Bu yıl ilk kez 22 – 24 Aralık tarihleri arasında Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirilecek olan Fantastik Filmler Festivali’nin direktörü Deniz Ölmez ile festivali konuştuk.

Deşifre: Hazal Şen

Ecem Şen: Öncelikle, sizi tanımayan okurlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Deniz Ölmez: Tabii ki, ismim Deniz Ölmez. İstanbul’da doğdum. Saint Joseph ve Marmara Üniversitesi’ni bitirdikten sonra New York’a yüksek lisansa gittim. Ardından da Sony Müzik’te yönetici olarak çalışmaya başladım. Sanat ve eğlence sektörüne girişim ilk olarak böyle oldu. Gerçi lise ve üniversite yıllarımda sanatla hep alakam vardı. İstanbul Korosu’nda tenördüm, konserler vermiştim. Daha çok müzikle alakam vardı, yurtdışına gidince sinema tarafına kayar gibi oldum.

Ecem Şen: Bu kırılma nasıl gerçekleşti?

Deniz Ölmez: Şöyle oldu, masterı bitirdikten sonra ilk staj yaptığım yer New York’ta BMG’nin video departmanıydı. Orada ilk uğraştığım film de 1997’de Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı almış olan Antonia’nın Soyu’ydu, Hollanda filmiydi. Yani aslında ilk filmle başladım, sonra Sony’ye geçince tabii tekrardan müzik tarafına yönelmiş oldum ama aynı zamanda filmle de uğraşıyorduk. Türkiye’ye döndükten sonra da 2003-2004 yıllarında İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda yönetmenlik yaptım. Orada daha geniş bir spektrumdan, hem bienal hem müzik, hem caz, hem tiyatro hem de film festivali… Hepsiyle uğraşmak durumunda kaldığım için birbirleriyle karşılaştırma fırsatım da oldu. Bana hangisi yakın geliyor, hoşuma gidiyor ya da en çok hangisi kanımı kaynatıyor diyeyim, o anlamda baktığımda İKSV’den sonra biraz daha filme yoğunlaşmaya karar verdim ve bu çerçevede ülkedeki önde gelen bazı prodüksiyon ve ithalat-dağıtım şirketlerinde çalışmaya başladım. Aynı dönemde de bir yandan 4 sene kadar Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarımı bölümünde hocalık yaptım. Sonra yavaş yavaş kendi şirketimi kurdum, film festivallerine danışmanlık yapmaya başladım. Bursa’daki İpekyolu, Malatya’daki Kristal Kayısı’nın ilk senesini biz yaptık. Beraber programlarını yaptık. Yaklaşık 4-5 senedir de freelance çalışıyorum. Yazarlık, yönetmenlik, eğitmenlik yapıyorum.

deniz-olmez-fantastik-filmler-festivali

Ecem Şen: Peki Fantastik Film Festivali’ni yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu süreç fantastik filmlere nasıl evrildi? 

Deniz Ölmez: Küçük yaşlardan beri aşina olduğum ve zevk aldığım bir tür. İnsan bazı şeyleri zaman geçtikçe daha iyi anlıyor. Genelde de baktığımda tür olarak beni çeken filmlerin hep fantastik filmler olduğunu söyleyebilirim. Fantastik, gerçekten de geniş bir şemsiye. İçine bilimkurguyu alıyor, fanteziyi alıyor, gerilim, psikolojik-gerilim, korku da içine giriyor. Gerçi korkuyu ayrı olarak değerlendiren, sadece korku üzerine giden festivaller de var dünyada. Daha geniş bir çerçevede hepsini fantastik filmler olarak toplayan festivaller de var. Ben korku türünde daha seçiciyim, her korku filmini seyredemiyorum. Ama geri kalan türlerin –bilimkurgu, fantastik gibi- sıkı bir takipçisiyim. Daha önce de festival işi yaptığım için İKSV’de, Bursa’da, Malatya’da aklımda sürekli dünyada olan ama ülkede olmayan, değişik, ne tür festivaller yapılabilir gibi bir düşünce vardı. Dünyada bir sürü tematik festival var. Her tür filmi kendi çatısı altında toplayan büyük festivaller haricinde tematik festivaller de var ve bunların en büyüklerinden biri aslında fantastik film festivalleri. Dünyanın 50-60 ülkesinde fantastik film festivali yapılıyor. Avrupa Fantastik Film Festivalleri Federasyonu adında Avrupa’da 12-13 festivalin oluşturduğu bir ağ var. George Melies’nin anısına ödül veriyorlar. Bu, dünyadaki en geniş film festivali ağı olarak kabul ediliyor. Türkiye’nin de Yeşilçam’dan gelen çok fantastik bir film kültürü var, doğruya doğru. (gülüyor.) Yurtdışında bu filmlerin hastaları var, Dünyayı Kurtaran Adam, Tarkan, Turist Ömer Uzay Yolunda gibi… Amerika’da yaşadığım dönemde bunu gördüm, bu filmleri nereden bulabiliriz diye soruyorlardı. Zamanında her şeyi çekmişler Zagor’dan tutun Captain Amerika’ya kadar. Ve durum böyleyken, yeni nesil fantastik sinemacılar da var, Onur Ünlü gibi, Can Evrenol gibi… Neden bu ülkede fantastik sinema üzerine bir festival olmasın, diye düşündüm. Daha önceden sanırım denenmiş ama bir şekilde hayata geçirilememiş ya da sadece Türk filmlerine yönelik Fantasturka diye bir festival olduğundan haberim var. Daha geniş çaplı, uluslararası katılımlı bir şey olursa, o zaman ileride Türkiye’deki fantastik sinemacıların eserlerini gösterebilecekleri bir platform da olur bu aynı zamanda. Eski Türk filmlerinin restore edilmesi ve tekrardan seyirciyle buluşturulması gibi değişik misyonları da içine alabilir. Sadece Türk fantastik sinemasıyla değil; uluslararası bir çerçevede düşünmenin daha faydalı olduğuna karar verdim. Böyle bir festival yapmak için de yola çıktım.

Ecem Şen: Peki festival programını oluştururken nelere dikkat ettiniz?

Deniz Ölmez: Yabancı filmler kısmıyla ben daha çok uğraştım. Türk filmlerinde zaten fantastik sinema üreten sinemacıların sayısı belli olduğu için, Onur Ünlü, Can Evrenol hemen gündeme geldi. Hepsi de arkadaşımız, sağ olsunlar. Biz aslında mini festival yapıyoruz, film günleri tadında, gelecek yılları da test etmek, bir şeyler öngörmek adına yapıyoruz. O yüzden zaten küçük bir program, toplamda 14 film gösteriyoruz. Normalde bu bir festival için düşük bir sayı ama böyle olması gerekiyor, çünkü medya sponsoru dışında herhangi bir sponsorumuz yok, ayıracak çok fazla bütçemiz yok. Eldeki imkanlar dahilinde hangi filmleri alabiliriz diye baktık. Benim yaptığım bir liste vardı, yeni ve eski kült filmlerden oluşan 70-80 filmlik bir liste hazırlamıştım. 1960’lardan, 70’lerden günümüze ulaşan fantastik türün en iyi filmlerinden oluşan bir listeydi. Sonra her bir filme dağıtımcısı, Türkiye’de bir hak sahibi var mı, varsa onlardan uygun bir şekilde bunu alıp gösterme şansımız var mı gibi gayet pratik bir biçimde olaya yaklaştık. Daha sonra kaç sinema salonunda gösterebiliriz, yine realist olarak bunları araştırdık. Bu sene Kadıköy’de de göstermeyi düşündük ama özellikle Beyoğlu Sineması’na destek olmak açısından sadece Beyoğlu ve Beyoğlu Sineması ile sınırlı kalmasının daha iyi olacağına karar verdik. Tek bir mekanda, oraya konsantre olmak da daha kolaylaştırıcı olacaktı. Dolayısıyla o 70-80 filmlik listeden alabileceğimiz, bize sıkıntı yaşatmayacak, Türkçe altyazısı olan, blu-ray’i olan, materyal sorunu olmayan ve ciddi miktarlarda telif ödemek zorunda da kalmayacağımız filmleri seçerek 14 filmlik bir liste oluşturduk. Bir de ben dengeli bir program olsun istedim, gerçi biraz belli bir konsepte dayalı olmaktan çok biraz ortaya karışık bir program oldu, onun farkındayım ama bu sene biraz öyle olması gerekiyordu. Değişik türleri barındıran, hem anime olsun, komedi, fantezi, bilimkurgu da olsun çok yönlü bir program olsun istedik.

housewife-filmloverss

Housewife

Ecem Şen: Zaten programın nasıl şekilleneceği de yıllar içinde oturacak bir durum. Peki Türkiye’deki fantastik film ve fantastik edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Deniz Ölmez: Türkiye’deki fantastik edebiyat ve fantastik film üretimi tabii ki oldukça kısıtlı. Üretilen işler edebiyat kısmında daha çok yabancı kitapların çevirileri oluyor. Amerika yıllarımdan itibaren o kitapların takipçisiyim ve Türkiye’de çevirilerini görüyoruz. Sinema alanında da dediğim gibi kaç tane yönetmen sayılabilir, bu alanda öne çıkan insanları zaten biz festivale çağırdık, hepsi de gelecek, konuşacak. Türkiye’de bu yeni bir konsept demek de yanlış çünkü 60’larda 70’lerde yapılmış. Ama sonra araya uzun bir uyku dönemi girmiş, şimdi yeniden iki, üç sinemacı bu alanda üretim yapıyor. Fantastik edebiyat/film derken de bu tabii geniş bir çerçeve. Herkese göre değişebilen sübjektif bir tabir. Birine sorduğunuzda “Fantastik nedir?” diye size başka bir cevap verir, fantastik sinemayı sorduğunuzda yine farklı bir cevap verir. Kimisi bilimkurguyu fantastik filmlerin içine dahil etmiyor, “Bana göre fantastik sinema, fantezi sinemasıdır ve korku ayrı bir türdür.” diyor. Bu terimi nasıl, ne şekilde düşündüğümüz, anlamlandırdığımız da önemli. Aslında Türkiye’de edebiyat tarafında olsun, film tarafında olsun çok fantastik bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorum  şahsen. (gülüyor) Dolayısıyla çok daha fazla üretim olması gerekiyor. Normalde bir festival gerçekleştirildiğinde Türkiye’den çağırabileceğimiz 8-10 yönetmenin olması gerekiyor. Fantastik sinemanın üretildiği ülkelere baktığımızda Kore sineması, Çin sineması, İspanya, Fransa, İngiltere, Amerika vs. tabii ki oralarda çok zengin bir damar var. Ama aslında o damar burada da var. Çünkü burada da aslında seyirci bu filmlerle ilgili. Türkiye’de korku sinemasının gişe rakamlarına baktığınızda oldukça izleyicisi olduğunu görebilirsiniz. Aynı şekilde bilimkurguyu, fanteziyi takip eden belli bir seyirci var. Dolayısıyla bu alanda üretim yapıldığı takdirde bunun karşılığının olacağına inanıyorum. Sanat sineması, festival sineması gibi herkesin birbirini taklit ettiği filmler yapmak yerine buna da yönelmek gerekli. Mesela ben bir dönem Ezel Akay ile çalıştım ve Ezel’in filmleri gayet fantastiktir bana göre, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?, Neredesin Firuze’ler gayet fantastiktir.

Ecem Şen: Ama festivallerde de tür sineması son yıllarda daha ön plana çıkmaya başladı sanki, birbirini tekrarlayan filmlerin ödül alması durumu zamanla azalabilir.

Deniz Ölmez: Herkes ödül almıyor ki. Ödül alan belli başlı bir iki yönetmen var, onlar da Nuri Bilge, Yeşim Ustaoğlu, Semih Kaplanoğlu oluyor. Geri kalan da onları taklit ediyor. Tabii ki herkesin bir dili var, o kişi fantastik film çekmiyorsa onu zorlayıp “Gel bir Türk süper kahraman filmi çek.” diyemezsin. O kişi belki birtakım politik mesajlar vermek istiyordur, bir şey anlatmaya çalışıyordur. Ama sonuçta bir sürü sinemacı film yapıyor, her sene 70, 80 film çekiliyor, ödenek almak için bakanlığa başvuruluyor vs., fantastik sinema bunların içinde çok küçük bir yer tutuyor. Bunun bir sebebi de şu, fantastik film yapan insanların, diğer arthouse film yapanlar gibi bakanlıktan ya da Avrupa’dan fon alma ihtimali neredeyse hiç yok. Bu da muhtemelen etkileyici bir unsur. Çünkü popüler bir tür olarak, gişe yapan filmler olarak kabul edildikleri için muhtemelen neden Türkiye’de daha fazla insanın bu türde film çekmediğiyle alakalı yeterli bir neden olabilir. Fantastik film çekenin genelde kendi yağında kavrulması gerekiyor ya da finansmanı, bir yerlerden bir şekilde temin etmesi gerekiyor.

deniz-olmez-roportaj

Ecem Şen: Peki Fantastik Filmler Festivali, bu sene izleyicisine ne vadediyor?

Deniz Ölmez: Bu sene, dediğim gibi ilk senenin getirdiği bir heyecan, aynı zamanda belki bir acemilik var. Her ne kadar ben çeşitli festivallerde çalışmış olsam da birlikte çalıştığım ekibin daha önce çok fazla festival tecrübesi yok. Ama altından yüzümüzün akıyla kalkacağımızı düşünüyorum. Aslında izleyicinin ağzına bu sene bir kaşık bal çalıyoruz. Buradaki filmlerin hiçbiri boş film değil bir kere, bir iki tanesi mesela olağanüstü dünya ve bu filmler daha önce Türkiye’de sinemada hiç gösterilmedi. İlk kez büyükperdede gösterilecekler. Onun dışında eskilerden Miyazaki’nin Prenses Mononoke filmi gibi kült filmler var. Ceylan’ın Berlin’de prömiyerini yapan bol ödüllü Kaygı’sı var, Can’ın iki filmi de var hem Housewife hem ondan önce Toronto’da prömiyer yapan Baskın: Karabasan’ı var. Onur’un çoğu insan tarafından zirve olarak kabul edilen filmi Sen Aydınlatırsın Geceyi ve Kırık Kalpler Bankası filmleri var. Ve tabii sonra Onur, Can, iki film arasında söyleşi yapacak. Ceylan Özgün Özçelik’in de Kaygı filminin gösterimi sonrasında söyleşi gerçekleştirilecek. Onun dışındaki filmlere gelecek olursak üç tane animasyon var. Dediğim gibi biri Miyazaki’nin Prenses Mononoke’si, biri daha önce burada gösterime girmemiş olan Olağanüstü Dünya, üçüncü film de Küçük Prens. Mark Osborne’un kitaptan uyarladığı, çok iyi bir film. Mesela özellikle  Cumartesi-Pazar 12 seansları her yaşa hitap eden, ailenin de, çocukların da gelebileceği filmler. Sadece çocuklara hitap ediyor gibi düşünülmesin. Her yaştan insanın izleyebileceği filmler. Hatta Mark Osborne, Küçük Prens için tek tek herkesin ayağına gidip film için uğraşmış, eşi ona kitabını hediye etmiş sonrasında filmi çekmeye karar vermiş ve baktığınızda film ve kitap çok bağlantılı, çok aynı ilerliyor. Miyazaki’yi zaten söylememe gerek yok. Onun dışında, vampir temalı iki filmimiz var. Bir tanesi zaten başyapıt olarak kabul edilen Jim Jarmusch filmi Only Lovers Left Alive, bildiğiniz gibi Altın Palmiye için yarışmış ve En İyi Film Müziği dalında ödülü kapmış bir film. Hem edebiyatla hem müziğiyle çok farklı bir yerde duran bir uyarlama. Diğeri de Ana Lily Amirpour’un A Girl Walks Home Alone at Night filmi. İkisi de o türün öne çıkan ve kendini belli eden yapımları. Onun dışında Mr. Nobody’nin de yönetmenliğini yapmış olan Jaco Van Dormael’in Yeni Ahit filmi var. O da daha önce Altın Küre’ye aday gösterildi. Yargıç Dredd var, yine bir çizgi roman uyarlaması. Benim çok sevdiğim, neredeyse tek bir mekanda geçen ama aksiyon dolu bir tür. Süper kahraman tarzı. 1977’den beri İngiltere’de yayınlanan bir çizgi roman bu. Onun senaryosunu da Beni Asla Bırakma ve Ex-Machina’nın senaristi yazmış. İzleyicilerin Game of Thrones ile tanıdığı Lena Headey de oynuyor ve Cersei gibi yine kötü bir karakteri oynuyor. Gayet eğlenceli, keyifli bir film. Sonuçta dediğim gibi her türde animasyon olsun, aile filmi olsun, komedi, korku olsun her tür film var. 14 film dediğimizde küçük gibi görünen bir liste ama ben herkesin 3, 5 film rahatlıkla bulabileceğini düşünüyorum. İnsanların rahat ulaşım sağlayabilmesi için de cuma, cumartesi, pazar yapalım diye düşündük. Ama önümüzdeki senelerde niyetimiz tabii ki bunu daha genişletip, zamana yayıp insanların karşısına daha geniş bir seçkiyle çıkmak. İlk sene çok fazla açılmamak üzerine bir karar aldık. (gülüyor) Okyanusa açılmadan önce denize açılıp yavaş yavaş görelim istedik. Yurtdışında da fantastik film festivallerini yürüten insanlarla konuştum ve herkesin bana verdiği akıl hep bu oldu. “Küçük başlayın. Biz 20-25 sene önce bir haftasonu 8-10 filmle başladık. Bir sonraki sene sponsorların ilgisini çekip festivali 3 güne, 4 güne çıkardık. Film sayısı 20’ye 30’a 50’ye çıktı. Zamanla ilerledi ve bu en sağlıklısı.” dediler. Öyle olunca da biz de bilenin sözünü dinlemek iyidir diye düşündük. Çünkü bu sene direkt büyük bir şekilde başlanırsa onu finanse edecek kaynak bulmak gerekiyor, o da açıkçası çok kolay bir iş değil. Onun için şu an küçük başlamak daha iyi bir şey.

Ecem Şen: Biraz bahsettik ama yine üstünden geçmek istiyorum. Onur Ünlü, Can Evrenol, Ceylan Özgün Özçelik’in söyleşileri var ve ayrıca Onur Ünlü ve Can Evrenol’un arka arkaya iki film gösterimi var yanı sıra suare seansı da koymuşsunuz. Bu bizi çok heyecanlandıran bir detay. Peki böyle bir etkinliğin seyirci tarafındaki yansıması sizce nasıl olacak?

Deniz Ölmez: İnsanların geleceğini umuyorum hem Can ve Onur gibi başarılı sinemacılarımız ile sohbet edebilmek hem de bu iki sinemacının ve diğer başarılı yönetmenlerin filmlerini izlemek için. Festivaller zaten bir sosyalleşme ortamı sunuyor. Housewife’ın vizyon görmeden önce yine bir festival aracılığıyla izleyiciyle buluşacak olması güzel bir etkinlik bana göre. İzleyiciyi salona çekecek etkinlikler. Ama diğer filmler de gerçekten çok iyi filmler. Hepsi cımbızla çekilmiş çok değerli filmler. Bazıları zaten kült filmler, Mononoke gibi, Only Lovers Left Alive gibi. Moon mesela, o da yine çok önemli bir film. Moon modern kült dediğimiz bir filmdir mesela. Aslında sınırlı mekanda geçen ama yönetmenin enteresan bir şekilde seyirciyi bilinmezliğe sürükleyip hiç beklemediği bir anda bilgiyi ortaya koyarak ters köşeye yatırdığı filmlerdendir, son ana kadar ne olacağını bilemezsin. Diğerleri de aynı şekilde Little Prince olsun, A Girl Walks Home Alone at Night olsun, bol ödüllü filmler. Dediğim gibi burada boş ve sıradan, ortalama bir film yok. Sadece kişisel zevklere göre bazı insanların hoşuna giden türler vardır, bir tek o belirleyici olabilir. Bazı insanlar der ki “Ben anime sevmiyorum, korku seviyorum.” İşte o belirleyici olur. Yönetmenleri konuşsun ya da konuşmasın hepsi çok parlak filmler. Her ne kadar vizyon görmüş olsalar da sinemaya gelip eşle dostla seyretmek her zaman ayrı bir aktivitedir. O yüzden insanların söyleşi olsun, olmasın geleceğini düşünüyorum.

moon-filmloverss

Moon

Ecem Şen: Gelecek yıl için planlarınız neler?

Deniz Ölmez: Gelecek yılı ancak bu seneyi atlattıktan sonra daha detaylı konuşup düşünebileceğiz. Ama ben ilk yola çıkarken aklımdaki vizyona sadık kalacağımızı düşünüyorum. Bu da nedir, dünyadaki örneklerinde olduğu gibi alt kategoriler eklemek. Mesela dünya sinemasından yeni 20 film, Türkiye sinemasından 4-5 filmlik bir seçki, yönetmene saygı bölümü ya da ülke sineması bölümü, bir gece yarısı sineması bölümü gibi değişik bölümleri olan 30-50 filmlik bir seçki ve ona istinaden çağırılacak konuklar, yerli sinemacıların filmlerini sunabilecekleri, yarışabilecekleri kısa film ya da uzun metraj film yarışmaları, sponsorlu açılış kapanış partileri gibi. Fantastik sinema türüyle ilgili yapılabilecek hakikaten çok fazla şey var. Festival havasında gösterilen filmler var, filme giriyorsunuz, bir yanda film oynuyor bir yanda ışıklar yanıp sönüyor, yağmur yağdırılıyor ve herkese şemsiye dağıtılıyor, bir sürü keyifli etkinlik oluyor. Yani bu festivalin ruhunu, sanatsallıkla eğlence ve popülerite arasında bir çizgide götürmemiz gerekiyor. Biz hiçbir zaman için en sanatsal, en damardan arthouse filmleri gösterelim gibi iddiası olan bir festival değiliz. Biz sonuçta popüler bir tür üzerine bir festivaliz, dünyada gişe rakamlarına baktığınızda  en fazla gişe yapan filmler genelde fantastik kategorisindeki filmler oluyor. Bunun bilincinde olarak, bayağı olmadan, seviyeyi düşürmeden, belli bir sanatsal seviyede ve aynı anda insanların dikkatini buraya çekerek, onları eğlendirerek, kostümlü partiler, gösterim sırasında yapılabilecek enteresan etkinlikler aracılığıyla adım adım yapılabilecek çok fazla şey var. Uzun vadeli bir şey olarak düşünülecekse hemen bugünden yarına değil, dediğim gibi belki 3. senede, belki 5. senede yavaş yavaş olacak. Ama şunu kesin olarak söyleyebilirim ki önümüzdeki sene de bu devam ettiği takdirde, bu senenin bire bir tekrarı olmayacak. Her sene illa ki üzerine bir şeyler koymak gerekiyor. Her sene programı biraz genişletmek, günleri çoğaltmak, etkinlikleri fazlalaştırmak gerekiyor. Sonuçta vizyonumuz ve misyonumuz çerçevesinde, yerli fantastik sinemacılara da yararı dokunacak, festivali de genişletecek şekilde önümüzdeki senelerde de elimizden geleni yapacağız. Ama bu tabii önümüzdeki aylarda daha çok üzerine düşeceğimiz bir konu. Son olarak şunu ekleyeyim, izleyiciler bu festivale bir şans versinler, gelsinler, görsünler. Herkesin illa seyretmediği 2-3 film vardır ve herkesin ilgi duyacağı 2-3 film de vardır diye tahmin ediyorum. Bilet fiyatlarımız zaten çok makul, insanları zorlamaması için piyasa standartlarının altında tuttuk. Bir şans versinler, gelsinler. Ben eminim ki geldikleri takdirde, gelecek sene “Festival ne zaman başlıyor?” diye kapımıza dayanacaklar.

Ecem Şen: Çok keyifli bir röportajdı, teşekkür ederim.

Deniz Ölmez: Ben de çok teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi