Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilen, beş kız kardeşin çevrelendikleri baskıyla mücadelesini anlatan Mustang’in yönetmeni Deniz Gamze Ergüven, filminin kendi ülkesindeki algılanışı üzerinden kadın yönetmen olmak, Türkiye’de kadın olmak ve bundan sonra yapmak istedikleri hakkında konuştu.

Geçtiğimiz yılın şüphesiz en tartışmalı yapımlarından biri Mustang oldu. Konu olarak ikinci senarist Alice Winocour tarafından bile Virgin Suicides’a benzetilen, kaynağı çok merak edilen adını vahşi, dizginlenmesi zor, Amerika’nın batı eyaletlerinde yetişen güzel at türü Mustang’ten alan film üzerine çok düşünüldü, çok yazıldı ve çok konuşuldu.

Sinema sevdası ile yaşayan yönetmenin ilk uzun metrajı Mustang, tüm dünyada ilgi ve takdirle karışık yankılar uyandırırken, özellikle Türkiye’de farklı düşünce ve tepkilerle karşılandı. Kimilerinin içerik, kimilerinin konunun yönetmence yorumlanması ve sinematografik sunumu, kiminin de senaryo ve derinlik açısından zayıf bulduğu Mustang; yapmaya çalıştığı şey ile ilgili net mesajlar verirken, bunun yapılma tarzı ile ilgili de sorgulamalara yol açtı. Guardian‘a verdiği röportajda Ergüven, ülkesindeki tepkiler ile ilgili olarak hissetiklerini ve bunun şevkle ilerlediği yolda yaptığı etkileri anlatırken, sinemada kadın olarak var olabilmek ve Türkiye’de kadın olmak ile ilgili düşüncelerini de aktardı.

Mustang’in Yönetmeni Deniz Gamze Ergüven: Türkiye’de İş Yapmaktan Vazgeçtim!

Kendisi de yazarlık kariyerinde siyasi düşüncelerinin yaşattıklarıyla baş etmek zorunda kalmış Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un Deniz Gamze Ergüven ile filmin Türkiye’de gösterime girmesinden sonra konuşmak – belki de bir anlamda dertleşmek – istemesi şaşırtıcı değil. Aynı kaderi paylaştığını düşündüğü Ergüven’e kısaca “Kim ne derse desin, yoluna devam et!” mesajı veren Pamuk’un, çevresinde filmi izleyip büyük beğeni ile karşılamış bir kitle olduğunu da söyleyerek kendisi ile aynı yolda yürüdüğüne kanaat getirdiği yönetmene cesaret ve şevk vermeyi hedeflediği açık. Ergüven’in de bir zamanlar düşünceleriyle en az kendisi kadar konuşulmuş ve edebi çalışmaları için Nobel ile ödüllendirilmiş bir yazardan gelen bu cesaretlendirmeden beslenmiş olma ihtimali yüksek. Fakat görünen o ki, Türkiye’de gösterilmek üzere bir film daha çekmesini istemesi için yeterli olmamış.

Mustang-2-FilmLoverss

Daha önce verdiği röportajlarından birinde Türkiye’den çıkınca üzerinden yük kalkmış gibi hissettiğini, buna Türkiye’de kadının sürekli cinselleştirilmesinin sebep olduğunu, Mustang’in içinde – en başında filmin açılış sahnesi –  kendi hayatında deneyimlediği ya da karşılaştıklarından izler olduğunu dile getiren Ergüven, bu açıklamasında da Türkiye’den çekildiğini duyurdu. Mustang’e gelen tepkilerin, yapılan yorumların kendisini Türkiye’de iş yapmaktan vazgeçirdiğini söyleyen yönetmen, bunun aile tarihinde ilk olmadığını söyleyerek 80 darbesi sonrası diplomat babası ile Fransa’ya taşınmalarından dem vurdu. Görünen o ki, Cannes’da ayakta alkışlanan, Oscar’a aday gösterilen ilk Türk sinemacı olan, kadının başkaldırışını simgelediği için Chanel tarafından Cannes Film Festivali boyunca beş oyuncusuyla beraber sponsorluk ile ödüllendirilen Ergüven; başka denizlere yelken açıyor. Yönetmen, 1992’deki Los Angeles olaylarını anlatacak ikinci filmi Kings için Halle Berry ile anlaşarak, yoluna emin adımlarla devam ettiğini de kanıtlıyor.

Mustang-FilmLoverss

Bir Kadın Olarak Sinema Sektöründe Yer Almak ve Türkiye’de Kadın Olmak!

Mustang’i yönetirken oğluna hamile olan Ergüven, sinema sektöründe bir kadın olarak ilerleyebilmenin zorluklarına değindi ve dünyanın en ileri toplumlarından birinde bile bunun sorunsallığına dikkat çekmiş oldu. Fransa’da yaşıyor olmak bu konuda kendisine fazladan yardımcı olmamış. Erkek olsaydı her şeyin daha farklı olacağını söyleyen yönetmen, Mustang’i yapana kadar geçen dokuz yılda ne kadar zor zamanlar geçirdiğini, bu zor zamanların kendisinin duruşundan da götürdüğünü samimiyetle itiraf etti. Mustang ile gelen tanınmışlık, takdir, övgü, ilgi, tartışmaların odağı olma durumu yönetmene parlak kapılar açsa da, yaşadığı sıkıntıların izlerini henüz silememiş. Türkiye’nin neredeyse son 20 yıldır özgürlüğü kısıtlayan, baskılayıcı bir rejim altında farklılıkların giderek yok edilmeye çalışıldığı bir süreçten geçtiğine değinen yönetmen, bunun doğru orantılı olarak kadın olmayı da katbekat zorlaştırdığına vurgu yaparak sözlerine şöyle devam ediyor: ‘Türkiye’yi yöneten kişiler devamlı olarak açıkça ya da sübliminal şekilde kadınların kırılgan olduklarını vurgulayıp onların anne olup evde kalmaları gerektiğini söylüyor. O kişilere göre eğer bir kadınsanız erkek gördüğünüz zaman utanarak yere bakmanız gerekiyor. Bu Orta Çağ’da görebileceğiniz bir şey. Tüm bunların altında kadının yalnızca seksüel bir varlık olarak görülmesi yatıyor. Bu çok tehlikeli bir düşünce çünkü bu durum kadın şiddeti ve tecavüzün artmasına neden oluyor. Öyle ki tıpkı Özgecan Aslan cinayetinde olduğu gibi kadınların sokağa çıkıp yaşananları protesto etmesi gerekiyor çünkü yaşananlar insanlara hükümetin söylediklerinin bir yankısı gibi görünüyor.’

Öte yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu despot yönetim tarzından endişe duyduğunu belirten Ergüven, düşüncelerini şöyle dile getiriyor: ‘Türkiye’deki güzel şeylerden birisi demokrasiyle yönetilmesiydi. Evet, artık bunu geçmiş zaman kipiyle söylüyoruz. Şu anda başta bulunan hükümet bırakın herhangi bir eleştiriye küçücük bir şakaya bile tolerans gösteremiyor. İnsanlar gelir ve gider, Recep Tayyip Erdoğan da eninde sonunda gidecek. Ancak sorun onun ülkenin ayarlarıyla oynaması. Erdoğan sürekli olarak ülkedeki insanları kutuplaştırarak onların birbirinden nefret etmesi için uğraşıyor. Biz her zaman heterojen bir ülkeydik ama barış içinde yaşamayı biliyorduk. Erdoğan tam da buna saldırıyor. Onun yaptığı yolsuzluklar ortaya çıktı ancak o sürekli aynı yalanları söyleyerek eninde sonunda insanların kendisine inanmasını sağlıyor. O insanların aklını karıştırıyor.’

deniz-gamze-erguven-mustang-oyuncuları-filmloverss

Her sanatçı gibi, Ergüven de meramını anlatmak için sanatı seçmiş. Yedinci sanatın büyülü dünyasından geçerek insanlara ulaşmaya çalışan ve yaptığı nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, düşüncelerine ket vuracağa benzemeyen yönetmen, Türkiye’de olmasa da dünyanın geri kalanında yoluna devam etmeye kararlı görünüyor. Mustang’in anlatılmak isteneni ne kadar gerçek boyutta aktardığı ve aktarma tarzı gayet tartışmaya açık; fakat Ergüven’in kadın olarak bu kadar eleştiriye maruz kalabilecek nitelikte bir iş ortaya koyma cesareti de takdire şayan.

Mustang Ne Anlatıyor?

En yalın haliyle, yetim kalmış beş kız kardeşin kadınlıklarına ve kişiliklerine sahip çıkarak özgürlük yolunda verdikleri mücadeleyi irdelediğini söyleyebileceğimiz film, Karadeniz’in bir kasabasında babaannesi ve amcası ile yaşayan kardeşlerin maruz kaldığı şiddet, baskı ve zorlama içindeki duruş ve başkaldırışlarını bazen güldüren, ama çoğunlukla ağlatan bir tonda görselleştiriyor. Türkiye’de kadın olmayı anlatmak, beğenmediği gidişata dikkat çekip gördüğü soruna olabildiğince akılda kalıcı şekilde parmak basmak isteyen yönetmen, beklediği ilhamın kendisine kuzeninin düğününde geldiğini söylüyor. Filmdeki gibi zorla evliliklerin olduğu ya da şiddetli baskıların yaşandığı bir ailede büyümese de, yine de kadını baskılayan muhafazakar bir tutumun hakim olduğu bir çevrede büyüdüğünü aktaran yönetmen, yapmak istediği şey için oyuncu kadrosunun da zorlu bir eğitim ve role alışma sürecinden geçtiğini ve genç oyuncuların başarısının filmi büyüleyici kılan anahtarlardan biri olduğunu da ekledi. Tugba Sunguroğlu, Güneş Şensoy, Elit İşcan, İlayda Akdoğan ve Doğa Zeynep Doğuşlu’nun can verdiği kız kardeşlerin arasındaki uyum için çok çalışılmış.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi