J.G. Ballard’ın aynı isimli romanının (1973) David Cronenberg uyarlaması olan Crash (1996), bir modernite eleştirisi olarak birbirini normalleştiren, değersizleştiren bireyin süper egosundan doğan teknoloji ile alter egosunun dehlizlerinde dolaşan cinselliğin yine bireyin dünyasında meydana gelen çarpışmasının bir imgesi olarak, modern dünyanın mekanikleştirdiği bedenlerden özgürleşebilmenin iki yolu olarak tanımlanabilen seks ve ölümün birbirine geçen sınırlarında yolculuğa çıkan arabaların, önlenemez bir şekilde çarpışmalarının baştan çıkarıcı hazzının sorgulandığı bir anlatı olarak okunabilir.

Klasik bir bakış açısıyla – hatta cybernetic – teknoloji, insan bedeninin yetersizliğinden doğan ve ölümsüzlük saplantısının bir getirisi olarak doğaya, bir nevi kendine meydan okumaya çalışan bireyin ezeli çatışması olarak görülebilir. Cronenberg’in kurguladığı bu modernist dünyada teknoloji temsili olarak arabaları seçmesinin sebebinin; dünya üzerinde belki de modernitenin önem verdiği bütünün güzelliğinin aksine, insan bedenini yok edebilen, parçalayabilen, yaralar açabilen, hızın ve ölüme yaklaşmanın yarattığı cinsel hazzın doruklarına ulaştırabilen, modern insanın yaratımı olduğu halde modern düzeni bozan mekanik bir araç olması düşünülebilir.

Baştan Çıkaran Kadın

Teknolojinin doğayı kontrol altında tutmaya çalışan eril yanıyla, erkeğin kadın rahmini dolayısıyla bedenini kontrol altında tutmaya çalışması arasında benzerlikler görülebilir. Mutlak bir düzen içerisinde ilerleyen teknolojinin/arabaların gideceği yollar, duracağı yerler ve uyacağı kurallar belirlenmiştir. Sıradanlaşan bu ilerleyişte karakterleri baştan çıkaran, bu sıradanlığı bozan ve ona karşı koyan çarpışma anıdır. Baştan çıkarıcı çarpışma imgesi, teknolojinin kontrol altında tutmaya çalıştığı ama onu yıkıp geçebilecek bir güce sahip olan doğaya yani kadına karşılık gelmektedir. Kadının baştan çıkarıcı oluşu erkek üzerinde ölümcül olabilecek etkilere sahiptir, ki zaten efsanevi arzuyu yaratan da budur. “Baştan çıkaran kadın da, erkeğin efsanevi arzusunu hedefler –her iki durumda da söz konusu olan şey, ister zarafete ait olsun, ister arzuya, bu efsanevi gücü bir hiçe dönüştürmektir. Baştan çıkarma, daima belli bir gücün tersinir hale gelmesini ve defedilmesini hedefler. Baştan çıkarma hem yapaylığın hem de fedakarlığın ürünüdür. Ölüm ise her zaman işin içindedir; her zaman ötekinin arzusunu ele geçirmek ve kurban etmek söz konusudur.” Yaşamın bir yüzü hazza bakıyorsa diğer yüzü ölüme bakar düşüncesine karşı Bataille da yaşamın aynı anda hem hazza hem de ölüme bakabileceğini söyler. Cronenberg’in Crash’teki tutumu da bir bakıma bu doğrultuda şekillenir. Baudrillard’a göre kaza yaşamın cinsel organıdır. Bu cinsel organ baştan çıkarıcıdır, ancak aynı zamanda yok edicidir. Baştan çıkaran kadın yok edicidir; ancak onu baştan çıkarıcı yapan da zaten bu yok ediciliğidir.

Crash Filmi Ekseninde Baştan Çıkarma: Ölüm İtkisi ve Haz

Ölüm itkisi, rahmin kapalı ortamında hiçbir çabaya gereksinim duymayan ceninin ait olduğu rahme ve zamana geri dönme dürtüsünün imkansızlığına duyulan düş kırıklığına cevabı olarak açıklanabilir. Ölüm itkisiyle başa çıkabilmek için özne, saldırganlığının bir kısmını annenin de temsil ettiği dış dünyaya yönlendirir. Freud’a göre ölüm itkisi; sonsuzluk, hiçlik ve ölüm için verilen bir mücadelenin etkisidir. “Meta fetişizmi, hiçliğin, öznenin arzusunun gerçeğinin inorganik nesnelerce temsil edilmesi arzusu olduğu ölçüde, hiçlik istencine eşittir.” Kapitalizm nesnelerin kullanım değerinin yerine iki boyutlu ticari değeri koyar; böylece özne arzulanmak için arzular ve bunu da ancak meta fetişizminin iki boyutlu alanını benimseyerek, kendisi bir fetiş nesnesine dönüşerek yapabilir. Aynı şekilde “Gözaldatım, gerçek uzamın bir boyutunu yok eder ve onu baştan çıkarıcı hale getirir.” Ölüm ne kadar hiçliğin özgürlüğüne ve baştan çıkarıcılığına sahipse, cinsellik de bir o kadar ölümdür. Her ölüm düşüncesi içerisinde cinsel haz barındırır. Cronenberg, uyarlamasında haz ve ölümü birleştirmiştir. Ünlü kazaları canlandıran bir grup,  içinde scopophilia da barındıran gösteriler düzenlerler ve bu sayede hem bu kazaları izleyenler hem de tekrar gerçekleştirenler ölüme yaklaşmanın, bütünü bozmanın, yaralanmanın ve tüm bunların birleşiminin hazzını yaşarlar. “Bu birleşme; ölümü, intiharı ve cinayet arzusunu çağrıştırır. Tutkunun belirttiği ölümdür.”

Kadın Korkusu

Feminist bir analizle incelendiğinde, Cronenberg Crash filminde, ataerkil düzenin cinselliğini baskıladığı, bedeninde hak iddia ettiği kadına daha özgür bir yaşam alanı sunar gibidir. Kadın karakterlerin cinselliği yaşayışlarında erkek karakterlerden bir eksiklik ya da fazlalık göze çarpmaz. Çiftlerin birbirine sadakati kadın ya da erkek için değişmez, ilişkileri iyi gitmeyen bir çift birbirlerinden haberdar olarak farklı cinsel partnerler bulabilirler. Kadın herhangi bir şekilde, özgürce yaşadığı cinselliğinden dolayı sorgulanmaz. Kalabalık bir şekilde oturup televizyonda kaza izleyen ve bundan  voyeuristik  haz duyan karakterler kadın/erkek ya da herhangi bir eşleşme gözetmeksizin birbirlerini cinsel olarak uyarabilirler. Aynı şekilde Cronenberg filminde homofobik bir tavır da takınmamıştır. Fakat filmin alt metninde yatan bir kadın korkusu ve bu korkudan doğan bir ötekileştirmenin varlığı da yadsınamayacak biçimde görülmektedir.

Kadının genital bölgesinin gösterilmekten kaçınıldığı ve cinsel birleşmeler esnasında sıklıkla yapılan anal bir odaklanma göze çarpmaktadır. Metal ve beden kombinasyonlarında da arabaların ya da uçakların kadın kalçasının kavisleriyle eşleşen bölümlerinin seçildiği söylenebilir. Kadını – cinsel yönelimleri dışında – biyolojik açıdan kadın olarak tanımlayan cinsel organın gösterilmekten kaçınılması, gösterildiği sahnelerde erkek tarafından öfke içeren bir şiddete maruz bırakılması, kadının vigana dentata tabanlı öfke duyularak ötekileştirilmesinin bir kanıtı olarak görülebilir.

Erkeğin vajinadan kaçışına bir örnek olarak yarayı penetre etme sahnesi incelenebilir. Bütünlüğü bozulana, yaraya dolayısıyla ölüme duyulan hazzın yanında erkeğin, tanımlayamadığı kendine yabancı olan vajinadan kaçma dürtüsüyle, bacağında derin bir yarık bulunan kadının bacağıyla cinsel birleşme yaşaması, kastre edilme/vajina/kadın korkusunun önemli örneklerinden biridir.

Ballard ve Cronenberg’in alter egosu olarak yorumlanabilecek olan Vaughan karakteri, ana karakterin haricinde anlatının merkezinde konumlanır. Modern düzen içerisinde yaşayan bireyleri, mekaniğin ve ölümün hazzıyla tanıştıran yalnızca kazalara duyduğu hayranlıkla bir cyborg olarak tanımlanabilecek olan Vaughan karakteri, sınırları aşar, parçalar, yerle bir eder, haz duyar, orgazm olur, şiddet uygular, vücudunda ve yüzünde yaralar taşır, bozuk ve kusurluya arzu duyar. Vaughan aslında modernitenin, dinin ve toplumsal normların baskılamaya çalıştığı, sıkışıp kalmış bireylerin iç dünyasının temsili olarak okunabilir; ancak bu iç dünya tasviri de eril bir iç dünya olmaktan öteye gidememiştir.

Kapitalizmin getirisi olan modern eril toplumun bir eleştirisi olan Crash; bunu yine eril normlar içerisinde yapmaktan çok da öteye gidememiş, kadını baştan çıkarıcı, haz duyulan ve gözetlenen olarak tanımlamaktan öteye gidememiş, modernitenin yarattığı arabaların içinde bir çarpışmaya sebep olabilse de bedenleri özgürleştiremeyip yine o arabanın içinde sıkışıp kalmıştır.

Referanslar:

  1. Baudrillard, Baştan Çıkarma Üzerine (2001) Çev: Ayşegül Sönmezay Ayrıntı Yayınları
  2. Freud, Cinsiyet Üzerine Üç Deneme (1962) Çev: Ali Avni Öneş
  3. Bataille, Erotizm (2006) Çev: Bora Akad AB Kitapçılık

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi