20 Temmuz 2015’te, Suruç’ta yaşanan ve 32 gencin ölümüyle sonuçlanan katliamın sorumlusu olarak ilan edilen IŞİD terör örgütüne yönelik başlatılan askeri operasyonlar; Kuzey Irak’a, Kandil’e yani PKK’ya dönünce, iktidarın sürekli övündüğü çözüm süreci masalı da somut bir biçimde sonlanmış oldu. Oysa, bu operasyonlardan yaklaşık bir hafta sonra vizyona girmeye hazırlanan Darbe filmi; ‘barış sürecini siyasi hayatına mal olsa da devam ettirecek’ bir Erdoğan portresi çizerek kendi içinde bir ironiye, tutarsız bir söyleme düşüyor.

Kod Adı: K.O.Z filmiyle başlayan iktidar propagandası filmler hız kesmeden devam edeceğe benziyor. Henüz altı ay önce vizyona giren ve gişede büyük bir hayal kırıklığı yaşayan hatta IMDB’nin en kötü filmler listesine birinci sıradan giriş yapan Kod Adı: K.O.Z filminin kardeşi mahiyetindeki Darbe filmi de, iktidar-cemaat çatışmalarına odaklanan ve olayları iktidarın gözünden, ‘kaleminden’ anlatan bir yapım. İktidarın, ‘paralel yapı’ olarak adlandırdığı ve devletin hemen her hücresine sızmış olan –daha doğrusu sızmasına göz yumulan- Gülen Cemaati’ne karşı açmış olduğu savaş, sinemada yeni örneklerle de devam edeceğe benziyor. Hatırlarsınız; mevzu iktidar ve güç savaşı olduğunda çıkarları ters düşen iktidar ve cemaat arasındaki ilişki, 7 Şubat 2012 tarihinde yaşanan MİT Krizi ile büyük bir çıkmaza girdi. İşte, Darbe filmi; Türkiye siyasi tarihinde bomba etkisi yaratan ve çoğu gazeteci tarafından yılın olayı olarak nitelendirilen MİT Krizi’nin ‘paralel yapı’ tarafından nasıl yaratıldığına odaklanıyor. Tabii ki de iktidar perspektifinden…

Filmin konusuna ve odaklandığı meselelere geçmeden önce, Darbe’nin projesinden sorumlu yapım ve yönetim ekibinden de bahsetmek gerek. Kimilerimizin Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarından tanıyabileceğimiz Avni Özgürel, Darbe filminin projesinden sorumlu. Filmin yapımcısı ise Avni Özgürel’in eşi Ayfer Özgürel. Darbe’nin yönetmen koltuğunda ise yine bu yıl vizyonda izlediğimiz Bizim Hikaye isimli filmden ve kimi TV dizilerinden tanıyabileceğimiz Yasin Uslu oturuyor. Milliyetçi kimliğiyle ön plana çıkan Avni Özgürel’in son yıllardaki AKP sempatizanı tavırları ve şu anki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözcülüğünü de yaptığı malumunuzdur. Gazetecilik mesleği dışında, belgesel projeleri ve sinema senaryoları da yazan Avni Özgürel; yine son yıllarda, ‘devlet kanalı’ TRT için yaptığı projeler ve dizilerle de ön plana çıkmıştır. Kısacası; Darbe filminin proje ve senaryo sürecini yöneten kalemlerin belirli bir objektiviteden yoksun ve propagandist olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durum elbette ki bir suç ya da suçlayıcı bir mahiyet taşımaz; fakat yaptığınız filmin inandırıcılığını sorguya açar. Özellikle, mevzu bir sinema filmi, daha doğrusu siyasi bir sinema filmi olduğunda tarafını belli etmiş, tek bir perspektif üzerinden aktarılan ve izleyiciye sorgulama imkanı bırakmayan her film hafızalardan silinip gitmiştir. Bugün, her ne kadar Hitler faşizminin savunuculuğunu yapmakla suçlasak da, propaganda filmi denince direkt aklımıza gelen Leni Riefenstahl başarısını; sinemasal gerçeklere ve anlatımdaki sinematografik zenginliklere borçludur. Zaten, Riefenstahl’ın hafızalardan silinip gitmemesi de sinemanın imkanlarını kullanma becerisinden kaynaklanır. Fakat mevzu bahis Darbe filmi olunca bu tür başarılardan bahsetmek oldukça gerçeküstü olacaktır.

7 Şubat 2012’de MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) Müsteşarı Hakan Fidan’ın (Cansel Elçin); Oslo Görüşmeleri sürecinde Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler sonrası, KCK soruşturması kapsamında savcılık tarafından şüpheli kapsamıyla ifadeye çağrılması sürecini konu alan ve bu durumu yargı tarafından iktidara yönelik yapılmış bir ‘darbe teşebbüsü’ olarak niteleyen film, bu krizin altında yatan neden ve sonuçları ortaya koymaya çalışıyor. Darbe filmine göre; PKK ile ilgili çözüm sürecini yürütmeye çalışan MİT’in doğrudan Başbakanlık’a bağlı olan yapısı, cemaatin gücünü ve iktidarını sarsıyor. İktidarı sarsılan ‘paralel yapı’ elindeki Emniyet Terörle Mücadele Şubesi ise bu sırada yürüttüğü KCK operasyonlarındaki ağırlığını arttırmak amacıyla MİT’i terör propagandası yapmak ve devletin güvenliğini tehlikeye sokmakla suçluyor. ‘Paralel yapı’nın bu hamlesini ve böyle bir kriz oluşturmak için yaptığı yasa dışı dinlemeleri açığa çıkaran film; tüm süreci iktidarın ve dönemin başbakanı Erdoğan’ın perspektifinden aktarıyor.

Darbe’ye göre, ‘paralel yapı’nın derdi: “Hakan Fidan üzerinden Başbakan’ı indirmek.” Film boyunca resmedilen ‘paralel yapı’ mensupları kendi aralarında Erdoğan’ı nasıl yok edebileceklerini konuşuyor. Hatta Darbe filminin proje ve senaryo yazarları bazen kendilerini taraf olmaya öylesine kaptırıyorlar ki; cemaatin bir sonraki hamlesinin Gezi Direnişi’ni örgütlemek ve başlatmak olduğunu yine filmdeki cemaat mensuplarına söyleterek, adeta direnişi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Fakat proje yazarlarının bu yazım sürecinde unuttuğu ya da gözden kaçırdığı bazı anekdotlar var. Filmde, ‘paralel yapı’nın adamları tarafından dillendirilen; eğer böyle bir direniş olursa polisi kitlelere karşı sert olmaya yönlendirmek ve böylece kitlenin öfkesini Erdoğan’ın üzerine salmak düşüncesi, oldukça temelsiz ve gerçekten gerçeküstü. Zira bizler, ‘emri kimin verdiğini’ oldukça iyi biliyor ve bu konuda kafamızda herhangi bir soru işareti olduğunu da sanmıyoruz. Ama bilmeyenler için yine de buradan paylaşalım.

İlk 15 dakikasında izleyiciyi karakterle özdeşleştirmek ve onu sempatik göstermek amacıyla Hakan Fidan’ın askeri geçmişine dönen film; savaşın içinden gelmiş böylesi bir karakterin çözüm süreci için ne denli önemli bir figür olduğunu anlatmaya çalışıyor. Film boyunca idealize edilen Hakan Fidan; bu ‘darbe teşebbüsü’nden alnının akıyla, bir ‘kahraman’ olarak, çıkıyor. Böylece, cemaat ya da ‘paralel yapı’nın kirli komploları gün yüzüne çıkarılarak iktidara ve Erdoğan’ın şahsına yönelik olası bir ‘darbe teşebbüsü’ bertaraf ediliyor.

Filmin ana hikayesini destekleyen yan hikayeler, emniyet teşkilatı içerisindeki yapılanmalar, böcek operasyonları, Mezopotamya Kültür Derneği içine yerleştirilen MİT görevlileri ve daha bunlar gibi sayabileceğimiz örneklerle Hollywood sosuna batırılmış imajlar; Darbe’yi propaganda filmi olmaktan alıkoymuyor. Kelime anlamı olarak da filmin iddia ettiği söylemle uzaktan yakından bir alakası olmayan Darbe; bir zamanlar dost olan ama şimdinin düşmanı haline gelen iktidar-cemaat arasındaki çatışmaya dair, iktidar kanadı tarafından geliştirilen bir algı operasyonu olmaktan öteye gidemiyor.

20 Temmuz 2015’te, Suruç’ta yaşanan ve 32 gencin ölümüyle sonuçlanan katliamın sorumlusu olarak ilan edilen IŞİD terör örgütüne yönelik başlatılan askeri operasyonlar; Kuzey Irak’a, Kandil’e yani PKK’ya dönünce, iktidarın sürekli övündüğü çözüm süreci masalı da somut bir biçimde sonlanmış oldu. Oysa, bu operasyonlardan yaklaşık bir hafta sonra vizyona girmeye hazırlanan Darbe filmi; ‘barış sürecini siyasi hayatına mal olsa da devam ettirecek’ bir Erdoğan portresi çizerek kendi içinde bir ironiye, tutarsız bir söyleme düşüyor. Kod Adı: K.O.Z filmiyle başlayan iktidar propagandası filmler hız kesmeden devam edeceğe benziyor. Henüz altı ay önce vizyona giren ve gişede büyük bir hayal kırıklığı yaşayan hatta IMDB’nin en kötü filmler listesine birinci sıradan giriş yapan Kod Adı: K.O.Z filminin kardeşi mahiyetindeki Darbe filmi de, iktidar-cemaat çatışmalarına odaklanan ve olayları iktidarın gözünden, ‘kaleminden’ anlatan bir yapım. İktidarın, ‘paralel yapı’ olarak adlandırdığı ve devletin hemen her hücresine sızmış olan –daha doğrusu sızmasına göz yumulan- Gülen Cemaati’ne karşı açmış olduğu savaş, sinemada yeni örneklerle de devam edeceğe benziyor. Hatırlarsınız; mevzu iktidar ve güç savaşı olduğunda çıkarları ters düşen iktidar ve cemaat arasındaki ilişki, 7 Şubat 2012 tarihinde yaşanan MİT Krizi ile büyük bir çıkmaza girdi. İşte, Darbe filmi; Türkiye siyasi tarihinde bomba etkisi yaratan ve çoğu gazeteci tarafından yılın olayı olarak nitelendirilen MİT Krizi’nin ‘paralel yapı’ tarafından nasıl yaratıldığına odaklanıyor. Tabii ki de iktidar perspektifinden… Filmin konusuna ve odaklandığı meselelere geçmeden önce, Darbe’nin projesinden sorumlu yapım ve yönetim ekibinden de bahsetmek gerek. Kimilerimizin Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarından tanıyabileceğimiz Avni Özgürel, Darbe filminin projesinden sorumlu. Filmin yapımcısı ise Avni Özgürel’in eşi Ayfer Özgürel. Darbe’nin yönetmen koltuğunda ise yine bu yıl vizyonda izlediğimiz Bizim Hikaye isimli filmden ve kimi TV dizilerinden tanıyabileceğimiz Yasin Uslu oturuyor. Milliyetçi kimliğiyle ön plana çıkan Avni Özgürel’in son yıllardaki AKP sempatizanı tavırları ve şu anki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözcülüğünü de yaptığı malumunuzdur. Gazetecilik mesleği dışında, belgesel projeleri ve sinema senaryoları da yazan Avni Özgürel; yine son yıllarda, ‘devlet kanalı’ TRT için yaptığı projeler ve dizilerle de ön plana çıkmıştır. Kısacası; Darbe filminin proje ve senaryo sürecini yöneten kalemlerin belirli bir objektiviteden yoksun ve propagandist olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durum elbette ki bir suç ya da suçlayıcı bir mahiyet taşımaz; fakat yaptığınız filmin inandırıcılığını sorguya açar. Özellikle, mevzu bir sinema filmi, daha doğrusu siyasi bir sinema filmi olduğunda tarafını belli etmiş, tek bir perspektif üzerinden aktarılan ve izleyiciye sorgulama imkanı bırakmayan her film hafızalardan silinip gitmiştir. Bugün, her ne kadar Hitler faşizminin savunuculuğunu yapmakla suçlasak da, propaganda filmi denince direkt aklımıza gelen Leni Riefenstahl başarısını; sinemasal gerçeklere ve anlatımdaki sinematografik zenginliklere borçludur. Zaten, Riefenstahl’ın hafızalardan silinip gitmemesi de sinemanın imkanlarını kullanma becerisinden kaynaklanır. Fakat mevzu bahis Darbe filmi olunca bu tür başarılardan bahsetmek oldukça gerçeküstü olacaktır. 7 Şubat 2012’de MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) Müsteşarı Hakan Fidan'ın (Cansel Elçin); Oslo Görüşmeleri sürecinde Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler sonrası, KCK soruşturması kapsamında savcılık tarafından şüpheli kapsamıyla ifadeye çağrılması sürecini konu alan ve bu durumu yargı tarafından iktidara yönelik yapılmış bir ‘darbe teşebbüsü’ olarak niteleyen film, bu krizin altında yatan neden ve sonuçları ortaya koymaya çalışıyor. Darbe filmine göre;…

Yazar Puanı

Puan - 20%

20%

20

Darbe; bir zamanlar dost olan ama şimdinin düşmanı haline gelen iktidar-cemaat arasındaki çatışmaya dair, iktidar kanadı tarafından geliştirilen bir algı operasyonu olmaktan öteye gidemiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.19 ( 19 votes)
20
  • d-fincher

    Boyle filmlerin cikmasina seviniyorum, cunku hangi oyuncular filmde oynamis bakip ,bir daha asla o oyuncularin filmine gitmiyorum

  • Filmi değerlendirirken konusuna göre mi eleştiri yapıyorsunuz yoksa senaryonun merkezindeki konuya bakmaksızın filmi mi eleştiriyorsunuz? Konuyu beğenmediğinizde ya da size ters düştüğünde film kalitesiz mi olmuş oluyor yani? Bir ideolojinin veya siyasi olayın propogandasını yapınca kötü film oluyorsa Hollywood’da da pek film kalmaz zannımca. Sanki izlediğiniz tüm filmler tarafsızca çekilmiş, doğrudan gerçeklerle bezenmiş de bir tek bu film yanlı çekilmiş. Ortada ciddi bir samimiyetsizlik görüyorum. 2 puan alacak kadar da kötü olamaz? Isıtılıp ısıtılıp önümüze konan saçma salak komedi filmleri bile daha yüksek puan alırdı herhalde. İnsanlar sizin siyasi görüşünüzle ilgilenmiyor. Siz burada film eleştirmenliği yapacağınıza, adeta senaryo eleştirmenliğine soyunmuşsunuz. Bir film eleştirmeninden ya da film eleştirisi yazan birisinden şahsi görüşlerini “olabildiğince” karıştırmadan filmi kendi alanındaki kalitesine göre değerlendirmesini beklerdim. Tarzınız kalitenizi ortaya koymuş, eleştirdiğiniz zihniyetten pek de bir farkınız yok kusura bakmayın. Tarafsız olamazsınız ama elinizden geldiğince ortadan bakmayı deneyebilirsiniz. Önce kendiniz objektif olmayı öğrenin, sonra başkalarından objektif perspektif bekleyin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi