Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Yarını düşlüyoruz ve yarın gelmiyor;

Gerçekten istemediğimiz zaferler düşlüyoruz.

Yeni gün çoktan geldiği halde,

Yeni bir gün düşlüyoruz.

Yapılması gereken savaşlardan kaçıyoruz.

Çağrıyı duyuyoruz; ama hiç önemsemiyoruz;

Gelecek henüz bir planken, o gelecek için ümitleniyoruz.

Her gün kaçtığımız bilgeliği düşlüyoruz.

Kurtuluş elimizdeyken, kurtarıcı için dua ediyoruz.

Ve hala uyuyoruz.

Ve hala uyuyoruz.

Ve hala dua ediyoruz.

Ve hala korkuyoruz…

N.H. Kleinbaum’un kaleme aldığı filmle aynı adı taşıyan kitabın arka kapağında bu sözler yazar. Umutlarımızdan, hayallerimizden, dileklerimizden, korkularımızdan; bizden istenilenlerden bizim yapmak istediklerimizden… Aslında tüm bunların hayat bulduğu bir filmdir Ölü Ozanlar Derneği – Dead Poets Society! Yıl 1959, oldukça disiplinli bir erkek okulu olan Welton Akademi’deyiz. Başarı dışında pek bir şeyin kabul görmediği, vasatlık ve aykırılık gibi kavramların asla yer bulamadığı bir okul olan Welton Akademi, öğretmenler ve veliler için öğrenciler birer birey değil, kendi yapmak istedikleri şeyleri yaptırdıkları bir kukladır. Sonra bir gün okula alışılmışın dışında ders anlatım biçimleriyle herkesi şaşırtan bir edebiyat öğretmeni, John Keating gelir. Öğrencilerinin ona ‘Kaptan’ diye seslendikleri Keating; çoğu baskı altında olan öğrencileri edebiyat ve şiirin bambaşka dünyasıyla tanıştırır. Onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir ancak tahmini zor olmayacak bir şey gerçekleşir ve Keating Welton Akademi yönetimi tarafından pek hoş karşılanmaz. 1989 yapımı yönetmen koltuğunda Peter Weir’in oturduğu, En İyi Senaryo Oscarı’nı kazanan Tom Schulman’ın senaristliğini üstlendiği filmin başrolünde ise Keating karakteriyle bize ilham veren, adeta bir kahraman olan Robin Williams’tan başkası değildir elbette. ‘Carpe Diem’i hayat felsefesi olarak benimsememizi sağlayan, şiirin ve edebiyatın özgürlüğün ilk şartı olduğunu anlatan ve ne olursa olsun özgürlük için savaşmamız gerektiğini bize öğreten Dead Poets Society sevenlerin izlemesi gereken 10 filmi sıraladık; haksızlığa uğradığımızda sıraların üzerine çıkıp ‘Kaptan!’ diye seslenebilmek için…

Dead Poets Society Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film

The Breakfast Club – 1985

the-breakfast-club-filmloverss

‘Suçlu’ John Bender (Nelson), ‘atlet’ Andrew Clark (Estevez), ‘beyin’ Brian Johnson (Hall), ‘akıl hastası’ Allison Reynolds (Sheedy) ve ‘prenses’ Claire Standish (Ringwald) bir cumartesi günü okulda cezaya kalırlar… 80’li yılların klasikleşmiş yapımları arasında olan The Breakfast Club, bu şekilde başlar. Bu beş gencin Dead Poets Society’deki John Keating gibi bir hocaları yoktur; ancak tam da Welton Akademisi’nin yöneticileri gibi katı kurallar içine öğrencileri hapsetmeyi seçen bir müdür figürü vardır. Tüm cumartesini birbirleriyle konuşmadan bir kütüphanede geçirecek olan bu beş farklı karakter; cezayı adeta kendileri için bir ödüle dönüştürerek, özgürlük adına kıvılcımı yakmayı başarırlar. İlk başta birbirlerine tahammül edemeyen grup, birbirlerine kendi hayat hikayelerini açtıkça aslında hepsinin toplumun ve ailelerin çizdiği sınırlar içine hapsolmuş aynı kişi olduklarını fark ederler.

Reality Bites – 1994

reality-bites-filmloverss

Gelecek için kurulan hayaller, toplum tarafından belirlenen kalıplar ve gerçek hayatın bize sundukları… Ben Stiller’ın ilk yönetmenlik denemesi olan Reality Bites, hikayenin arka planında ele aldığı dönemin siyasi, toplumsal sorunlarıyla; her biri farklı karakterlere sahip Lelaine, Troy, Vickie ve Sammy’nin ideallerini ve yaşantısını harmanlar. Bu sentez sayesinde biz de Reality Bites’ı diğer türevlerinden farklı bir yere koyarız. Ethan Hawke, Winona Ryder, Ben Stiller, Steve Zahn ve Janeane Garofalo’nun oyuncu kadrosunda yer alan film, akıllara yer eden diyalogları ve müzikleriyle adeta 90’lara olan özlemi dindirir. Tek hayali belgeselci olmak olan Lelaine, bir türlü iş hayatında dikiş tutturamayan Troy, tezgahtar olarak başladığı mağazada yöneticiliğe yükselen Vickie ile eşçinsel olduğunu ailesine bir türlü açıklayamayan Sammy dört yakın arkadaştır. Biz de bu dörtlünün hayatın onlara sundukları ve gelecek hayalleri arasında kalışını izleriz.

Lelaine’in üniversiteden mezun olurken konuşmasının sonunu içinden geçenlerle doldurduğu kısım, hayalleri ve hayatları arasında sıkışmış olan herkesin içinden geçenlerin dışa vurumudur:

“Ve neden yirmilerindeki bizlerin haftada seksen saat çalışarak bmw’lerini alabilecek durumda olmayı reddettiğimizi merak ediyorlar. neden kendilerinin yarattığı karşı kültürle ilgilenmediğimizi merak ediyorlar, sanki biz bir çift koşu ayakkabısı için devrimlerine sahip çıkmadık ve… ancak şu soru hala orta yerde duruyor: şimdi ne yapacağız? devraldığımız tüm hasarı nasıl onaracağız? sevgili mezunlar, yanıt basittir… ”bilmiyorum.” 

Mr. Holland’s Opus – 1995

mr-holland-s-opus-filmloverss

Bu kez karşımızda hayatları değiştiren bir edebiyat öğretmeni değil müzik öğretmeni durmakta! Amerika’nın yakın tarihindeki belli başlı olayları ve değişimi arka planına alarak bir müzik öğretmeninin 30 yıla yayılan deneyimlerini güzel müziklerle birlikte anlatan Mr. Holland Opus; yeteneklerin keşfi, ilhamın gücü ve öğretmen öğrenci arasında kurulan büyülü bağı bize hatırlatır. Geçici olarak müzik öğretmenliği yapan ama yarattığı eserlerde öğrencilerinin  yarattıkları etkinin gücünü fark eden Holland’ın muazzam hikayesi! Müfredatın dışına çıkan, kural tanımayan ve anlatımının merkezine öğrenciyi, onun isteklerini ve hayallerini alan her öğretmenin bize verebileceği umut tohumlarının ekildiği film, John Keating’in bize edebiyat dersinde öğrettiklerinin ritim bulmuş hali…

Mona Lisa Smile – 2003

monalisa-smile-filmloverss

Katherine Watson, 1953 yılında sanat tarihi öğretmeni olarak Kaliforniya’dan Massachusetts’deki Wellesley Koleji’ne gelir. Savaş sonrasındaki bu dönemde Katherine, ülkenin en başarılı ve en iyi öğrencilerine sahip olduğunu ve onların kendilerine verilen imkanlardan yararlanabileceklerini düşünür ancak ne yazık ki, Katherine kasabaya geldikten sonra çevresindeki insanların saygınlığı para ile ölçtüğünü görür ve büyük bi hayal kırıklığı karşısındadır. Katherine öğrencilerine özgürce düşünmeyi öğretmeye çalışırken fakültedeki tutucu kesim ve öğrencilerinden biri olan Betty Warren tarafından suçlanır. Nasıl yaşayacaklarının anlatıldığı ve onların fikirlerinin alınmadığı bir kurguya hapsedildikleri bir dünyada Katherine onlara kendilerini düşünmeyi öğretmiştir. Dead Poets Society ile girdiğimiz erkekler dünyası, Mona Lisa Smile’da kendini kadınların dünyasına bırakıyor. Neredeyse aynı yılları konu alan iki filmde de hikaye bir idealist öğretmenin gelişiyle değişen hayatları konu alıyor. Bu filmde o öğretmeni ise Julia Roberts canlandırıyor.

Les Choristas – 2004

les-choristes-filmloverss

Dünyaca ünlü orkestra şefi Pierre Morhange annesinin cenazesi için Fransa’ya döner. Öğrencilik yıllarından arkadaşı olan Pépinot ile karşılaştığında müzik öğretmenlerinin de öldüğünü öğrenir. Öğretmeninin ona bıraktığı günlüğü Pierre’i eski günlere, 1949’a, savaş ve işgal travmasını yeni atlatan Fransa’ya götürür… Yetenekli olduğu kadar alçakgönüllü bir müzik öğretmeni ve amatör besteci olan Clément Mathieu, taşrada, erkek öğrencilerin yollandığı bir yatılı okulda gözetmenlik görevini kabul eder. Öğrencilerin çoğu sorunludur. Bazıları savaş yetimi olan bu çocukların Clément’ın önderliğinde müziğin hassas gizemlerini keşfetmeye hiç niyeti yoktur. Despot müdür Rachin ise öğrencileri yola sokmanın tek yolunun disiplin ve cezalandırma olduğunu düşünür. Oysa şefkat dolu bir adam olan Clément, müdürle aynı fikirde değildir ve müzikle iyiliğin peşinde olmaya kararlıdır. Müzikleriyle bizi başka diyarlara götüren Les Choristas, insanın içinde buruk bir mutluluk bırakan filmlerden biri.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi