Türkiye’de ilk kez -muhtemelen de son kez- 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilen Darmaduman, Kanadalı yönetmen Karl Lemieux’nün ilk uzun metraj kurmacası. 2016 yılında, Reha Erdem’in Koca Dünyası ile birlikte Venedik Film Festivali’nin Horizons seçkisinde yarışan film, siyah-beyaz dünyalarından sıyrılarak aydınlığa çıkmaya çalışan bir grup arkadaş ve bir ağabey-kardeşin kasvetli hikayesini konu alıyor.

Darmaduman, Victoria (2015)’nın açılış sekansını hatırlatan bir sekans ile açılır. Tıpkı Victoria’da olduğu gibi, ışıkların yanıp söndüğü bir gece kulübünde, fonda çalan müzik dışında herhangi bir şeyi duymanın imkansız olduğu bu açılış sekansının sonunda, yine Victoria’da olduğu gibi hikayesini seyredeceğimiz karakteri görür ve hemen ardından bir arabanın içerisinde gördüğümüz karakterin, hayatının izleyeceğimiz bölümünün derinliklerine doğru yol alırız. Vincent, arkadaşlarıyla beraber yanlış insanlardan ot çalınca yedikleri dayağın yanı sıra, ödemek zorunda oldukları bir borcun yükümlülüğü altına girer. Ölüm korkusuyla burun buruna gelen Vincent, uzun süredir çok da yakınında olmayan ağabeyinin kendisine bir nevi sahip çıkmasıyla karanlık günlerin geride kalacağını düşünse de hayat, ne Vincent’e ne de çevresindekilere merhametli davranmayacaktır.

Darmaduman: Siyah-Beyaz Dünyalar İçerisinde Kaybolan Hayatlar

Hikaye anlatısında dikkat çeken detay, yönetmenin filmi siyah-beyaz çekmeyi tercih etmiş olması ve bu tercihin sebebi. Bir filmi siyah-beyaz olarak tasarlamak özellikle düşük bütçeli filmler için sinematografik anlamda kolaycılığa kaçmak olarak kullanılabilir ancak Darmaduman, konusu itibariyle bu tercihi anlamlı kılıyor. Durum böyle olunca filmin siyah-beyaz çekilmiş olması sıradan bir tercih olmaktan çıkarak, filmin hikayesinin seyirciye geçmesini sağlayan ana bir etken olarak dikkat çekiyor. Yer yer müziğin de etkisiyle film, hikayesine konu olan hayatların renkleneceğine dair ümit veriyor olsa da, bunlar yoksulluk içinde geçen hayatın kendisi gibi kısa süreli birer anı olarak kalıyor. Bu noktada film, bu siyah-beyaz hayattan kurtulmak isteyen ve yaşadıkları olaylar sonucunda paranoyaklık seviyesinde ölüm korkusu yaşayan Vincent’ın bir nevi mutluluğu arayış hikayesi olarak görülebilir. Hem müzik ile ilgilenen, hem aşkı arayan, hem de uzun süredir görüşmediği ağabeyiyle olan ilişkisine yeniden şans veren Vincent’ın mutlu olabilmesi için küçük şeyler yeterlidir. Lakin, yoksulluk ve yalnızlık arasında sıkışıp kalan Vincent’ın hayatı, yağmurun ardından gökkuşağı çıkan hayatlardan değil.

Yönetmenin sahne geçişlerinde kullandığı deneysel yöntemler -dış sesin bir anda artması vb.- filmin hikaye yapısına ya da etkileyiciliğine herhangi bir katkıda bulunmuyor. Yine senaryosunun kuvvetli olduğu bölümler filmin inandırıcılığını artırırken, senaryonun eksikleri bu mütevazı yapımın değerini düşürüyor diye düşünüyorum. Özellikle, karakterin ruh halini ve bu durumun değişkenliğini yansıtabilmek için hikayeye eklenen karakterler son derece yapay kalıyor.

Filme etki eden iki ilişki üzerinden gidecek olursak, ağabey-kardeş ilişkisi başarılı ve titizlikle işleniyor. Senaryoyu kaleme alan Karl Lemieux ve Marie-Douce St-Jacques ağabey-kardeş arasındaki ilişkiyi ve bu karakterlerin ruh hallerini diyaloglardan ziyade, olaylara karşı verdikleri tepkiler üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Karşılaştıkları ilk andan itibaren, duygu patlaması yaşanmasını beklediğimiz bu ilişkide karakterler, olayların üzerlerinde oluşturduğu baskıya farklı tepkiler veriyor. Karakterlerin verdiği bu tepkiler aynı zamanda, filmin en dramatik iki sahnesini barındırıyor.

Özetle, filmin yönetmeni Karl Lemieux bu ilk uzun metrajında vermek istediği hissiyatı seyirciye geçirmeyi başarıyor. Yaklaşık doksan dakika süren, sessiz bir çığlık Darmaduman; çaresiz ve yapayalnız kaldığımız anlarda haykırmak istediğimiz tüm duyguların dışavurumu.

Türkiye'de ilk kez -muhtemelen de son kez- 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nde gösterilen Darmaduman, Kanadalı yönetmen Karl Lemieux'nün ilk uzun metraj kurmacası. 2016 yılında, Reha Erdem'in Koca Dünyası ile birlikte Venedik Film Festivali'nin Horizons seçkisinde yarışan film, siyah-beyaz dünyalarından sıyrılarak aydınlığa çıkmaya çalışan bir grup arkadaş ve bir ağabey-kardeşin kasvetli hikayesini konu alıyor. Darmaduman, Victoria (2015)'nın açılış sekansını hatırlatan bir sekans ile açılır. Tıpkı Victoria'da olduğu gibi, ışıkların yanıp söndüğü bir gece kulübünde, fonda çalan müzik dışında herhangi bir şeyi duymanın imkansız olduğu bu açılış sekansının sonunda, yine Victoria'da olduğu gibi hikayesini seyredeceğimiz karakteri görür ve hemen ardından bir arabanın içerisinde gördüğümüz karakterin, hayatının izleyeceğimiz bölümünün derinliklerine doğru yol alırız. Vincent, arkadaşlarıyla beraber yanlış insanlardan ot çalınca yedikleri dayağın yanı sıra, ödemek zorunda oldukları bir borcun yükümlülüğü altına girer. Ölüm korkusuyla burun buruna gelen Vincent, uzun süredir çok da yakınında olmayan ağabeyinin kendisine bir nevi sahip çıkmasıyla karanlık günlerin geride kalacağını düşünse de hayat, ne Vincent'e ne de çevresindekilere merhametli davranmayacaktır. Darmaduman: Siyah-Beyaz Dünyalar İçerisinde Kaybolan Hayatlar Hikaye anlatısında dikkat çeken detay, yönetmenin filmi siyah-beyaz çekmeyi tercih etmiş olması ve bu tercihin sebebi. Bir filmi siyah-beyaz olarak tasarlamak özellikle düşük bütçeli filmler için sinematografik anlamda kolaycılığa kaçmak olarak kullanılabilir ancak Darmaduman, konusu itibariyle bu tercihi anlamlı kılıyor. Durum böyle olunca filmin siyah-beyaz çekilmiş olması sıradan bir tercih olmaktan çıkarak, filmin hikayesinin seyirciye geçmesini sağlayan ana bir etken olarak dikkat çekiyor. Yer yer müziğin de etkisiyle film, hikayesine konu olan hayatların renkleneceğine dair ümit veriyor olsa da, bunlar yoksulluk içinde geçen hayatın kendisi gibi kısa süreli birer anı olarak kalıyor. Bu noktada film, bu siyah-beyaz hayattan kurtulmak isteyen ve yaşadıkları olaylar sonucunda paranoyaklık seviyesinde ölüm korkusu yaşayan Vincent'ın bir nevi mutluluğu arayış hikayesi olarak görülebilir. Hem müzik ile ilgilenen, hem aşkı arayan, hem de uzun süredir görüşmediği ağabeyiyle olan ilişkisine yeniden şans veren Vincent'ın mutlu olabilmesi için küçük şeyler yeterlidir. Lakin, yoksulluk ve yalnızlık arasında sıkışıp kalan Vincent'ın hayatı, yağmurun ardından gökkuşağı çıkan hayatlardan değil. Yönetmenin sahne geçişlerinde kullandığı deneysel yöntemler -dış sesin bir anda artması vb.- filmin hikaye yapısına ya da etkileyiciliğine herhangi bir katkıda bulunmuyor. Yine senaryosunun kuvvetli olduğu bölümler filmin inandırıcılığını artırırken, senaryonun eksikleri bu mütevazı yapımın değerini düşürüyor diye düşünüyorum. Özellikle, karakterin ruh halini ve bu durumun değişkenliğini yansıtabilmek için hikayeye eklenen karakterler son derece yapay kalıyor. Filme etki eden iki ilişki üzerinden gidecek olursak, ağabey-kardeş ilişkisi başarılı ve titizlikle işleniyor. Senaryoyu kaleme alan Karl Lemieux ve Marie-Douce St-Jacques ağabey-kardeş arasındaki ilişkiyi ve bu karakterlerin ruh hallerini diyaloglardan ziyade, olaylara karşı verdikleri tepkiler üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Karşılaştıkları ilk andan itibaren, duygu patlaması yaşanmasını beklediğimiz bu ilişkide karakterler, olayların üzerlerinde oluşturduğu baskıya farklı tepkiler veriyor. Karakterlerin verdiği bu tepkiler aynı zamanda, filmin en dramatik iki sahnesini barındırıyor. Özetle, filmin yönetmeni Karl Lemieux bu ilk uzun metrajında vermek istediği hissiyatı seyirciye geçirmeyi başarıyor. Yaklaşık doksan dakika süren, sessiz bir çığlık Darmaduman; çaresiz ve yapayalnız kaldığımız anlarda haykırmak istediğimiz tüm duyguların dışavurumu.

Yazar Puanı

Puan - 69%

69%

69

Yaklaşık doksan dakika süren, sessiz bir çığlık Darmaduman; çaresiz ve yapayalnız kaldığımız anlarda haykırmak istediğimiz tüm duyguların dışavurumu.

Kullanıcı Puanları: 3.8 ( 1 votes)
69
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi