2008 yılında  Erik Van Looy’nin yönetmenliğinde çekilen Belçika yapımı “Loft”un, 2010 yılında yeniden çekilmesinden sonra konu yapımcılara çok cazip gelmiş olmalı ki; aynı yönetmen, filmini bu kez de Hollywood’a uyarladı. Filmin, birazdan bahsedeceğim birkaç kurgu değişikliği ve karakter tercihi dışında neredeyse birebir aynı olduğunu söylemek bile mümkün.

Ana film üzeriden konuyu anlatmak gerekirse, orta yaşın biraz üzerinde beş yakın arkadaşın,  bir apartman dairesini eşlerinden habersiz yapacakları kaçamaklar için paylaşmaları üzerine kurulmuş düzen kusursuzca işlerken, bir sabah dairede kanlar içinde bir kadın cesedi bulunur. Yalnızca beş arkadaşta olan anahtar, bu işin sorumlusunun içlerinden biri olduğunu işaret etmektedir. Suçluyu aramak üzerine yaşanan tartışmalar ve geçmişe dönük hatırlamalar üzerinden ilerleyen filmde yalnızca suçlu mu aranmaktadır?

Belçika yapımı Daire’nin yeni versiyonu, aynı yönetmenin elinden çıksa da Hollywood yapımına dönüşünce filmde nelerin değiştiğine bir göz atmak gerekiyor. Öncelikle karakterler daha gençleştirilmiş ve durum bir orta yaş krizi olmaktan çıkarılmış. Film; üst sınıf olarak görülebilecek ancak yine de ortalama insanların macera yaşarken başlarına açtıkları işleri ve beş arkadaşın ilişkisinin değişen ya da hiç kurulmamış dinamiklerini konu edinirken, Hollywood işin içine girince film birden yakışıklı erkeklerin ve çok güzel kadınların erotizm arayışına dönüşmüş. Karakterlerin yaşları gençleştirilerek, filmin hitap ettiği kitle genişletilmiş, filmi izleyen genç erkeklerin de fantezilerine yumuşak bir dokunuş yapılmış. Erik Van Looy, ilk çektiği Daire filminde bazı çekim tekniklerinin, diyalogların, esprilerin olmazsa olmaz olduğunu düşünmüş olmalı ki, birçoğunu hiç değiştirmeden kullanmış. Bu yüzden 20014 yapımı Daire filmini izlemenin, aynı filmi iki kere izleme deneyiminden farklı bir deneyim vaat ettiğini söylemek yanlış olur. Örneğin, başlangıçtaki sevişme sahnesi iki filmde birebir aynı. Oyunculardan Matthias Schoenaerts’ın iki filmde de Philip rolünü canlandırması, karakteri birebir yaşatması açısından doğru bir tercih olarak görülebilir. Bunun dışında yapılan değişikliklerden biri olarak, kurguda ilk sahnenin yalnızca sonda gösterilmesi söylenebilir.

Konuyu biraz derinden incelemek gerekirse, patriyarkanın hüküm sürdüğü ve her erkeğin bir iktidar temsili olduğu bir dünyada, beş salt iktidar bir araya geldiğinde kim iktidar olacaktır? Filmin bu bağlamda tamamen bir iktidar savaşı olduğunu söylemek mümkün. Filmin cevabı ise oldukça muhafazakar ve toplum normlarına uygun bir cevap. Peki filmin çatışması ve bu çatışmayı çözme yöntemi nedir?

Hepsi evli beş erkek arkadaşın karakter oluşumuna bakmak gerekirse: Fiziksel güce sahip ve kokain kullanmasıyla tehlike sembolü olan Philip, kadınlar üzerinde ciddi bir etkiye, başarıya ve zenginliğe sahip olan Vincent, eşine sadakati her şeyden önde tutan, aldatıyorsa da bunu “aşık” olduğu için yapan dürüst Chris, her şeyi bilen ve bu yüzden “gözlüklü olan” Luke ve ne söylediğini genellikle bilmeyen boş ve çok konuşan şişman, alkolik Marty. Bu noktada iktidar yarışından ilk dışlanan karakterin, çok konuşması ve sır saklayamaması gibi “kadınsı” özellikleriyle  Marty olacağı rahatlıkla söylenebilir. Filmin doğrulaması gereken sadakat ve dürüstlük mesajları düşünüldüğünde ise bu işten en karlı çıkan karakter Chris olacaktır. Bunun nasıl bir kazanım olacağını tabii ki izleyip görmeniz gerekecek ancak bu kodların yerli yerine oturduğu film sonunda net  bir şekilde görülecektir.

Heidegger; Building, Dwelling, Thinking adlı makalesinde “oturma” kavramından bahseder. Heidegger’e göre insanlar güvende hissetmek ve yaşayabilmek adına inşa ederler. Bu inşa yöntemi insanların varoluş şeklini yani“dasein”ını belirler. Bu felsefi yaklaşımla konuyu ele aldığımızda, mimar Vincent’ın inşa etme şeklinin sır saklamaya yönelik olduğu görülecektir. Diğer dört arkadaşını da ortak ettiği bu yeni “oturma” şekli onların varoluşunu da şekillendirir. “Oturma” şekillerini değiştirerek yaşamlarını ve kişiliklerini de tamamen değiştiren beş arkadaşın kaçamaklar için kullandığı bu daire ev olmaktan çıkmasıyla artık bir evsizlik ve ait olamama sembolü haline gelecektir.

Sonuç olarak Belçika yapımı olarak 2008 yılında çekilen Daire’nin, 2014 yılında çekilen Daire gibi parasal kaygı taşımadığını, bu kaygı yüzünden filmde yapılan değişikliklerin oldukça bariz bir şekilde göründüğünü söylemek mümkün. Ne kadar şaşırtıyorsa o denli de klişelere sahip film, ortalama bir yapım olarak değerlendirilebilir.

İyi seyirler

2008 yılında  Erik Van Looy’nin yönetmenliğinde çekilen Belçika yapımı "Loft"un, 2010 yılında yeniden çekilmesinden sonra konu yapımcılara çok cazip gelmiş olmalı ki; aynı yönetmen, filmini bu kez de Hollywood'a uyarladı. Filmin, birazdan bahsedeceğim birkaç kurgu değişikliği ve karakter tercihi dışında neredeyse birebir aynı olduğunu söylemek bile mümkün. Ana film üzeriden konuyu anlatmak gerekirse, orta yaşın biraz üzerinde beş yakın arkadaşın,  bir apartman dairesini eşlerinden habersiz yapacakları kaçamaklar için paylaşmaları üzerine kurulmuş düzen kusursuzca işlerken, bir sabah dairede kanlar içinde bir kadın cesedi bulunur. Yalnızca beş arkadaşta olan anahtar, bu işin sorumlusunun içlerinden biri olduğunu işaret etmektedir. Suçluyu aramak üzerine yaşanan tartışmalar ve geçmişe dönük hatırlamalar üzerinden ilerleyen filmde yalnızca suçlu mu aranmaktadır? Belçika yapımı Daire'nin yeni versiyonu, aynı yönetmenin elinden çıksa da Hollywood yapımına dönüşünce filmde nelerin değiştiğine bir göz atmak gerekiyor. Öncelikle karakterler daha gençleştirilmiş ve durum bir orta yaş krizi olmaktan çıkarılmış. Film; üst sınıf olarak görülebilecek ancak yine de ortalama insanların macera yaşarken başlarına açtıkları işleri ve beş arkadaşın ilişkisinin değişen ya da hiç kurulmamış dinamiklerini konu edinirken, Hollywood işin içine girince film birden yakışıklı erkeklerin ve çok güzel kadınların erotizm arayışına dönüşmüş. Karakterlerin yaşları gençleştirilerek, filmin hitap ettiği kitle genişletilmiş, filmi izleyen genç erkeklerin de fantezilerine yumuşak bir dokunuş yapılmış. Erik Van Looy, ilk çektiği Daire filminde bazı çekim tekniklerinin, diyalogların, esprilerin olmazsa olmaz olduğunu düşünmüş olmalı ki, birçoğunu hiç değiştirmeden kullanmış. Bu yüzden 20014 yapımı Daire filmini izlemenin, aynı filmi iki kere izleme deneyiminden farklı bir deneyim vaat ettiğini söylemek yanlış olur. Örneğin, başlangıçtaki sevişme sahnesi iki filmde birebir aynı. Oyunculardan Matthias Schoenaerts'ın iki filmde de Philip rolünü canlandırması, karakteri birebir yaşatması açısından doğru bir tercih olarak görülebilir. Bunun dışında yapılan değişikliklerden biri olarak, kurguda ilk sahnenin yalnızca sonda gösterilmesi söylenebilir. Konuyu biraz derinden incelemek gerekirse, patriyarkanın hüküm sürdüğü ve her erkeğin bir iktidar temsili olduğu bir dünyada, beş salt iktidar bir araya geldiğinde kim iktidar olacaktır? Filmin bu bağlamda tamamen bir iktidar savaşı olduğunu söylemek mümkün. Filmin cevabı ise oldukça muhafazakar ve toplum normlarına uygun bir cevap. Peki filmin çatışması ve bu çatışmayı çözme yöntemi nedir? Hepsi evli beş erkek arkadaşın karakter oluşumuna bakmak gerekirse: Fiziksel güce sahip ve kokain kullanmasıyla tehlike sembolü olan Philip, kadınlar üzerinde ciddi bir etkiye, başarıya ve zenginliğe sahip olan Vincent, eşine sadakati her şeyden önde tutan, aldatıyorsa da bunu “aşık” olduğu için yapan dürüst Chris, her şeyi bilen ve bu yüzden “gözlüklü olan” Luke ve ne söylediğini genellikle bilmeyen boş ve çok konuşan şişman, alkolik Marty. Bu noktada iktidar yarışından ilk dışlanan karakterin, çok konuşması ve sır saklayamaması gibi “kadınsı” özellikleriyle  Marty olacağı rahatlıkla söylenebilir. Filmin doğrulaması gereken sadakat ve dürüstlük mesajları düşünüldüğünde ise bu işten en karlı çıkan karakter Chris olacaktır. Bunun nasıl bir kazanım olacağını tabii ki izleyip görmeniz gerekecek ancak bu kodların yerli yerine oturduğu film sonunda net  bir şekilde görülecektir. Heidegger; Building, Dwelling, Thinking adlı makalesinde “oturma” kavramından bahseder. Heidegger'e göre insanlar güvende hissetmek ve yaşayabilmek adına inşa ederler. Bu inşa yöntemi insanların varoluş şeklini yani“dasein”ını belirler. Bu felsefi yaklaşımla konuyu ele aldığımızda, mimar Vincent’ın…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Ne kadar şaşırtıyorsa o denli de klişelere sahip film, ortalama bir yapım olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 3.5 ( 1 votes)
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi