Netflix’te yayınlanan Mindhunter dizisinin yönetmenliğini üstlenen David Fincher, auteur yönetmenliğe neden inanmadığını, hatta bu sıfata neden sinirlendiğini anlattı.

Sinemada “auteur” terimi, Fransız Yeni Dalga Sineması ile literatürdeki yerini aldı. Godard, Truffaut, Chabrol, Rivetti ve Rohmer, Fransız Yeni Dalga Sineması ortaya çıkmadan önce Cahiers du Cinema’da yazarlık yapıyorlardı. Ardından beyazperdeye atılan bu isimler, sinemada yarattıkları yeni anlatı ve dillerle “auteur yönetmen” sıfatıyla anılmaya başladı.

Daha çok metinsel alanlarda kullanılan ve kökeni Latince “yazar” anlamına gelen terimin sinemada, yönetmenlerin filmografilerinde aslında kendi dilini oluşturduğu mantığı üzerine kullanılmaktadır. Sanat dalları birer dildir ve sanatçıda yaptığı sanat ne olursa olsun o eserde kendi dilini oluşturur. Günümüzdeki bazı yönetmenlere de hala auteur yönetmen sıfatıyla yaklaşılmaya devam edilmektedir. Belli zümrelerce auteur yönetmen olarak anılan isimlerden biri de David Fincher’dır. Fincher, Netflix’te yayınlanan ve önemli bölümlerinin yönetmenliğini üstlendiği Mindhunter dizisinin ardından verdiği demeçle auteur yönetmen sıfatına inanmadığını söyledi.

David-Fincher-Movie-Set-FilmLoverss

David Fincher: “Film Yapım Esnasında Zaman Zaman Son Görüş, Size Ait Olmayan Şeyler Olabilir.”

Little White Lies’a verdiği röportajda David Fincher: “Auteurism ile ilgili sorun, bir kişinin sette 95 kişi üzerinde baskın bir etkisi olduğunu varsayıyor olmasıdır. Film yapımının gerçeği, bilirsiniz, sıçan gibidir. Sette her gün bir çatışma yaşarsınız ve bu çatışmadan kurtulmanız gerekmektedir. Bu çatışmalardan yaralanırsınız, kayıp verirsiniz ve bununla ilgili sette en az 10 kişinin görüşünü alırsınız. Film yapım esnasında zaman zaman son görüş, size ait olmayan şeyler olabilir.”

Bu konuda hassas olan Fincher, birden fazla yönetmenlik stiline çok istekli olduğunu ve tüm bunları tek bir kişinin kontrolü elinde tuttuğu fikrinin de kendisini sinirlendirdiğini dile getiriyor. Fincher, yönetmen sette istenilen sonucu elde etmek için mürettebatını başarılı şekilde yönlendirse de bazen işlerin  lehinize sonuç vermediğinin  ve sizi kontrolünüz dışında çalıştırmak zorunda bıraktığının da altını çiziyor.

Fight Club, Se7en, Zodiac, The Social Network ve Gone Girl gibi kült filmlere imza atmış David Fincher’ın bu sözlerine bir açıdan hak vermemek de mümkün değil. Bir filmi, bir kişi çekmiyor. Oyuncusundan görüntü yönetmenine, kurgucusundan sesçisine, ışıkçısından kostümcüsüne birçok kişinin kendi yorumunu kattığı bir filmde, “auteur yönetmenlik” gerçekten de tüm bu farklı seslerin tek bir kişiye ait olduğunu söylemek gibi geliyor. Bu da kulağa çok da doğru gelmiyor açıkçası.

Röportajın tamamına Little White Lies’tan ulaşabilirsiniz.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi