Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük petrol kazası tarihe “BP Deepwater Horizon prtol Sızıntısı” olarak geçti. 20 Nisan 2010’da gerçekleşen kazada BP tarafından kiralanan Deepwater Horizon adındaki yüzer sondaj platformu Meksika Körfezi açıklarında petrol ararken gerçekleşen bu kazada 11 işçi öldü ve 17 işçi yaralandı ve bu patlamadan sonra uzun bir süre kapatılamayan petrol kuyusundan varillerce petrol Meksika Körfezi’ne sızdı. Hem can kaybına hem de büyük bir çevre felaketine sebep olan bu patlama yüzünden BP uzun süren tazminat davaları sonucunda 2016 yılında toplam 20 milyar dolarlık bir cezaya çarptırıldı.

Bu hafta gösterime giren, Peter Berg’in yönettiği, Mark Wahlberg’in hem yapımcılığını üstlendiği hem de Kurt Russel’la başrolünü paylaştığı Deepwater Horizon işte bu kazayı anlatıyor. Kate Hudson ve John Malkovch’i de barındıran güçlü oyuncu kadrosu ve düşmeyen temposuyla DeepWater Horizon’a başarılı bir felaket filmi demek mümkün.

Deepwater Horizon: Kâr Hırsı mı Güvenlik Zaafiyeti mi?

Doğal afet / felaket filmlerinin alışılmış olay örgüsüne sahip DeepWater Horizon olayın kahraman / kurtarıcısını ailesiyle birlikte mutlu, huzurlu ev ortamında görmemizle başlıyor. Petrol platformunun baş teknisyeni olan Mike Williams 3 hafta sürecek görevi için evinden ayrılmak üzere. Şirketin çalışanlarını helikopterlerle okyanusun ortasındaki platforma taşıdığı merkeze gidip Mike’ın çalışma arkadaşları ve o gün kazayı yaşayan diğer ekip üyeleriyle tanışıyoruz bir bir. Tesadüf gibi görünen ancak filmi izledikçe tesadüf olmadığını anlayacağımız bir şekilde BP’den gelen yöneticiler de aynı gün platformdalar. Sıradan seyircinin tam anlayamadığı şekilde yapılan konuşmalar, görüşmeler ve gergin tartışmalar sonucu güvenlik kontrollerinde sıkıntı olduğunu, sonuca yani petrole bir an önce ulaşmak isteyen şirket yöneticilerinin bu kontrolleri hiçe sayıp sondaja bir an önce başlamaya çalıştıklarını öğreniyoruz. Filmin başından kazanın gerçekleştiği sahnelere kadar zaten sürekli tırmanan gerilim ve araya sıkıştırılan kehanetvari sahnelerle yükselen tansiyon seyirciye yaşanacakları ve ödenecek bedelleri haber veriyor zaten.

Çoğumuz mühendis ya da bilim insanı olmadığımız için böyle bir filmde anlatılan teknik detayları bilmemiz, anlamamız, bunlardan çıkarım yapmamız mümkün olmuyor. Böyle durumlarda teknik detayları inandırıcı kılmak için gereğinden fazla karmaşıklaştırmak seyirciyi filmden koparacak yanlış bir tercih oluyor genelde. Sonunu zaten bildiğimiz, başında “gerçek olaylardan esinlenmiştir” ibaresi olan bir filmi sıkılmadan, keyifle izlemenin yolu hikâyeyi senaryoya aktarırken çatıyı iyi kurmaktan, karakterleri derinlikli bir şekilde perdeye yansıtmaktan ve tempoyu düşürmemekten geçiyor. Deepwater Horizon bu açılardan bakılınca genel anlamda başarılı bir film. “İyi aile babası, işini iyi yapan, yardımsever, fedakâr kahraman”, “Sert ama adil amir”, “Gözünü kâr hırsı bürümüş, grisi olmayan, siyah-beyaz kötü kapitalist” gibi karikatürleşmiş karakterleri istediğimiz derinlikten yoksun olsa da filmin teknik anlamdaki kalitesi ve temposu heyecanla izlenmesine yetiyor. BP yöneticileri filmin yanlı olduğunu, hatanın kendilerinde olduğu kadar platformda çalışanlarda da olduğunu iddia etmişler. Filmin yapımcısı ve başrol oyuncusu Mark Wahlberg ve yönetmeni Peter Berg ise filmi kazada ölen insanların anısına çektiklerini ve bu olayın yaşayanların gözünden anlatılması gerektiğini düşündüklerini açıklamışlar. Film yanlı mı bilemiyorum ama kimin haklı olduğuna karar vermek çok da zor değil diye düşünüyorum naçizane. İyi seyirler.

Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük petrol kazası tarihe “BP Deepwater Horizon prtol Sızıntısı” olarak geçti. 20 Nisan 2010’da gerçekleşen kazada BP tarafından kiralanan Deepwater Horizon adındaki yüzer sondaj platformu Meksika Körfezi açıklarında petrol ararken gerçekleşen bu kazada 11 işçi öldü ve 17 işçi yaralandı ve bu patlamadan sonra uzun bir süre kapatılamayan petrol kuyusundan varillerce petrol Meksika Körfezi'ne sızdı. Hem can kaybına hem de büyük bir çevre felaketine sebep olan bu patlama yüzünden BP uzun süren tazminat davaları sonucunda 2016 yılında toplam 20 milyar dolarlık bir cezaya çarptırıldı. Bu hafta gösterime giren, Peter Berg’in yönettiği, Mark Wahlberg’in hem yapımcılığını üstlendiği hem de Kurt Russel’la başrolünü paylaştığı Deepwater Horizon işte bu kazayı anlatıyor. Kate Hudson ve John Malkovch’i de barındıran güçlü oyuncu kadrosu ve düşmeyen temposuyla DeepWater Horizon’a başarılı bir felaket filmi demek mümkün. Deepwater Horizon: Kâr Hırsı mı Güvenlik Zaafiyeti mi? Doğal afet / felaket filmlerinin alışılmış olay örgüsüne sahip DeepWater Horizon olayın kahraman / kurtarıcısını ailesiyle birlikte mutlu, huzurlu ev ortamında görmemizle başlıyor. Petrol platformunun baş teknisyeni olan Mike Williams 3 hafta sürecek görevi için evinden ayrılmak üzere. Şirketin çalışanlarını helikopterlerle okyanusun ortasındaki platforma taşıdığı merkeze gidip Mike’ın çalışma arkadaşları ve o gün kazayı yaşayan diğer ekip üyeleriyle tanışıyoruz bir bir. Tesadüf gibi görünen ancak filmi izledikçe tesadüf olmadığını anlayacağımız bir şekilde BP’den gelen yöneticiler de aynı gün platformdalar. Sıradan seyircinin tam anlayamadığı şekilde yapılan konuşmalar, görüşmeler ve gergin tartışmalar sonucu güvenlik kontrollerinde sıkıntı olduğunu, sonuca yani petrole bir an önce ulaşmak isteyen şirket yöneticilerinin bu kontrolleri hiçe sayıp sondaja bir an önce başlamaya çalıştıklarını öğreniyoruz. Filmin başından kazanın gerçekleştiği sahnelere kadar zaten sürekli tırmanan gerilim ve araya sıkıştırılan kehanetvari sahnelerle yükselen tansiyon seyirciye yaşanacakları ve ödenecek bedelleri haber veriyor zaten. Çoğumuz mühendis ya da bilim insanı olmadığımız için böyle bir filmde anlatılan teknik detayları bilmemiz, anlamamız, bunlardan çıkarım yapmamız mümkün olmuyor. Böyle durumlarda teknik detayları inandırıcı kılmak için gereğinden fazla karmaşıklaştırmak seyirciyi filmden koparacak yanlış bir tercih oluyor genelde. Sonunu zaten bildiğimiz, başında “gerçek olaylardan esinlenmiştir” ibaresi olan bir filmi sıkılmadan, keyifle izlemenin yolu hikâyeyi senaryoya aktarırken çatıyı iyi kurmaktan, karakterleri derinlikli bir şekilde perdeye yansıtmaktan ve tempoyu düşürmemekten geçiyor. Deepwater Horizon bu açılardan bakılınca genel anlamda başarılı bir film. “İyi aile babası, işini iyi yapan, yardımsever, fedakâr kahraman”, “Sert ama adil amir”, “Gözünü kâr hırsı bürümüş, grisi olmayan, siyah-beyaz kötü kapitalist” gibi karikatürleşmiş karakterleri istediğimiz derinlikten yoksun olsa da filmin teknik anlamdaki kalitesi ve temposu heyecanla izlenmesine yetiyor. BP yöneticileri filmin yanlı olduğunu, hatanın kendilerinde olduğu kadar platformda çalışanlarda da olduğunu iddia etmişler. Filmin yapımcısı ve başrol oyuncusu Mark Wahlberg ve yönetmeni Peter Berg ise filmi kazada ölen insanların anısına çektiklerini ve bu olayın yaşayanların gözünden anlatılması gerektiğini düşündüklerini açıklamışlar. Film yanlı mı bilemiyorum ama kimin haklı olduğuna karar vermek çok da zor değil diye düşünüyorum naçizane. İyi seyirler.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

65

BP yöneticileri filmin yanlı olduğunu, hatanın kendilerinde olduğu kadar platformda çalışanlarda da olduğunu iddia etmişler. Filmin yapımcısı ve başrol oyuncusu Mark Wahlberg ve yönetmeni Peter Berg ise filmi kazada ölen insanların anısına çektiklerini ve bu olayın yaşayanların gözünden anlatılması gerektiğini düşündüklerini açıklamışlar.

Kullanıcı Puanları: 4.45 ( 2 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi