Önceki Sayfa1 / 4Sonraki Sayfa

Yazımıza hemen Yoshida’nın hayatı, kariyeri ve sineması üzerine bir şeyler karalamaya başlamadan önce aslında merak edilen soruya cevap vermek doğru olacaktır. Çok büyük bir ihtimalle bugüne kadar adını dahi duymadığınız bir yönetmenle ilgili böylesine geniş çaplı bir yazıyla karşılaşınca haliyle yönetmenin kim olduğunu merak ediyorsunuzdur. Ama bir yerden sonra esas merak edilen şey neden bu yönetmeni yazımıza konu olarak seçtiğimiz. İlk olarak söyleyebileceğim şey aslında Yoshida’nın, adı sinema tarihinde sıklıkla geçmesi gereken biri olmasına karşın bu derece unutulmuş olmasına duyulan üzüntüdür. Çünkü yönetmenin ortaya çıkardığı işler ve sinemaya yaklaşımı bakımından eksiksiz bir usta ve de dahi olduğunu çok net bir şekilde söyleyebilirim. Bir diğer söyleyebileceğim şey de yönetmenle ilgili sadece Türkçe’de değil özellikle bu konuda oldukça geniş bir arşive sahip Fransızca ve İngilizce dillerinde yayın yapan mecralarda da herhangi bir derli toplu bilginin bulunmuyor olması. Elbette bu bizlere yazıyı hazırlarken çok büyük zorluklar olarak geri döndü. Ama her şeyden öte yönetmeni seçmemizdeki en önemli faktör Yoshida’nın yıllar önce temellerini attığı sinemasal kuramı bugün yeniden dillendirmeyi ve üzerine düşünmeyi istememizdir.

Maalesef tekil olarak yönetmen hakkında işe yarar, elle tutulur bilgi edinebileceğimiz yalnızca iki tane söyleşiye ulaşabildik, bir tane de Harvard Üniversitesi Güzel Sanatlar Kütüphanesi’nin Reischauer Institute of Japanese Studies işbirliğiyle gerçekleştirdiği bir çalışmaya. Söyleşilerden ilki Fransız Yeni Dalgası’yla birlikte anılan efsane Fransız sinema dergisi Cahiers du cinéma’nın editörlerinden ve aynı zamanda “Kör Alan ve Dekadrajlar”, “Bakış ve Ses” gibi Türkçeye de çevrilmiş kitapları bulunan; film eleştirmeni, yönetmen Pascal Bonitzer’in 1970’de yaptığı söyleşi. Bunda, daha çok yönetmenin 1969’da çektiği ve en bilinen başyapıtı olan Erosu purasu Gyakusatsu filmi vesilesiyle yapılan bir söyleşi olduğu için ağırlıklı olarak o filmle ilgili konuşmalar yapılmış. Bir diğeri de, tamamen Japon sineması üzerine kitap ve film incelemeleri yapan Midnighteye adlı internet sitesinden Alexander Jacoby’nin 2010 yılında yönetmenle yapmış olduğu bir söyleşi. Bu, artık kariyerinin de sonuna gelmiş olan yönetmenle tamamen genel çerçevede yapıldığı için Yoshida hakkında oldukça bol bilgi veren, son derece zengin bir kaynak oldu bizim için. Elbette bu iki söyleşi arasındaki zaman farkı sayesinde yönetmenin sinemaya olan bakışındaki değişmeleri ve günümüz sinemasıyla ilgili düşüncelerini de öğrenebilme gibi bir avantaja erişme şansını yakaladık.

Karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri de elbette dil faktörü oldu. Yönetmenin filmografisindeki onlarca filmde yalnızca iki tanesinin Türkçeye çevrilmiş altyazısı var. (Hatta başyapıtı Erosu purasu Gyakusatsu’nun dahi henüz Türkçe altyazısı yok) Bu açıdan hem filmleri izleme aşamasında hem de yapılan söyleşiler üzerinde çalışırken büyük bir çeviri çalışması da yapmak zorunda kalındı. Hatta çevirinin bazı bölümlerinde İngilizce de yeterli kalmadığı için zaman zaman Fransızcaya başvurduk. Ayrıca tahmin edebileceğiniz üzere yönetmenin, çok çok az bir kitle tarafında bilinen filmlerini bulup izlemek de büyük bir imtihan oldu bizim için. Burada, özellikle Fransa, İspanya ve Rusya’dan hiçbir karşılık beklemeden arşivlerini bizlerle paylaşarak imdadımıza yetişen sinefiller bu en büyük problemi aşmamızda çok büyük katkıda bulundular. En nihayetinde bizler böyle bir işin altına girerek ortaya çıkardığımız sonuçtan büyük bir mutluluk duyduk, umarım sizlerde okurken aynı mutluluğu yaşarsınız. Yoshida’nın bu yazı vesilesiyle bilinirliğinin artıp, filmlerine ulaşmanın kolaylaşması ve dil handikabının ortadan kalkması dileğiyle…

Yoshida 16 Şubat 1933’te Japonya’nın Fukui şehrinde doğmuş. (Bu arada yönetmenin gerçek ismi Yoshishige’dir. Ama bu isminin söylemesi zor olduğu için sektörde daha çok Kiju adıyla anılmıştır. Bu sebeple de birçok filminde Kiju Yoshida olarak geçer) Çocukluğu tam da İkinci Dünya Savaşı’nın en sert dönemlerinde geçmiş. Bu dönemle ilgili olarak hakkında her hangi bir bilgi yok, bilinen ilk şey Tokyo Üniversitesi’ne girdiği. Her ne kadar üniversitede felsefe okumak istese de dönemim şartlarından dolayı biraz zoraki bir şekilde Fransız dili ve edebiyatı üzerine öğrenim görmüş. Hiç kuşkusuz bu eğitim daha sonra sinemasını ve yazdığı kitapları büyük ölçüde etkileyecekti. Ama 1955’te Üniversite’yi bırakıp Shochiku’da yönetmen asistanı olarak işe başlamış.

Burada özellikle Shochiku ile bazı bilgileri vermek yerinde olacaktır. Shochiku, 1895’te kurulmuş ve günümüzde de hala çalışmalarına devam eden bir film yapım şirketi, Japon sinema tarihini kökünden değiştiren bir stüdyo; öyle ki Yasujiro Ozu, Kenji Mizoguchi, Takeshi Kitano ve Akira Kurosawa gibi birbirinden usta yönetmenler birçok projelerini burada gerçekleştirmişler.

“Okuldan ayrıldıktan hemen sonra Shochiku’ya girmiştim ama o zamanlar henüz film yapabilecek yetiye sahip olmadığımı biliyordum. Yine de bir edebiyat öğrencisi olarak akademik çevrenin sıkışıklığı içinde mutlu olmadığım için kendimi tamamen sinemaya adamaya karar vermiştim. Ayrıca Shochiku’dan belli bir maaş da alıyordum. Ailemi ve okuldaki hocalarımı, yeteri kadar para kazandıktan sonra yeniden geri döneceğime ikna ettim, ama elbette ki bir daha dönmedim.

Stüdyoya girdiğimde Oshima (Nagisa Oshima) zaten bir yıldır orada çalışıyordu. Sonraki beş yıl boyunca Oshima, ben ve genç kuşağın geri kalanı stüdyo için birçok senaryo yazdık. (Elbette stüdyo dışı için de) Ayrıca Oshima’nın yazı işleri görevini üstlendiği Film Kritikleri gazetesine de katkıda bulunduk. O yıllarda Japon Sineması, büyük yapım şirketlerinin endüstriyel ve ticari filmlerinin etkisi altındaydı ve bizler buna karşı büyük bir mücadele veriyorduk.”

1960’lı yılların başında televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte Japon Sineması büyük bir krize girdi ve stüdyolar, yeni arayışlara yönelmek zorunda kaldılar. Bu gergin ve yıkıcı ortamdan yararlananlarsa genç yönetmenler oldu. Birçok yönetmen ilk filmini stüdyoların desteğiyle bu yıllarda çekerken Yoshida’da da ilk eseri olan Rokudenashi’yi bu dönemde, 1960’ta yaptı. Ardında aynı yıl Chi wa kawaiteru’yu bir yıl sonra da Amai yoru no hate’yi çekti. Yönetmenin kariyerinde bu ilk üç filmin ayrı bir yeri vardır. Bu filmlerden sonra stüdyoyla arasında sorunlar çıkmaya başladı.

“İlk üç filmimi çektiğim 1960-61 arasında açıkçası stüdyo bizlere belli bir dereceye kadar özgürlük sağlıyordu. Bunda politik yaklaşımlarımızdaki uyumun da büyük bir etkisi vardı hiç kuşkusuz. Fakat bir yerden sonra fikirlerimizi tehlikeli bulup bizleri susturmaya çalıştılar ve bireysel projelerimize olan desteklerini çektiler. O yıl Oshima ayrıldı, bense bütün bir yılımı film yapamadan geçirmek zorunda kaldım.”

encontro-de-reichenbach-com-o-cineasta-japones-kiju-yoshida-no-hotel-crowne-plaza-em-sao-paulo-no-ano-de-2003-1339717733981_956x500

1962 ile birlikte yönetmenin sinemasında ikinci bir dönem başladı. Bu, ilk dönemki acemiliği üzerinden atan ama stüdyonun da baskısıyla gerçek potansiyeline ulaşamayan bir dönemdi. O yıl Yoshida çok büyük başarı elde eden Akitsu onsen’i çekti. Bir yıl sonra bu başarının da etkisiyle Arashi o yobu juhachi-nin’i yaptı fakat stüdyo film gösterime girdikten dört gün sonra vizyondan çekti. Filmdeki, o dönemki genel politik duruma hakim olan yapay hümanizmin, ezilen genç işçilerin hayatları karşısından nasıl da saçma durduğunu gösteren sahneler stüdyoyu rahatsız etmişti.

“1962-64 Arasında üç önemli film çekmiştim. Akitsu onsen başarısından sonra stüdyo bana iş vermeyi kabul ediyor fakat işlerime de fazlasıyla karışıyordu. İlk olarak Arashi o yobu juhachi-nin’in gösterimiyle ilgili problem çıkardılar. 1964’te çektiğim sonraki filmim Nihon dasshutsu ile birlikteyse olay çok daha büyük boyutlara ulaştı. Filmi bitirip teslim ettikten sonra kısa bir tatile gitmiştim ve döndüğümde filmimin benim yaptığımdan farklı bir finalle bittiğini gördüm. Bu tartışmasız utanç verici duruma ek olarak stüdyo filmin vizyon haklarından vazgeçip gösterimini engelledi. Bu olayla birlikte artık hiçbir şekilde Shochiku’da çalışmaya devam etmeme olanak kalmadığını anladım.”

Akutsi onsen birçok açıdan yönetmenin kariyerinde ve yaşamında kırılma noktasıydı. Her şeyden önce çok yetenekli bir yönetmen olduğunu kanıtlamıştı. Ayrıca bu filmde başrolü üstlenen ünlü aktris Mariko Okada daha sonra Yoshida’nın hayatında çok önemli bir yere gelecekti.

Yönetmen 1964’de Okada ile evlendi ve aynı yılın sonunda Shochiku’dan ayrıldı. Yoshida’nın stüdyodan ayrıldıktan sonra çekeceği arka arkaya dokuz filminin tamamında başrollü hep eşi Okada üstlenecek ve yönetmen, başyapıtlarını da bu dönemde ortaya koyacaktı. Stüdyodan ayrılmasıyla birlikte Yoshida’nın kariyerinde üçüncü bir dönem başlamış oluyordu. 1965’te beş farklı stüdyonun desteğiyle Mizu de kakareta monogatari’yi çekti.

“Mizu de kakareta monogatari’den sonra bağımsız bir yönetmen olarak belli bir güce ulaşmıştım. 1966’da kendi yapım şirketim olan Gendai Eiga Sha’yı kurdum. Artık kendi özel işlerimi yaratabilmek için aradığım o büyük özgürlüğe kavuşmuştum. Ama yine de filmlerimi gösterime sokabilmek için belirli stüdyoları ikna edebilmem gerekiyordu. Elbette burada şöyle bir avantajım vardı; stüdyo filmin yalnızca yayın hakkını alıyordu, tarama hakkı tamamıyla bana ait olduğu için elimdeki ilk kopyanın dışında bir şeyin gösterilmesi ihtimali de böylece ortadan kalkıyordu.”

Yoshida kendi şirketini kurmasının ardından 1966-68 arasında tam beş tane film çekti. Bunlar arasında özellikle ilk sıralardaki Onna no mizûmi ve Jôen, yönetmenin yeni, özgür sinema yaklaşımıyla ortaya çıkarmaya başladığı avangart eserlerin ilk derli toplu izlerini taşıyorlardı. Bu eserlerin ortak özelliği edebiyat uyarlamaları olmasıydı. Yönetmenin, ardından çektiği Saraba natsu no hikari ve Honô to onna ise ünlü senarist Masahiro Yamada ile birlikte kendi senaryolarını yazdıkları bir dönemin başlangıcını müjdeliyordu. Saraba natsu no hikari filmiyse yönetmenin Avrupa’da çektiği tek film olarak ayrı bir yere sahiptir. Ayrıca bu film Yoshida’nın 1962’de stüdyo desteğiyle çektiği Akitsu onsen’den sonraki ilk renkli filmidir.

En nihayetinden yönetmen kariyerinin zirvesi olarak betimleyebileceğimiz döneme gelmişti. Yoshida, 1969’da üç buçuk saati bulan sinema tarihinin en çarpıcı filmlerinden Erosu purasu Gyakusatsu’yu çekerek çıtayı ulaşılması güç bir seviyeye çıkardı. Başrolde yine eşi Okada, senaryoda da Yamada ile o vardı. Fakat ortaya çıkan iş öylesine muazzamdı ve öylesine inanılmaz başarılı olmuştu ki Yoshida, Japonya dışında özellikle de Fransa’da büyük bir tanınırlığa ulaşmıştı.

“1969’lu yıllara kadar Japon Sineması ve genç yönetmenler batıda pek bilinmiyordu. Belki Ozu’yu dışarda tutabiliriz ama Kurosawa ve Mizugochi bile çok sonra bilinir olabilmiştir. Bense daha çok Japon Yeni Dalgası etiketiyle anılıyordum. O yıl Avignon Film Festivali’nde Markus Nornes mesela ilk filmim dahil Erosu purasu Guyakusatsu’ya kadar olan bütün filmlerimi birçok ülkede göstermeme yardımcı oldu. Özellikle son filmim Los Angeles’tan Sao Paulo’ya kadar birçok yerde gösterildi.”

Yoshida 1970’te senaryosunu tek başına yazdığı Rengoku eroica’yı çekti. Filmin yapımcısı kendi şirketiydi ama bir de ortak yapımcısı vardı, Art Theatre Guild. 1961’de kurulup 1980’lerin ortasında dağılan bu yapım şirketi ağırlıklı olarak büyük stüdyolar tarafından reddedilmiş filmlere destek olarak bir nevi Japon Sineması’ında “art house” görevi görüyordu. Shōhei Imamura, Nagisa Oshima, Toshio Matsumoto ve Akio Jissoji gibi yönetmenler bu şirket bünyesinde önemli işlere imza atmışlardı.

Erosu purasu Gyakusatsu ve Rengoku eroica, yönetmenin kariyerinde ulaştığı en yüksek seviye olarak yalnızca diğer yönetmenleri değil aynı zamanda akademisyenleri de etkilemeyi başarmıştı. Çünkü ortaya çıkan her iki filmde çığır açıcı, döneminin çok ötesinde yenilikler taşıyordu. 1971’de Yoshida Kokuhakuteki joyûron’u çekti. Bu filmle birlikte sinemayla ilişkisi daha kuramsal alana doğru kaymaya başlıyordu. Aynı yıl oldukça ses getiren “Görsel Anarşi” ve “Sinematik Metedoloji Ne Anlama Geliyor?” başlıklı iki deneme yayınladı.

Yoshida artık yavaş yavaş dinlenme dönemine geçiyordu. 1973’te senaryosunu kendisinin yazmadığı tek filmi olarak filmografisinde ayrı bir yeri olan Kaigenrei’yi çekti. Bundan sonra da uzun bir süre etkin olarak yönetmenlik yapmadı. 1984’te Meksika Sineması üzerine Mehiko yorokobashiki inyu (Tabi to toposu no seishinshi) adlı kitabı yayınlandı. Yaklaşık 13 yıllık bir pasif dönemden sonraysa yönetmen yeniden film çalışmalarına başladı. 1986’da Ningen no yakusoku’yu çekti. Aradan geçen o süre boyunca Yoshida’nın hayata karşı politik tavrı yerini nihilist, pasif bir tutuma bırakmıştı. Ayrıca yönetmen hiç olmadığı kadar hikaye anlatmaya odaklanarak tamamen stilistik durağan bir tekniğe yakınlaşıyordu. 1988’de epik bir roman uyarlaması olan Arashi ga oka’yı çekti ama eski dönem eserlerinin yenilikçi yaklaşımından fazlasıyla uzaktı. Ardında Yoshida yine uzun bir sessizlik dönemine girdi. Yedi yıl sonraysa geniş çaplı bir çalışma olan Lumière et compagnie filmine katkıda bulundu. Hala hayatta olan toplamda 41 usta yönetmenin kısa filmlerinden oluşan bu yapımda Yoshida’nın da bir bölümü vardır.

1998’de Ozu’s Anti-Cinema kitabı Japonya’da yayınlandı ve 2003’te İngilizceye çevrildi. Sinema çevresinde oldukça yankı uyandıran, hatta ödül dahi alan bu eserinden sonra Yoshida son bir kez daha kamera arkasına geçti ve uzun aradan sonra 2002’de Okada’nın da başrolde oynadığı Kagami no onnatachi’yi çekti. Bu filmle birlikte artık yönetmenin tarzı daha minimal ve naif bir duruma doğru kesin olarak evrilmiş oluyordu. 2004’te on iki yönetmenle birlikte, kariyerinde ilk ve tek olarak, Bem-Vindo a São Paulo isimli belgeseli çekti.

Yoshida 2004’ten bu yana sessizliğini koruyarak, Tokyo’da, yaşamına eşi Mariko Okada ile birlikte devam ediyor.

Önceki Sayfa1 / 4Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi