Bu yıl Altın Koza Film Festivali’nden 6 ödülle dönerek adından çokça bahsettiren Deniz Seviyesi, bu hafta vizyona giriyor. Nisan Dağ ve Esra Saydam’ın ilk uzun metraj filmi olan Deniz Seviyesi, pişmanlıklar ve arada kalmışlıklar hakkında yazılmış bir aşk hikayesi.

Filmimiz, üniversiteye gitmek için Amerika’ya yerleşen Damla’nın, ablasının ve kocasının ısrarlarıyla uzun zaman sonra eski yazlıklarını ziyaret etmesini anlatıyor. Damla’nın kimseye haber vermeden geride bıraktığı bu kasaba ve insanlar onu sıcak karşılasa da, geçmişinde bıraktığı küçük sırlar zamanla ortaya çıkmaya başlıyor.

Pek öyle durmasa da, Deniz Seviyesi karakter odaklı bir fim. Damla’nın mutsuz ve huzursuz yüzüyle açılan filmimiz, devamında yine Damla’nın merkezinde ve yakın planında geçiyor. Damla’nın istekleri, Damla’nın kararları, Damla’nın seçimleri… Damla’nın kim olduğunu öğrenirken bu yapı iyiden iyiye oturmaya başlıyor. Tıpkı Damla’nın çevresindeki insanlar gibi, izlerken kendimiz gibi düşünmek yerine Damla’nın olaylara tepkisini merak etmeye başlıyoruz ve bundan sonra yorumluyoruz. Bu ben merkezcil hikayenin ekseninde, geriye kalan bütün karakterler yalnızca birkaç yan karakteri ve yan hikayeyi oluşturuyor. Damla’nın ablası, Damla’nın kocası ve Damla’nın eski arkadaşları, film boyunca sürekli Damla üzerinden tanımlanıyor. Bu bağlam, Damla’nın hikayenin bağlayıcı unsuru olmasından öteye geçerek tamamen ben merkezcil tavrıyla örtüşüyor ve bu yönde ilerliyor. Temelde üç karakter arasında oluşturulan hikaye örgüsü, bu şekilde işlenerek istikrarlı bir düzleme oturtuluyor demek mümkün.

Yönetmenlerimiz, genel hatlarıyla baktığımızda sıradan duran bu hikayeyi, öncelikle çekim tarzıyla ve akıcı günlük diyaloglarla modernize etmeye çalışmış. Bunu yaparken bir nebze başarılı olsalar da bazı yerlerde istedikleri enerjiyi yakalamakta oldukça zorlandıkları net bir biçimde belli oluyor. Bununla beraber oluşturmaya çalıştıkları karakter derinlikleri başta yeterli gibi dursa da, gizemi çözülmeye başlayan hikayenin etkisiyle git gide yetersiz kalıp, çatırdamaya başlıyor. Aynı zamanda filmin içinde çok değerli olan ve aslında bütün parçaları bir araya getiren bazı ayrıntıların birkaç cümle halinde diyaloglarda geçmesi ve yalnızca bundan ibaret olması da karakterlerin ve senaryonun derinliğini sekteye uğratan durumların başında geliyor. Buna bir de filmin düğümleri çözecek olan ve en gergin, tedirgin edici sahne olması gereken maç sahnesinin düşük temposu ile hiç bir şekilde istediği etkiyi yaratamamasını da eklersek, karşımızda oldukça aksak bir şekilde ilerleyip biten bir film görüyoruz.

Damla’yı canlandıran Damla Sönmez, merkezinde olduğu filmi elinden geldiğince taşımaya çalışsa da, sürekli aynı mimikler ve ses tonuyla filmin sahip olduğu çalkantılı hale ayak uyduramıyor. Burak’ı canlandıran Ahmet Rıfat Sungar ve Damla’nın kocası Kevin’in rolündeki Jacob Fishel ortalama bir performansla rollerinin altından kalkabilmişler fakat beraber oynadıkları sahnelerde aralarındaki gergin elektriği pek fazla hissettiremiyorlar.

Sonuç olarak Deniz Seviyesi, yaklaşımı ile öne çıkan ama birçok şekilde tökezleyen bir film olarak karşımızda duruyor. Fazlasıyla potansiyeli olan film, bazı sahnelerin başarısını, çeşitli sebeplerle, genele yayamamaktan muzdarip.

Bu yıl Altın Koza Film Festivali’nden 6 ödülle dönerek adından çokça bahsettiren Deniz Seviyesi, bu hafta vizyona giriyor. Nisan Dağ ve Esra Saydam’ın ilk uzun metraj filmi olan Deniz Seviyesi, pişmanlıklar ve arada kalmışlıklar hakkında yazılmış bir aşk hikayesi. Filmimiz, üniversiteye gitmek için Amerika'ya yerleşen Damla’nın, ablasının ve kocasının ısrarlarıyla uzun zaman sonra eski yazlıklarını ziyaret etmesini anlatıyor. Damla’nın kimseye haber vermeden geride bıraktığı bu kasaba ve insanlar onu sıcak karşılasa da, geçmişinde bıraktığı küçük sırlar zamanla ortaya çıkmaya başlıyor. Pek öyle durmasa da, Deniz Seviyesi karakter odaklı bir fim. Damla’nın mutsuz ve huzursuz yüzüyle açılan filmimiz, devamında yine Damla’nın merkezinde ve yakın planında geçiyor. Damla’nın istekleri, Damla’nın kararları, Damla’nın seçimleri… Damla’nın kim olduğunu öğrenirken bu yapı iyiden iyiye oturmaya başlıyor. Tıpkı Damla’nın çevresindeki insanlar gibi, izlerken kendimiz gibi düşünmek yerine Damla’nın olaylara tepkisini merak etmeye başlıyoruz ve bundan sonra yorumluyoruz. Bu ben merkezcil hikayenin ekseninde, geriye kalan bütün karakterler yalnızca birkaç yan karakteri ve yan hikayeyi oluşturuyor. Damla’nın ablası, Damla’nın kocası ve Damla’nın eski arkadaşları, film boyunca sürekli Damla üzerinden tanımlanıyor. Bu bağlam, Damla’nın hikayenin bağlayıcı unsuru olmasından öteye geçerek tamamen ben merkezcil tavrıyla örtüşüyor ve bu yönde ilerliyor. Temelde üç karakter arasında oluşturulan hikaye örgüsü, bu şekilde işlenerek istikrarlı bir düzleme oturtuluyor demek mümkün. Yönetmenlerimiz, genel hatlarıyla baktığımızda sıradan duran bu hikayeyi, öncelikle çekim tarzıyla ve akıcı günlük diyaloglarla modernize etmeye çalışmış. Bunu yaparken bir nebze başarılı olsalar da bazı yerlerde istedikleri enerjiyi yakalamakta oldukça zorlandıkları net bir biçimde belli oluyor. Bununla beraber oluşturmaya çalıştıkları karakter derinlikleri başta yeterli gibi dursa da, gizemi çözülmeye başlayan hikayenin etkisiyle git gide yetersiz kalıp, çatırdamaya başlıyor. Aynı zamanda filmin içinde çok değerli olan ve aslında bütün parçaları bir araya getiren bazı ayrıntıların birkaç cümle halinde diyaloglarda geçmesi ve yalnızca bundan ibaret olması da karakterlerin ve senaryonun derinliğini sekteye uğratan durumların başında geliyor. Buna bir de filmin düğümleri çözecek olan ve en gergin, tedirgin edici sahne olması gereken maç sahnesinin düşük temposu ile hiç bir şekilde istediği etkiyi yaratamamasını da eklersek, karşımızda oldukça aksak bir şekilde ilerleyip biten bir film görüyoruz. Damla’yı canlandıran Damla Sönmez, merkezinde olduğu filmi elinden geldiğince taşımaya çalışsa da, sürekli aynı mimikler ve ses tonuyla filmin sahip olduğu çalkantılı hale ayak uyduramıyor. Burak’ı canlandıran Ahmet Rıfat Sungar ve Damla’nın kocası Kevin’in rolündeki Jacob Fishel ortalama bir performansla rollerinin altından kalkabilmişler fakat beraber oynadıkları sahnelerde aralarındaki gergin elektriği pek fazla hissettiremiyorlar. Sonuç olarak Deniz Seviyesi, yaklaşımı ile öne çıkan ama birçok şekilde tökezleyen bir film olarak karşımızda duruyor. Fazlasıyla potansiyeli olan film, bazı sahnelerin başarısını, çeşitli sebeplerle, genele yayamamaktan muzdarip.

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Deniz Seviyesi, yaklaşımı ile öne çıkan ama birçok şekilde tökezleyen bir film olarak karşımızda duruyor. Fazlasıyla potansiyeli olan film, bazı sahnelerin başarısını, çeşitli sebeplerle, genele yayamamaktan muzdarip.

Kullanıcı Puanları: 3.75 ( 2 votes)
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi