Florian Henckel von Donnersmarck tarafından yazılıp yönetilen 2007 yapımı Das Leben Der Anderen (DLDA), o yılın Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film seçilmişti. Oyuncu kadrosunda Ulrich Mühe, Sebastian Koch ve Martina Gedeck’in olduğu DLDA’yı iki açıdan okumak pekala mümkün. Filmde iç içe verilen özel hayatın gizliliği bağlamından halk üzerinde oluşan baskı ve sanatın gücü, filmden çıkarımlar yapılabilecek kadar geniş bir şekilde işlenmiş. Filmin konusuna baktığımızda daha ilk anda ne ile karşılaşacağımızı görüyoruz. Film, 1984 yılında Doğu Berlin’deki Stasi gizli teşkilatının bir oyun yazarından şüphelenip onun her anını dinlemeye almasını konu alıyor. Günümüzde hala geçerliliğini koruyan bazı noktalara parmak basan film, izleyicilere sorular sordurmayı başarıyor.

Günümüzün en önemli sorunlarından olan özel hayatın gizliliği, güvenlik adı altında tamamıyla insanların elinden alınmış durumdadır. Elbette gizliliğinizi tekrardan kazanabilirsiniz ancak etrafınıza bir bakın. Sokaklar, caddeler, binalar kısacası her yer kameralar tarafından izleniyor ve ceplerimizde sürekli internete bağlı mikrofonlar taşıyoruz. Bu yazıyı okumakta kullandığınız bilgisayar, telefon vb. muhtemelen basit bir ön kameraya sahip. Burada belirtmek istediğim şey, hayatımızın odağı haline gelen nesneler sebebiyle kendi başımıza kaldığımızda bile muhtemelen yalnız olmadığımız gerçeği. Elbette bu durumun güvenlik açısından büyük faydaları dokunuyor ancak yanlış bir şey yapmıyorsak neden izlenmeyi kabul ediyoruz? Eğer bu cümleyi kurup güvenli durumdan kaçmaya çalışırsanız sizi çok önemli bir soru beklemekte: ‘’Saklayacak bir şeyin yoksa neden korkuyorsun?’’ Bu soruya cevap vermeden önce gizlilik kelimesinin anlamına bakmamız gerekiyor.

Gizlilik, doğal bir hak olmasının yanı sıra bir kişi veya grubun kendileri hakkındaki bilgileri seçici bir şekilde verme ve kendilerini diğerlerinden ayırma yeteneğidir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte bir sorun haline gelen gizlilik problemlerinin temeli Sovyet Rusya’ya dayanır. Soyvet Rusya’nın kuruluşu ile birlikte gizlilik yavaş yavaş azaltılır ve sistem lehine elde edilen bilgiler kullanılır. Düzeni koruma amacıyla devlet, gelişen teknolojiden bu amaçla sonuna kadar faydalanır. Gizliliğin ihlaliyle birlikte halk üzerinde oluşan baskı da elbette unutulmamalıdır. Bu gizlilik ihlali insanları birbirinden ayırır ve yönetilmesi kolay hale getirir. Bu şekilde her an daha da güçlenen devlet, bu gücü sonuna kadar kullanıp istediklerini hapse attırabilecek ve insanları istedikleri gibi kontrol edecek seviyeye gelirler. Orwell’ın 1984’te eleştirdiği bu yapılaşma, henüz o kadar kötü bir hal almamış olsa da Doğu Almanya’da büyük sıkıntılara yol açmış, halkı sadece var olan birer canlıya çevirmiştir. Oluşturulan bu düzenin Doğu Almanya üzerindeki örneklendirmesi bizleri DLDA’ya getirir.

Düzenin koruyucuları olarak görülen Stasi’nin tipik bir ajanı olan Yüzbaşı Gerd Wiesler üzerinden izleriz yaşananları. Wiesler, filmin diğer kahramanı oyun yazarı Georg Dreyman’dan şüphelenir ve onu dinlemeye koyulur. Dreyman, Stasi tarafından sadık bir yazar olarak görülmesine rağmen Kültür Bakanı Bruno Hempf, Wiesler’e bu dinleme için izin verir. Hempf’in bu karardaki amacı filmin ilerleyen dakikalarında karşımıza çıkacaktır. Çok kısa sürede dinlemeye hazır hale getirilen Dreyman’ın evinden çıkarken Wiesler, bir komşunun meraklı gözlerini fark eder. Dreyman’ın karşı komşusu olan bu kadını çocuğuyla tehdit eden Wiesler, Stasi’nin kuvvetini ve özel hayatı ihlalini gözler önüne serer. Sistemin hazırlanmasıyla birlikte Dreyman’ın dairesinin üstüne çatı katına kurulan sistem sayesinde Wiesler, Dreyman’ın sevgilisi Christa-Maria Sieland ile özel anlarını bile dinleyebilmektedir artık. Bu dinleme sahnesi sırasındaki devir değişiminde geçen şu diyalog ise GDR’nin durumunu açıklamak için oldukça yeterlidir: ”Sanatçıları dinlemek bu yüzden eğlenceli, rahipler ve barış savunucularını dinlemek sıkıcı oluyor.” Ancak bu dinleme Wiesler’ı değiştirmeye başlar. Bu değişimin ilk kıvılcımı Albert Jerska ile başlar. Düşünceleri sebebi ile mesleğinden ihraç edilen ve kara listeye alınan bir oyun yönetmeni olan Jerska, Dreyman’ın yakın bir arkadaşıdır. Jerska, yönetimin toplum üzerindeki baskısını ve gücünü net bir şekilde gösterir. Jerska’nın verdiği Sonata For a Good Man’i (İyi Bir Adam İçin Sonat) çalan Georg Dreyman, Wiesler’nın değişiminin başlangıcı olur. Wiesler’nın gözlerinden süzülen damla ile duyguları açığa çıkar ve en büyük destekçisi olduğu sistemin yavaş yavaş karşısına geçmeye başlar. Wiesler artık iki tarafın arasında kalmıştır ancak ne olduğuna karar verememektedir. Wiesler artık zamanında yaptıkları yüzünden kaçırdığı sanatın farkına varmıştır. Yıllardır kariyerinde yükselme ve sosyalist düzenin varlığını koruma amacıyla çalışıp duygusal ihtiyaçlarını hayat kadınlarıyla giderme uğraşında olan Wiesler, bir daha asla aynı kişi olmayacaktır.

Das Leben Der Anderen: Sistemin Kendi Kendini Yemesi

das-leben-der-anderen-filmloverss

Wiesler ilk olarak Dreyman’ın Der Spiegel’e intihar oranları ile ilgili anonim bir yazı yazmasına göz yumar. Dreyman Jerska’nın kendini asmasını ve arkadaşlarının ona olan tepkisine dayanamaz hale gelmiştir ve her riski göze alır. Bu risk ile yazdığı yazı GDR hükümetinin ülkeyle hiç ilgilenmediği üzerinedir. Bu eleştiri elbette belli yerleri kızdırır ancak Dreyman’ın yaptığını anlayamazlar. Öte yandan Wiesler üstlerine yalan söyleyerek Dreyman’ı korur ve diğer tarafa geçişini tamamlar.

Wiesler’in bu değişimi ve Dreyman’ın isyanı hakkında birçok şey söylenebilir. Wiesler’nın değişiminde sanatın yadsınamaz etkisinin yanı sıra Bruno Hempf’in Sieland ile ilişkisi ön plandadır. Wiesler mutlu olmadığını fark etmiştir ve kendi ulaşamadığı mutluluğu en azından bir tanıdığında görmek istemektedir. Bu tanıdık kişi ise hayatının son bölümünde odak noktasına koyduğu Georg Dreyman’dan başkası değildir. Dreyman’ın değişiminin arkasında ise öncelikle yaşadığı çevre etkili olmuştur. Sanatını özgürce ve istediği gibi icra edememesine rağmen bu duruma ses çıkarmamaktadır ancak öncelikle arkadaşlarının baskısı sonrasında Jerska’nın intiharı onun gözlerini açar. Dreyman’ın yaşadığı değişimdeki bir diğer etken ise Wiesler’nın değişiminde de etkili olan Bruno Hempf’tir. Wiesler’nın yardımı ile bu ilişkiden haberdar olan Dreyman tek bir adamın elindeki güç ile yapabildiklerinin etkisinde kalıp bu durumu kabullenemiyor ancak yapabileceği bir şey de yoktur.

Görüldüğü üzere iki karakterin değişimindeki etkenlerin çoğunluğu sistemin kendisinden kaynaklanıyor. Filmde sistemin saf bir temsili olan Bruno Hempf, her problemin ucunun bağlandığı kişi olarak dikkat çekiyor. Gücünü sonuna kadar kullanarak Sieland’a adeta sahip olarak Dreyman’ın görüşlerini değiştirmesinin yanı sıra Wiesler’ın farkındalığının en büyük sebebi olur. Hempf filmdeki bütün problemlerin ve çatışmanın temel sebebidir. Her durumdan haberdar oluşu sebebiyle de George Orwell’ın kült distopyasından çıkmış gibidir. Hempf karakterinin yaptıkları günümüzde hala örneklerini görebileceğimiz kadar gerçektir. Küçük bir sinir ile aydınlar harcanabilmekte ve onların hayatları bitirilebilmektedir. Filmin sonuna geldiğimizde Hempf’in (sistemin) verdiği zararlar art arda karşımıza gelir. Wiesler yanlışlarından(!) dönmüş olsa da en alt seviyeye düşürülmüş ve bodrum katında zamanında Grubitz’in kendisinin yanında fıkra anlattığı için cezalandırdığı Asteğmen Alex Stiegler ile mektup açmaktadır, Christa Maria-Sieland sistemin kendisine olan yükünü kaldıramayarak intihar etmiş ve Georg Dreyman az hasarla kurtulmuş olsa da sevdiği kadını kaybetmiştir.

Sonuç olarak, gizliliğin ihlali günümüzde fark edilmeyen bir sorundur ve sistemin en büyük kozlarından biri olarak dikkat çekmektedir. Günümüzde bazı ülkeler halen Bruno Hempf gibi güç sarhoşu insanlar tarafından yönetilmektedir ve bu durum her geçen gün daha korkutucu hale gelmektedir. Sanatın gücü ise sistemin en büyük korkusudur ve her isyanın arkasında kendine yer bulur.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi