varoluşsal anlamından çok, büyük bir kişisel talihsizlik ve trajedi hikayesi anlattığını ifade edebiliriz. Amerikan pragmatizmini eleştireyim derken, her ne kadar iyi niyetli görünse de, idealizm çukuruna batıp romantizme sarılması ise senaryodaki en büyük zafiyet noktalarından birini açığa çıkarıyor.

CGI teknolojisine fazla yaslanan filmin sürekli özel efektlerden medet ummasının Ron Howard’ın yönetmenlik kariyerinde geriye götürücü bir adım olduğunu da ekleyerek; Denizin Ortasında’nın tüm eksikliklerine rağmen Moby Dick okumanıza ilham vermesini diliyorum.

Nathaniel Philbrick’in 2000 yılında yayımlanan In the Heart of the Sea: The Tragedy of the Whaleship Essex isimli kurgusal olmayan kitabından beyazperdeye uyarlanan Denizin Ortasında – In the Heart of the Sea; 1820 yılında Nantucket’tan Güney Pasifik’e doğru yola çıkan Essex isimli balina avcılığı yapan bir geminin, devasa bir ispermeçet balinasının saldırısı sonucunda parçalanmasını ve akabinde saldırı esnasında gemiden sağ kurtulmayı başaran mürettebatın Pasifik Okyanusu’nın tam kalbinde verdiği hayatta kalma mücadelesini konu alıyor. Büyük mücadeleler sonrası yalnızca 8 kişinin hayatta kalabilmeyi başardığı bu olay, 1850 yılında Amerikalı ünlü yazar Herman Melville tarafından yaratılacak Moby Dick efsanesinin de en büyük ilham kaynaklarından biri oluyor. Bu sebeple Denizin Ortasında filminin Moby Dick efsanesinin nasıl yaratıldığına dair önemli bilgiler vermek için ümit verici bir giriş yaptığını söyleyebiliriz. Peki bu ümit vaat eden giriş, filmin geneline yansıyabiliyor mu? Bizleri, Moby Dick’in doğuşuna ilham veren alt metne ve gerçek bir hayatta kalma mücadelesine götüreceğini sandığımız Denizin Ortasında; dikkat çekilmesi gereken noktalarını öyle bir ıskalıyor ki kendi hikayesinin temelini bile aşındırıyor. Denizin Ortasında’nın yönetmen koltuğunda A Beautiful Mind, Apollo 13, Cinderella Man, Rush gibi birbirinden başarılı filmlerinden hatırlayacağımız Ron Howard otururken; filmin senaryosunun Blood Diamond filminin de senaristliğini üstlenen Charles Leavitt’in ellerinden çıktığını belirtmek gerek. Hal böyle olunca filme dair beklenti seviyelerimiz de yükseliyor. Fakat Howard ve Leavitt ikilisi bu sefer üzerine çok fazla düşünülmediği açık, kafası karışık ve CGI teknolojisinin nimetlerinden fazlasıyla faydalanarak kolaycılığa kaçılmış bir film ortaya koymuş. Detaylarına ilerleyen bölümlerde gireceğim bu değerlendirme kısımlarını şimdilik es geçerek Denizin Ortasında’nın hikayesinden bahsetmek istiyorum. Genç roman yazarı Herman Melville’in (Ben Whishaw) ‘insan bilinmeyeni nasıl bilebilir?’ sorusuyla açılan Denizin Ortasında, bir zamanlar kendisi de denizcilik yapmış Melville’in Essex gemisinin başına gelenleri öğrenmek ve yeni yazacağı romanına bilgi toplamak için, Essex gemisinde  yaşanan faciadan kurtulan 8 kişiden biri ve halen yaşayan tek kişi olan Thomas Nickerson’un (Brendon Gleeson) kapısını çalmasıyla başlar. Nickerson, geçmişte yaşanmış bu olayların altını eşelemeye başlarda yanaşmasa da; karısının, hem paraya ihtiyaçları olduğunu hem de duygusal ve vicdani anlamda rahatlayabilmesi için birine bu hikayeyi anlatması gerektiğini söylemesiyle, 1820 yılında Pasifik’in ortasında yaşanacak olayları anlatmayı başlar. O zamanlar 14 yaşında olan Thomas Nickerson (Tom Holland) Nantucket’ın balina yağı ticareti yapan önemli şirketlerinden biri için balina avcılığına çıkmış Essex gemisinde, geminin ikinci kaptanı Owen Chase’e (Chris Hemsworth) bağlı olarak çalışmaya başlar. Chase, bu yolculuğa çıkmadan önce kendisine vaat edildiği gibi Essex’in kaptanlığını yapacağını sanırken, geminin sahibi olan tüccarlar kaptanlığı Nantucket’ın sosyal statüsü iyi ailelerinden birinin oğlu olan George Pollard’a (Benjamin Walker) emanet ederler. İki farklı sınıfın temsilcisi olan kaptanlar arasındaki kişisel hırslar ve hem mürettebat hem de gemi üzerindeki iktidarlarını gösterme isteği belirli bir süre çatışmalı şekilde devam etse de, ilk balinalarını avlayıp yağ varillerini doldurmaya başlamalarıyla ikili arasındaki çatışma da etkisini azaltacaktır. Essex gemisi azalmaya başlayan teçhizatlarını karşılamak için bir süreliğine Güney Amerika’da demir atmışken İspanyol bir kaptanla tanışan Chase ve Pollard, ondan Pasifik’in en açıklarının balinalarla kaynadığını fakat devasa bir balinanın saldırısına uğrayarak birçok mürettebatını ve bir kolunu kaybettiğini öğrenirler. Hem eve erken dönmek için bir şans hem de daha çok balina yağı demek…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

55

Moby Dick’in doğuşuna ilham veren alt metne ve gerçek bir hayatta kalma mücadelesine götüreceğini sandığımız Denizin Ortasında; dikkat çekilmesi gereken noktalarını öyle bir ıskalıyor ki kendi hikayesinin temelini bile aşındırıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.38 ( 10 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi