Dünya prömiyerini 52. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali'nde Taş ve Mavi Sessizlik filmleriyle birlikte gerçekleştiren Daha, festivalin büyük ödülü olan Kristal Küre için yarışmıştı. Ardından Türkiye yolculuğuyla adeta ödülden ödüle koşmayı başaran film, 24. Adana Film Festivali'nden Yılmaz Güney Ödülü, Siyad En İyi Film Ödülü, Umut Veren Erkek Oyuncu Ödülü ve Adana Seyirci Ödülü'nü elde etti. Ardından Malatya Film Festivali'nde Ulusal Yarışma'da En İyi Film Ödülü'nü alırken Antalya'da Ulusal Yarışma'nın kaldırılmasına bir tepki olarak İstanbul'da düzenlenen Ulusal Yarışma'dan da En İyi Film Ödülü ile dönmeyi başardı. Daha, henüz ilk yönetmenlik denemesinde arka arkaya önemli başarılara imza atan Onur Saylak'ın gelecek projelerini merakla beklemek için oldukça yeterli bir sebep gibi görünüyor. Hakan Günday'ın aynı isimli romanından uyarlanan Daha'nın senaryosunda Hakan Günday'ın yanı sıra Onur Saylak ve Doğu Yaşar Akal isimleri de yer alıyor. Genel çerçevede insan kaçakçılığı yapan bir baba-oğulun ilişkisini izlediğimiz Daha, alışkın olduğumuz bir büyüme hikayesinin aksine, kanaya kanaya, kendini yok ede ede var olma hikayesi olarak değerlendirilebilir. Gaza (Hayat Van Eck), henüz 14 yaşında genç bir erkek olarak babası Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan)'ın yolunu izlemektedir. Ege taraflarında bir sahil kasabasında geçen hikayede, Gaza; yaşadığı yerden uzaklaşıp İstanbul'da liseye gitmenin hayalini kurup bunu bir şekilde babasına kabul ettirmeye çalışırken, Ahad kendi hayatı ve bu hayatın kapsadığı kaçakçılık konusunda baba-oğul ilişkisini ve yalnızlığını kullanarak ciddi bir manipülasyona başvurur. Genellikle "kimseye güvenememek" ve "yalnız kalmak" üzerinden, Gaza'nın babasıyla kurmaya çalıştığı bağın manipüle edilmesi Ahad'ın baskın karakteriyle de bağlantılı olarak okunabilir. Gaza'nın mültecilere yönelik daha insaflı tavrıyla babasının gaddarlığının çatışmasında, insanın karakter gelişimi üzerinde aile ve yaşanılan çevrenin onulmaz etkisini bir kez daha görebilmek için önemli bir fırsat olan Daha, bu bağlamda umutsuz bir söylem barındırmaktan da geri durmuyor ve tam da bu yüzden yılın en çarpıcı Türkiye yapımı filmlerinden biri olarak hafızalarda yerini alıyor. Daha: İnsan Kaçakçılığında "Kaçırılanın" İnsanlık Olması Ahmet Mümtaz Taylan, Hayat Van Eck, Tuba Büyüküstün, Uğur Arslan, Turgut Tunçalp, Tankut Yıldız, Kağan Uluca, Lara Aysal, Onur Akgülgil ve Pervin Bağdat gibi isimlerin performanslarını izlediğimiz filmde, oyunculuğun oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkün. Tüm performanslar arasında göze batan ise yalnızca Tuba Büyüküstün'ün güzelliğini vurgulamak için çekilmiş gibi görünen sahnelerin, izleyiciyi hikayeden yer yer koparabilecek düzeyde olması. Suriyeli mültecilerin arasında yer alan Ahra (Tuba Büyüküstün) ve Gaza'nın Ahra'ya duyduğu yakınlık, Gaza'nın mültecilerle özdeşim kurma çabasının doruk noktası olarak karşımıza çıkıyor ancak ciddi anlamda en önemli özdeşimi kurduğu ve mültecilerle uyumaya başladığı bu sürecin ardından yaşadıkları, Gaza'nın Ahad'a dönüşmesinin önündeki en önemli içsel engeli büyük bir yıkıma uğratıyor. Daha'nın kesinlikle en başarılı noktalarından birisi, henüz ilk oyunculuk deneyimi olan Hayat Van Eck'in rolüyle ve Ahmet Mümtaz Taylan'ın karakteriyle yakaladığı uyum. İnsan kaçakçılığının ne denli korkunç koşullarda yapıldığını ve bu insanların "insan" olduğunu unutma noktasına kadar evrildiğini gözler önüne seren Daha, bir süre sonra mültecilerin yalnızca sayılardan ibaret olarak değerlendirildiğinin altını çiziyor. Bir depoda ne kadar kalacakları belli olmayan göçmen/mültecilerin içerisinde yer alan yaşlı ve çocukların dahi hiçbir şekilde önemsenmediği şartlarda, ne yazık ki kadınlar da erkeğin cinsel ihtiyaçlarını dilediği gibi karşılayabileceği bir konumda kullanılmaya itiliyor. Bu noktada erk ve sosyal statü üzerinden de…

Yazar Puanı

Puan - 67%

67%

İnsan kaçakçılığı yapan bir baba-oğulun ilişkisini izlediğimiz Daha, alışkın olduğumuz bir büyüme hikayesinin aksine, kanaya kanaya, kendini yok ede ede var olmanın hikayesi.

Kullanıcı Puanları: 4.54 ( 6 votes)
67

Dünya prömiyerini 52. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde Taş ve Mavi Sessizlik filmleriyle birlikte gerçekleştiren Daha, festivalin büyük ödülü olan Kristal Küre için yarışmıştı. Ardından Türkiye yolculuğuyla adeta ödülden ödüle koşmayı başaran film, 24. Adana Film Festivali’nden Yılmaz Güney Ödülü, Siyad En İyi Film Ödülü, Umut Veren Erkek Oyuncu Ödülü ve Adana Seyirci Ödülü’nü elde etti. Ardından Malatya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’da En İyi Film Ödülü’nü alırken Antalya’da Ulusal Yarışma’nın kaldırılmasına bir tepki olarak İstanbul’da düzenlenen Ulusal Yarışma’dan da En İyi Film Ödülü ile dönmeyi başardı. Daha, henüz ilk yönetmenlik denemesinde arka arkaya önemli başarılara imza atan Onur Saylak’ın gelecek projelerini merakla beklemek için oldukça yeterli bir sebep gibi görünüyor.

Hakan Günday’ın aynı isimli romanından uyarlanan Daha’nın senaryosunda Hakan Günday’ın yanı sıra Onur Saylak ve Doğu Yaşar Akal isimleri de yer alıyor. Genel çerçevede insan kaçakçılığı yapan bir baba-oğulun ilişkisini izlediğimiz Daha, alışkın olduğumuz bir büyüme hikayesinin aksine, kanaya kanaya, kendini yok ede ede var olma hikayesi olarak değerlendirilebilir.

Gaza (Hayat Van Eck), henüz 14 yaşında genç bir erkek olarak babası Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan)’ın yolunu izlemektedir. Ege taraflarında bir sahil kasabasında geçen hikayede, Gaza; yaşadığı yerden uzaklaşıp İstanbul’da liseye gitmenin hayalini kurup bunu bir şekilde babasına kabul ettirmeye çalışırken, Ahad kendi hayatı ve bu hayatın kapsadığı kaçakçılık konusunda baba-oğul ilişkisini ve yalnızlığını kullanarak ciddi bir manipülasyona başvurur. Genellikle “kimseye güvenememek” ve “yalnız kalmak” üzerinden, Gaza’nın babasıyla kurmaya çalıştığı bağın manipüle edilmesi Ahad’ın baskın karakteriyle de bağlantılı olarak okunabilir. Gaza’nın mültecilere yönelik daha insaflı tavrıyla babasının gaddarlığının çatışmasında, insanın karakter gelişimi üzerinde aile ve yaşanılan çevrenin onulmaz etkisini bir kez daha görebilmek için önemli bir fırsat olan Daha, bu bağlamda umutsuz bir söylem barındırmaktan da geri durmuyor ve tam da bu yüzden yılın en çarpıcı Türkiye yapımı filmlerinden biri olarak hafızalarda yerini alıyor.

Daha: İnsan Kaçakçılığında “Kaçırılanın” İnsanlık Olması

Ahmet Mümtaz Taylan, Hayat Van Eck, Tuba Büyüküstün, Uğur Arslan, Turgut Tunçalp, Tankut Yıldız, Kağan Uluca, Lara Aysal, Onur Akgülgil ve Pervin Bağdat gibi isimlerin performanslarını izlediğimiz filmde, oyunculuğun oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkün. Tüm performanslar arasında göze batan ise yalnızca Tuba Büyüküstün’ün güzelliğini vurgulamak için çekilmiş gibi görünen sahnelerin, izleyiciyi hikayeden yer yer koparabilecek düzeyde olması. Suriyeli mültecilerin arasında yer alan Ahra (Tuba Büyüküstün) ve Gaza’nın Ahra’ya duyduğu yakınlık, Gaza’nın mültecilerle özdeşim kurma çabasının doruk noktası olarak karşımıza çıkıyor ancak ciddi anlamda en önemli özdeşimi kurduğu ve mültecilerle uyumaya başladığı bu sürecin ardından yaşadıkları, Gaza’nın Ahad’a dönüşmesinin önündeki en önemli içsel engeli büyük bir yıkıma uğratıyor. Daha’nın kesinlikle en başarılı noktalarından birisi, henüz ilk oyunculuk deneyimi olan Hayat Van Eck’in rolüyle ve Ahmet Mümtaz Taylan’ın karakteriyle yakaladığı uyum.

İnsan kaçakçılığının ne denli korkunç koşullarda yapıldığını ve bu insanların “insan” olduğunu unutma noktasına kadar evrildiğini gözler önüne seren Daha, bir süre sonra mültecilerin yalnızca sayılardan ibaret olarak değerlendirildiğinin altını çiziyor. Bir depoda ne kadar kalacakları belli olmayan göçmen/mültecilerin içerisinde yer alan yaşlı ve çocukların dahi hiçbir şekilde önemsenmediği şartlarda, ne yazık ki kadınlar da erkeğin cinsel ihtiyaçlarını dilediği gibi karşılayabileceği bir konumda kullanılmaya itiliyor. Bu noktada erk ve sosyal statü üzerinden de söylemler geliştiren film, piramidin en altında mülteci kadınların ve çocukların yer aldığını vurguluyor.

Oyunculuk kariyerinin ardından ilk uzun metraj filmini çeken Onur Saylak, sinemaya uyarlamayı seçtiği hikayeden oyuncu tercihlerine kadar başarılı bir yönetmenlik sergiliyor ancak hikaye anlatımı konusunda, daha derin etkiler yaratabilecek mizansen kullanımlarını es geçebiliyor. Bu elbette dramı daha ağdalı bir hale getirmemek için özellikle yapılmış bir tercih olabilir ancak Gaza’nın söylediği rap şarkı, filmin en vurucu etkiye sahip sahnelerinden biriyken ardından gelen sahnelerin, izleyicinin bu etkiyi sindirebileceği bir kurgudan uzak olduğunu ve hatta rap sahnesinin yarattığı etkiyi baltaladığını söylemek mümkün. Feza Çaldıran’ın görüntü yönetmenliğini üstlendiği filmin kurgusu ise Ali Aga’ya ait. İzleyicide derin bir iz bırakabilecek etkiye sahip olan Daha, Onur Saylak’ın gelecek işleri için ise adeta bir teminat niteliğinde.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi