Bir filmi izlemek için 3 yıl beklemek…

Kendimi hazır hissetmediğim için tam üç yıl arşivimde beklettim ve ısrarla, bilinçli bir şekilde izlemedim. Hep aynı şeyi söylüyordum: “Hazır değilim, şuan bunu kaldırabilecek havada değilim…” Üzerinden günler, aylar geçti. Aynı yönetmen yeni filmler çekti hatta ödüller kazandı ama ben asla hazır olmadım o filmi izlemeye. Belki arkadaşlarımın yorumlarından ya da okuduklarımdan etkilendim, belki de yönetmenin isminin ağırlığından… 2009 yapımı “Deccal” ’ı  (Anti-Christ) izlemeyi artık daha fazla ertelemek istemediğime karar verdiğimde üç yıllık uzun bir süreci de sona erdirmiş oluyordum.

Üniversite döneminde çalıştığım kitabevindeki arkadaşımın tavsiyesiyle arşive ekleyip, bir diğerinin yorumlarıyla kolay kolay, izlemeye cesaret edemediğim filmi sonunda izledim. Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier’in filmi Deccal, birçok festivalden olumlu ve olumsuz eleştirilerle dönmüş bir film. Başrollerinde Willem Defoe ve Charlotte Gainsbourg’un yer aldığı yapım, kesinlikle bu zamana kadar beklediğime değdi.

Film boyunca isimleri açıklanmayan, bir anlamda kadınlığın ve erkekliğin temsilciğini yapan çift, kendi odalarında sevişirken, yan odadaki çocuklarının camdan düşmesiyle hayatları zindana döner. Kadın kaybettiği çocuğu için sürekli kendini suçlarken, adam ona yardımcı olabilmek için tüm psikanaliz kuramlarını önüne alarak kadının korkusunun ve duygu dünyasının derinine inmeye çabalar. Fakat bu onları daha beter bir bataklığa sürükleyip gizli benliklerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Eden isimli ormana vardıklarında, yazlık kulübelerinde daha önce olanları hatırladıkça, kadının korkuları biraz olsun anlam kazanıyor. Eden, İncil’de Havva ve Adem’in kovulduğu cennet bahçesinin adı olarak geçer ki, bu da oldukça manidar bir sonuçla kadın ve erkeğin burada yaşayacaklarına önemli göndermeler yapıyor.

Trier’in Cannes Film Festivali’nde kadın düşmanlığı (misogyny) ile suçlandığı ve anti-ödülle “ödüllendirildiği” film için ne yazık ki aynı fikirde olmadığımı belirtmek zorundayım. Bu filmde ona kadın düşmanı demek çok doğru gelmiyor. Trier kasıtlı olarak kadının “doğasını” bu şekilde anlatırken aslında erkek egemen toplumda sıkışan, deliren kadınları tasvir ederek erkekleri kendi silahıyla vurmayı amaçlıyor. Doğa ana, kadın ve kötülük üçgeninde ilerleyen film tüm bunları farklı bir açıdan ele alıyor. Altı farklı bölümde anlatılan hikaye aynı zamanda Hristiyanlığa dair ciddi dini göndermelerle de izleyiciyi başbaşa bırakıyor. Giriş, yas, acı, umutsuzluk, üç dilenci ve sonuç bölümlerinden oluşan film sembolik anlamlarıyla her izleyicinin farklı yorumlamalarına maruz kalıyor. Sert pornografik sahneleri, rahatsız edicilikte kana bulanmış cinsel organlar ve şiddetin dozu yer yer gözlerinizi kapamanıza neden olabiliyor.

Charlotte Gainsbourg’un cesur sahneleri ve muhteşem oyunculuk yeteneğiyle Cannes’da “En iyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandığı film, tür sınıflandırmasında dram-korku olarak yer bulsa da şahsen ben korku sınıfına pek yakın bulmadım. Bu beklentiye sahip izleyicilerin çoğu da beklediğini bulamayacaktır. Dolayısıyla gerçekten izlemesi zor, sağlam bir psikolojik gerilim filmi izlemek isterseniz; üç yıl beklemeniz gerekse bile Deccal’ı önerebilirim.

Keyifli Seyirler… 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi