Element üçlemesiyle tanınan, 2007 yılında Water adlı filmiyle Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı bulunan Deepa Mehta, geçtiğimiz günlerde İstanbul Modern’de düzenlenen Deepa Mehta: Bir Başkaldırı Sineması etkinliği kapsamında İstanbul’a geldi. Biz de yönetmenin sineması, değindiği politik konular ve farklı kültürlerden beslenmesi gibi keyifli konular üzerine Deepa Mehta ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Ecem Şen

Deşifre ve Çeviri: Derya Işık, Özlem Öztemel

Ecem Şen:  Kendinizi ve sinematik yolculuğunuzu internette okuyabileceğimiz genel bilgilerin dışında, bize biraz anlatabilir misiniz?

Deepa Mehta: Açıkçası internette ne yazıldığını bilmiyorum. (Gülüyor)

Ecem Şen:  Bir aktivist olduğunuzu yazıyorlar. Daha genel bir soru olarak şöyle sorayım o zaman, sinemayı, özellikle bağımsız sinemayı gerçekten seven genç bir kitle olarak tanımlayabileceğim okuyucularımız için kendinizi nasıl tanımlardınız?

Deepa Mehta: Anladım. Gerçekten güzel bir soruymuş, biraz düşünmem lazım bunun hakkında. Sinema, artistik açıdan kendini dışa vurmanın, açıklamanın bir yoludur. Ben yazı yazmıyorum, piyano çalmıyorum,  resim çizmiyorum. Sinema yapıyorum ve neden film çekmeyi seçiyorum? Okuma yapmak isteyen izleyicilerime neler sunuyorum?  Sinema benim için ne demek? Sinemanın sevilecek tarafı tam olarak nedir? Değişik bir sanat biçimi. Sanatın diğer alanlarından çok daha farklı çünkü tek başına yapabileceğin bir şey değil. Bir topluluğa ihtiyacın var; aktörlere, aktristlere, görüntü yönetmenlerine, sese, yazarlara ve bir hikayeye ihtiyacın oluyor. Yani, tek başına yapamazsın. Belki hepsini tek başına yapmayı deneyebilirsin ama ortaya çıkacak film, büyük ekranda gösterebileceğin türde bir film olmaz. Ve ayrıca, bir görüş ve bir hikaye anlatıcısı gerektiren bir sanat türü. Hikayeyi anlatan kişi, hikayeyi tek başına anlatamaz, filmi çekmek için bir sürü insanın işbirliğine ihtiyacı olur. İşte bu yönüyle diğerlerinden ayrılıyor, evimde oturup kitap yazmıyorum. Öyle olsa sadece ben ve kitabım olurdu veya bir resim çizmiyorum. Sinemayı seven bu kadar çok insan olmasının nedeninin de -ki ben de o insanlardan biriyim, insanlar başkalarını izlemeyi -onlara bakmayı- seviyorlar çünkü yalnız olmak hoşlarına gitmiyor. Sanırım bu şekilde sinema bir sürü insanı içine alabiliyor ki bu oldukça ilginç bir özelliği. Ve bütün yarattığım sanat ve ortaya koyduğum filmler -özellikle sinema- , en azından benim için, politik. Bu, benim için çok önemli. Sinemaya dair yaptığım bütün işler, benim politik görüşümü yansıtıyor. Bunu onlar iyi, kötü veya yanlış diye söylemiyorum; onlar benim görüşlerim ve her zaman, ben bütün sanatın politik olduğunu düşünmüşümdür. Çünkü mesela senin benimle röportaj yapmanın sebebi, şu an Türkiye’de belli bir düşünüş şekli var değil mi? Yani, bu durum bir şekilde benim filmlerimi de içine alıyor ve bu yüzden, benim sinemam benim için politik. Şunu demek istiyorum; filmlerim politik bir açıdan motivasyona sahip, bu motivasyon tabi ki bir hikaye anlatmak olarak ortaya çıkıyor ama aynı zamanda, kadınlara nasıl davranıldığı, savaşların nasıl yaşandığı ve kadınların savaşta ne durumda olduğu, bütün bunların hepsi sinema ve politikaya bağlanıyor.

Ecem Şen: Tüm bunlara rağmen kendinizi bir aktivist olarak tanımlamadığınızı okudum. Doğru mu?

Deepa: Evet, doğru. Bir aktivist değilim.

Ecem Şen: Ama sinemanızın aktivist bir yönü var, sizce de öyle değil mi?

Deepa Mehta: Hayır, öyle olduğunu düşünmüyorum. Evet sinemamın politik bir yönü var ve izledikten sonra çok kötü hatta korkunç olduğunu söyleme özgürlüğünüz var ama tek denilen şey ‘Aa, bu kadın bir aktivist. Aktivist veya tartışmaya yol açabilecek bir film ya da politik bir film.’ Ben sadece kendi sinemam hakkında ne düşündüğümü söylüyorum. Ama bir film yapıldığı an, artık her şey ortadadır.

Ecem Şen: Muhafazakar toplumlarda kolaylıkla kabul görmeyecek cesur hikayeler anlatıyorsunuz. Kadın sorunu, homoseksüellik ve kast sistemi gibi konular sinemanızda başı çekiyor. Bu noktadaki itici güç sizin için nedir?

Deepa Mehta: Çünkü ben gerçekten de cinsiyetlerin eşitliğine inanan biriyim. Yani bana göre kadınların maaşları ve hakları erkeklerle eşit olmalı. Kendi bedenlerinin kontrolü kendilerinde olmalı. Bu zamana kadar kadınlara  cinsel partnerlerinin kimler olması gerektiği, evlenmek isteyip istemediği, çocuk sahibi olmak isteyip istemediği sorulmaksızın dikte edildi. Bunu yaparken kadınların düşünceleri hiçbir şekilde sorulmadı. Ama bunlara karar vermek tamamen bize kalmış bir şey. İşte bunu da eşitlikle yapabileceğimizi düşünüyorum. Ekonomik eşitliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Üzülerek söylüyorum ki dünyayı ekonomi yönetiyor. Bu yüzden de ekonomi eşitlikte çok önemli bir rol oynuyor. Bana güç veren de eşitlik konusundaki arzum.

Ecem Şen: Peki Kanada’da da cinsiyet eşitliği konusunda problem yaşandığını düşünüyor musunuz?

Deepa Mehta: Bütün dünyada aynı olduğunu düşünüyorum. Amerika, Kanada, Fransa, Almanya gibi sözde gelişmiş ülkelerde de aynı. Tamemen saçmalık. Bir noktada yalnızca farkındalığın daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlar eşitlik için savaşmaya başlıyorlar. Ama daha çok uzun bir yolumuz var. Bu gerçekten zor.

Ecem Şen: Hindistan’da bazı filmlerinizin gösterimleriyle ilgili sorunlar yaşandığını okudum. Devlet ya da toplum tarafından gelen bu tür bir sansürün sanatçı üzerinde bir otosansüre yol açma ihtimali var mı sizce?

Deepa Mehta: Otosansürün tamamen saçmalık olduğunu düşünüyorum. Eğer oto sansür uygulayacaksınız o zaman hiç film yapmaya başlamayın daha iyi. Hindistan’da gösterimlerle ilgili yaşanan sorunlar oldu. Ancak yaptığım filmler sadece Hindistan’da değil tüm dünyada gösterime giriyor. Yani eğer Hindistan’da sansürlenmişlerse bu tüm dünyada sansürlendikleri anlamına gelmiyor. Eğer benim filmlerimi Hindistan’daki sinemalarda göstermek istemiyorlarsa bu çok kötü. Çünkü ben insanların internet üzerinden de izleyebileceklerini biliyorum. Bana göre teknoloji sayesinde o eski günler geride kaldı. Şimdi istediğiniz her şeyi izleyebilirsiniz. Sansür gerçekten de berbat bir şey. Bu konuya girmek bile istemiyorum. Çünkü bence otosansürün fikri bile çok kötü. Peki neden? Bağımsız sinema Supermen filmleri yapmıyor. Yani parayı etkileyebilecek bir şey yok ortada.

Eğer Hindistan bana anlatacak hikayeler verdiyse, Kanada da bu hikayeleri anlatabilecek özgürlüğü verdi.

Deepa-Mehta-filmloverss

Ecem Şen: Hint asıllısı bir  Kanada vatandaşısınız, bu farklı iki kültürden beslenme durumu filmlerinize nasıl yansıyor?

Deepa Mehta: Genellikle birçok yerde aynı anda Hint asıllı olmam ve Kanada vatandaşı olmam gündeme geliyor. Ben bu iki kültürden beslenme durumumu şöyle açıklıyorum: Eğer Hindistan bana anlatacak hikayeler verdiyse, Kanada da bu hikayeleri anlatabilecek özgürlüğü verdi. Bu durum kesinlikle bana çok yardımcı oldu. Genç yönetmenler için de düşünecek olursak, iki farklı dünyaya sahip olmanız bunların bir karmaşa yaratacağı anlamına gelmez. Bundan güzel bir sentez çıkarabilirsiniz. Bu yüzden bu ikiliğin olumlu yanlarına odaklanmakta fayda var.

Ecem Şen: Element üçlemesinin son filmi olan Water ile 2007 yılında, Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterildiniz. Oscar adaylığının ardından kariyerinizde ne gibi değişimler oldu?

Deepa Mehta: Elbette olumlu katkıları oldu. Birçok büyük bütçeli Hollywood filmini yönetmem için teklifler aldım. Ünlü oyunculara erişimim kolaylaştı. Çeşitli kapılar açtığını söyleyebilirim, hepsi bu.

Ecem Şen: İstanbul Modern’de Bir Başkaldırı Sineması başlığı altında gerçekleştirilen film gösterimleriniz, söyleşi ve atölye için buradasınız. Dün film gösterimlerinin ilk günüydü. Sizin açınızdan nasıl geçti?

Deepa Mehta: Öncelikle İstanbul Modern’i gezdiğimi söylemeliyim. Gerçekten muhteşem işler gördüm. Elbette filmi izledim, bu gerçekten çok ilginçti. Çok kalabalıktı salon, herkes gelmişti. Birkaç gazeteciyle, feminist kadınlarla ve çiftlerle tanıştım. Gerçekten çok mutluydum. İstanbul’u seviyorum, geçenlerde Orhan Pamuk’un İtalya’da yazdığı bir makaleyi okuyordum. Pamuk, gerçekten kendini çok kötü hissettiğini çünkü tanıdığı bildiği İstanbul’un çok çabuk değiştiğini yazmıştı.

Ecem Şen: Evet, özellikle de Taksim.

Deepa Mehta: Kesinlikle. Bu yüzden kendimi kötü hissediyorum ben de çünkü ben o anlatılan İstanbul’u bilmiyorum, bu gördüğüm İstanbul’u tanıyorum ama bu şekilde bile o kadar güzel ki. Sanırım tanımadığın bir şeyi özleyemiyorsun da.

Ecem: Peki, gelecek projelerinizle ilgili bize bilgi verebilir misiniz?

Deepa Mehta: Ocakta çekmeye başlayacağımız bir proje var, Adı ‘Funny Boy’. Siri Lanka’da yaşayan 17 yaşındaki bir çocuğun,  aslında küçüklüğünden beri gay olduğunu fark etmesini ve homoseksüelliğini öyle bir toplumda kabul etmesini anlatan bir coming of age hikayesi.

Ecem: Son olarak sinemayı çok seven, senaryo yazmak, film çekmek isteyen okuyucularımız için birkaç öneride bulunmak ister misiniz?

Deepa Mehta: Evet, aslında ne zaman genç bir film yapımcısıyla karşılaşsam şunu demek istiyorum ki; anlamaları gereken şey yaptıkları işin çok şaşalı olmadığı. Yani sırf bunun için bu mesleğe tutunmak istiyorlarsa, yapmasınlar.  Tek bilmeleri gereken şey şu, eğer gerçekten bir film yapımcısı olmak istiyorlarsa bunu görüntülerle bir hikâye anlatmak için yapsınlar. Ve bu işi yaparken ne kadar tutkulu olduğun, yapacağın işin ne kadar iyi olacağına karar verecek çünkü gerçekten çok çalışma gerektiriyor ve çok zor. Bunlarla kıyaslandığında yazmak birçok açıdan daha kolay, çünkü bir film çekmek için bir sürü insana ihtiyacınız var. Ve bu kolay bir değil, gerçekten çok tutkulu olmak gerekiyor. Şunu hatırlamalıyız, eğer tutkulu değilsen gerçekten, hiç uğraşma bile.

Ecem Şen: Hiç sinemadan vazgeçmeyi düşündünüz mü?

Deepa Mehta: Her seferinde. Bazen bir filmle uğraşırken kendi kendime ‘ben ne yapıyorum, bu iş çok zor ’ diye soruyorum çünkü o kadar zor ki. Kızım dahi bana anne neden bununla uğraşıyorsun diye soruyor. Ama çok güzel bir iş diğer bir yandan, bir maraton koşmak gibi. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Maratonda yarışırken bir noktada çok yorulup ‘devam edemiyorum, bırakacağım, bitiriş çizgisi çok uzak’  diye düşündüğünde ikincilik kazanmak gibi. İşte benim de o noktaya gelmem lazım. Ama her zaman bir film çekmenin ortasında pes etmeyi düşünüyorum. Bu resmen bir işkence, bir daha asla film çekmeyeceğim dediğim oluyor.

Ecem Şen: Umarım hiçbir zaman da vazgeçmezsiniz. Çok teşekkür ederim bu röportaj için.

Deepa Mehta: Rica ederim, ne demek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi