Büyük usta Werner Herzog’un yeni filmi 2009 yılından beri süren bekleyişimize son veren Çöl Kraliçesi oldu. Bu hafta sonu gösterime girecek ve başrollerinde Nicole Kidman, James Franco ve Robert Pattinson gibi isimleri izleyeceğimiz film bir gerçek hayat hikâyesi, ayak bastığı toprakların kaderini çizmiş güçlü bir kadının, Gertrude Bell’in başından geçenlerin beyazperdeye yansıması.

1800’lerin sonunda doğan Gertrude Bell varlıklı ve asil bir ailenin kızı. Oxford’da tarih okuyan ilk kadın olma unvanına sahip, üstelik dereceyle mezun olmuş. Arap yarımadasına, Ortadoğu’ya pek meraklı, şiir okuyor, araştırıyor, öğreniyor. Ancak ne kadar da yaşadığı dönemin çok ilerisinde bir kadın olsa da, ailesi ondan varlıklı bir adamla evlenip evinin kadını olmasını bekliyor. Bunu yapamayacağından emin olan Gertrude babasına o kadar çok ısrar ediyor ki en sonunda kendini Tahran’da buluyor. Teyzesi İran büyükelçisiyle evli ve bu Gertrude’a çok ilgisini çeken doğuya adım atma şansı sağlıyor. Hikâyenin geri kalanı Gertrude’un oralardan hiç kopamaması, çölün büyüsüne kapılıp hemen bütün Ortadoğu’yu dolaşmasını anlatıyor. Tahran’da âşık olan ancak mutluluğu kaybeden kadın birkaç senelik inzivanın ardından ailesinin ve İngiliz yetkililerinin itirazlarına rağmen “ben çöle gidiyorum, Bedeviler’in peşine düşüyorum.” diyor. Bilgisi, görgüsü, öğrenme hırsı ve güçlü duruşuyla erkeklerin dünyasında kendine yer açan bir kadının peşinden gidiyoruz bizler de seyirciler olarak. Kimsenin girmeye cesaret edemediği, erkekleri bile ürküten yolculuklara gözünü kırpmadan atılırken bir yandan hep notlar çıkarıyor, gittiği yerlerin haritalarını çiziyor. Ajanlıkla suçlanıyor, bu yüzden hayatı tehlikeye giriyor hatta. Aslında İngiliz hükümeti tarafından resmen ajanlık da teklif ediliyor kendisine. Gertrude ise özgür ruhunu kimsenin dizginleyemeyeceğini, kimseye hesap vermek istemediğini, gezilerini hep bilim adına ve kendisi için yaptığını söylüyor. Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte öğrendiği şeyleri imparatorluğu için kullanmaya karar verince tarihe sınırları çizen ve kralları tayin eden kadın olarak geçmesi kaçınılmaz oluyor.

Yazının buraya kadar ki kısmını okuyanlar sürprizbozan var sanabilir. Ancak bu anlattıklarımın hepsi filmin fragmanında zaten mevcut. Üstelik dünya tarihi hakkında biraz da fikrimiz varsa filmde olup bitenlerin hepsini biliyoruz demektir zaten. Hatta filmin başında savaştan sonra dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl paylaşacaklarını tartışan egemenlerin konuşmaları, topraklarımızı ve komşu ülkeleri nasıl ve kimler arasında paylaştırmaları gerektiğini konuşurken bu konuşma 2016’da yapılsaydı yine aynı şeyleri duyardık demekten kendini alamıyor insan.

Film usta bir yönetmenin elinden çıktığını belli edercesine çok başarılı bir görselliğe, sinematografiye, şiirsel bir anlatıma sahip. Başta Nicole Kidman olmak üzere oyunculuklar gayet başarılı. Epik bir stüdyo filmi olmak için gereken tüm malzeme var aslında elimizde. Ancak Gertrude Bell’in hayat hikâyesini anlatırken episodik bir anlatım tercih eden yönetmen bu bölümlerin arasındaki bağı tam olarak kuramayınca bölük pörçük bir film izliyoruz. Kahramanımızın hayatına giren erkekler ve yaptığı yolculuklarla şekillenen bu dramatik yapı aradaki bağlar sağlam temellendirilmediği için bir noktadan sonra çöküyor ve filmin süresi de uzunca olduğu için seyirciyi yorar hale geliyor. Ben kendi adıma Gertrude’un bu yollara düşmesinin, çöllere olan aşkının sebebinin düzgünce anlatılmadığını ve altının boş kaldığını hissettim. Özgürlüğünden ödün vermeyen asi bir ruhun nasıl ehlileşip siyasete atıldığını ise hiç anlayamadım. Herzog sadece güzel görüntüleri yakalamak da değil bunları anlatmakta da usta bir yönetmen olduğu için hayal kırıklığına uğramam kaçınılmaz oldu.

Doğuya batılıların gözüyle bakan, fazlasıyla oryantalist ve romantik bir film var karşımızda. Gertrude Bell’in yaşamı böyle olduğu içindir belki de, bilemeyiz. Üstelik kendi penceremizden ve ülke tarihimizden bakınca can sıkıcı detaylarla dolu olduğunu düşünebiliriz filmin. Yine de çok üzerinde durmadan izleyince yakın tarihi hatırlamak için hafıza tazeleyici, etkileyici görselliği, müziği ve oyunculuklarıyla şans verilmeyi hak eden bir film… Çöller gerçekten de merak ve hayranlık uyandıran büyüleyici yerler. Kendimiz gidemesek de perdede izlemek keyifli olabilir.

İyi seyirler.

Büyük usta Werner Herzog’un yeni filmi 2009 yılından beri süren bekleyişimize son veren Çöl Kraliçesi oldu. Bu hafta sonu gösterime girecek ve başrollerinde Nicole Kidman, James Franco ve Robert Pattinson gibi isimleri izleyeceğimiz film bir gerçek hayat hikâyesi, ayak bastığı toprakların kaderini çizmiş güçlü bir kadının, Gertrude Bell’in başından geçenlerin beyazperdeye yansıması. 1800’lerin sonunda doğan Gertrude Bell varlıklı ve asil bir ailenin kızı. Oxford’da tarih okuyan ilk kadın olma unvanına sahip, üstelik dereceyle mezun olmuş. Arap yarımadasına, Ortadoğu'ya pek meraklı, şiir okuyor, araştırıyor, öğreniyor. Ancak ne kadar da yaşadığı dönemin çok ilerisinde bir kadın olsa da, ailesi ondan varlıklı bir adamla evlenip evinin kadını olmasını bekliyor. Bunu yapamayacağından emin olan Gertrude babasına o kadar çok ısrar ediyor ki en sonunda kendini Tahran’da buluyor. Teyzesi İran büyükelçisiyle evli ve bu Gertrude’a çok ilgisini çeken doğuya adım atma şansı sağlıyor. Hikâyenin geri kalanı Gertrude’un oralardan hiç kopamaması, çölün büyüsüne kapılıp hemen bütün Ortadoğu'yu dolaşmasını anlatıyor. Tahran’da âşık olan ancak mutluluğu kaybeden kadın birkaç senelik inzivanın ardından ailesinin ve İngiliz yetkililerinin itirazlarına rağmen “ben çöle gidiyorum, Bedeviler’in peşine düşüyorum.” diyor. Bilgisi, görgüsü, öğrenme hırsı ve güçlü duruşuyla erkeklerin dünyasında kendine yer açan bir kadının peşinden gidiyoruz bizler de seyirciler olarak. Kimsenin girmeye cesaret edemediği, erkekleri bile ürküten yolculuklara gözünü kırpmadan atılırken bir yandan hep notlar çıkarıyor, gittiği yerlerin haritalarını çiziyor. Ajanlıkla suçlanıyor, bu yüzden hayatı tehlikeye giriyor hatta. Aslında İngiliz hükümeti tarafından resmen ajanlık da teklif ediliyor kendisine. Gertrude ise özgür ruhunu kimsenin dizginleyemeyeceğini, kimseye hesap vermek istemediğini, gezilerini hep bilim adına ve kendisi için yaptığını söylüyor. Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte öğrendiği şeyleri imparatorluğu için kullanmaya karar verince tarihe sınırları çizen ve kralları tayin eden kadın olarak geçmesi kaçınılmaz oluyor. Yazının buraya kadar ki kısmını okuyanlar sürprizbozan var sanabilir. Ancak bu anlattıklarımın hepsi filmin fragmanında zaten mevcut. Üstelik dünya tarihi hakkında biraz da fikrimiz varsa filmde olup bitenlerin hepsini biliyoruz demektir zaten. Hatta filmin başında savaştan sonra dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl paylaşacaklarını tartışan egemenlerin konuşmaları, topraklarımızı ve komşu ülkeleri nasıl ve kimler arasında paylaştırmaları gerektiğini konuşurken bu konuşma 2016’da yapılsaydı yine aynı şeyleri duyardık demekten kendini alamıyor insan. Film usta bir yönetmenin elinden çıktığını belli edercesine çok başarılı bir görselliğe, sinematografiye, şiirsel bir anlatıma sahip. Başta Nicole Kidman olmak üzere oyunculuklar gayet başarılı. Epik bir stüdyo filmi olmak için gereken tüm malzeme var aslında elimizde. Ancak Gertrude Bell’in hayat hikâyesini anlatırken episodik bir anlatım tercih eden yönetmen bu bölümlerin arasındaki bağı tam olarak kuramayınca bölük pörçük bir film izliyoruz. Kahramanımızın hayatına giren erkekler ve yaptığı yolculuklarla şekillenen bu dramatik yapı aradaki bağlar sağlam temellendirilmediği için bir noktadan sonra çöküyor ve filmin süresi de uzunca olduğu için seyirciyi yorar hale geliyor. Ben kendi adıma Gertrude’un bu yollara düşmesinin, çöllere olan aşkının sebebinin düzgünce anlatılmadığını ve altının boş kaldığını hissettim. Özgürlüğünden ödün vermeyen asi bir ruhun nasıl ehlileşip siyasete atıldığını ise hiç anlayamadım. Herzog sadece güzel görüntüleri yakalamak da değil bunları anlatmakta da usta bir yönetmen olduğu için hayal kırıklığına uğramam kaçınılmaz oldu. Doğuya batılıların gözüyle bakan, fazlasıyla oryantalist ve romantik bir film var…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Çöl Kraliçesi , ayak bastığı toprakların kaderini çizmiş güçlü bir kadının, Gertrude Bell’in başından geçenlerin beyaz perdeye yansıması.Doğuya batılıların gözüyle bakan, fazlasıyla oryantalist ve romantik bir film var karşımızda.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi