“Her X bir Y’dir ama her Y bir X değildir” önermesi, hayatta sıklıkla kullandığımız bir formül. İşin sinema boyutuna geldiğimizde aynı önermeyi şu şekilde uyarlayabiliriz: “Her film bir fikirden doğar ama her fikirden bir film çıkmayabilir.” Richard Linklater’ın !fistanbul’da büyük coşkuyla karşılandıktan sonra Filmekimi’nde yeniden görücüye çıkan filmi Çocukluk – Boyhood, yapım hikayesi ile tam bir “fikirden yola çıkan film”. Peki iyi bir film mi?

Öncelikle Boyhood’un 13 yıla yayılan bir yapım sürecine sahip olduğunu ve ana karakterlerin aynı oyunculardan oluştuğunu belirtmek lazım. Yani merkezine Mason karakterini yerleştiren hikaye, onun 5 yaşından 18 yaşına kadar geçirdiği zamanı ele alırken filmde yer alan tüm oyuncuların yıllar içerisinde geçirdikleri değişimlere de tanık oluyoruz. Bu değişimler doğal olarak fiziksel özelliklere yansıdığı gibi anlatının gelişmesi üzerinden karakterlere de yansıyor. En çok hayranlık uyandıran kısmın bu yapım süreci olduğunu söylemek lazım. 13 yıl içerisine bölünmüş 45 günde çekilmiş olsa da Boyhood, seyirciye bu değişimi neredeyse hissettirmiyor. Karakterlerine delicesine bağlandığı anlaşılan yönetmenin, aynı oyuncularla çalışmaya yönelik tavrının başarıya ulaştığını kabul etmek lazım. “Farklı oyuncularla çalışılsa ne olurdu?” sorusunu sordurmayacak derecede başarılı performanslarla karşılaşmamız ile (özellikle Ellar Coltrane ile Ethan Hawke) film, bir süreci ele almasına karşın bütünlüğünü kaybetmiyor.

Yapım sürecini bir kenara bıraktığımızda ve hatta yok saydığımızda ise pozitif yönlerin oldukça ağırlıkta olduğu söylenebilir. Film, Millenials olarak bilinen ve 1980’lerden erken 2000’lere kadar olan süreçte doğanları kapsayan nesli Mason özelinde ele alırken, ister istemez değişim çağının yansımalarını perdede görüyoruz. Teknolojik değişimlere video oyunları ve iletişim araçları üzerinden tanık oluyoruz. Yaşatılan nostalji duygusu o kadar kuvvetli ki sanki elli yıllık bir süreci izlediğimizi düşünürken aslında bu değişimlerin son on yılda olduğunu anlamak bir kez daha şaşırtıyor. Kendi özelimde yılları, çıkan albümlerle özdeşleştirmiş bir insan olarak Coldplay, The Hives, Arcade Fire, Foster The People gibi grupların şarkılarının sadece bahsettiğim nostalji duygusunu yansıtmadığını; aynı zamanda filmin zaman çizgisini başarıyla oluşturduğunu söyleyebilirim. Müzikler bazen sahnelerin ana elemanıyken bazen arka planda yer alarak devamlılığa katkıda bulunuyor.

İşin hikaye anlatma kısmında bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor. Örneğin oldukça fazla karakterin filme girip çıkması, bazılarının işlevsizliği sorun olarak öne sürülebilir. Bu noktada yönetmenin yer yer Amerikan filmlerinde rastladığımız klişelere düşme tehlikesi geçirdiği de söylenebilir (Kutsal ailenin çöküşü, kabadayı liseliler, country manzaraları vb). Fakat bunu bir ölçüde dengeleyen şey, Linklater’ın bize oldukça sade bir anlatı sunması. Boyhood, krizlerin ve çatışmaların filmi değil. İzleyiciyi doyuma ulaştıran bir hikaye yerine inişler ve çıkışlarla dolu; fakat hiçbiri diğerinin önüne geçmeyen kesitlerle karşımıza çıkıyor. Karakterleri üzerinden dünya düzenini, dini, eğitim sistemini, aileyi ve büyük resimde Amerika’yı sorguluyor fakat büyük laflar etmiyor ya da onlara bir misyon yüklemiyor. Bazen bir belgesel film mesafesinde bazense bir reality show izlediğimizi düşündürecek ölçüde nesnel kamera kullanımına başvuruyor. Bu noktada aklıma Truman Show’un geldiğini söylemeliyim. Filmde Truman’ın içinde büyüdüğü şovdan kaçma mücadelesini izleriz ama izleyiciler, on yıllar boyunca Truman’ın günlük ve sıradan yaşamını izlemişlerdir. Biz de aslında Mason ve çevresindekilerin günlük yaşamlarına yıllar boyunca tanık olurken onlarla bağ kurmayı başarıyoruz.

“Sen anı yakalamazsın, an seni yakalar” cümlesinin hakkını veren Boyhood, 162 dakikalık süresine 13 yılı sığdırırken gösterişten uzak durarak ve aile albümüne bakıyormuşçasına samimi bir hava oluşturarak ayakları üstünde durmayı başarıyor.

“Her X bir Y’dir ama her Y bir X değildir” önermesi, hayatta sıklıkla kullandığımız bir formül. İşin sinema boyutuna geldiğimizde aynı önermeyi şu şekilde uyarlayabiliriz: “Her film bir fikirden doğar ama her fikirden bir film çıkmayabilir.” Richard Linklater’ın !fistanbul’da büyük coşkuyla karşılandıktan sonra Filmekimi’nde yeniden görücüye çıkan filmi Çocukluk - Boyhood, yapım hikayesi ile tam bir “fikirden yola çıkan film”. Peki iyi bir film mi? Öncelikle Boyhood’un 13 yıla yayılan bir yapım sürecine sahip olduğunu ve ana karakterlerin aynı oyunculardan oluştuğunu belirtmek lazım. Yani merkezine Mason karakterini yerleştiren hikaye, onun 5 yaşından 18 yaşına kadar geçirdiği zamanı ele alırken filmde yer alan tüm oyuncuların yıllar içerisinde geçirdikleri değişimlere de tanık oluyoruz. Bu değişimler doğal olarak fiziksel özelliklere yansıdığı gibi anlatının gelişmesi üzerinden karakterlere de yansıyor. En çok hayranlık uyandıran kısmın bu yapım süreci olduğunu söylemek lazım. 13 yıl içerisine bölünmüş 45 günde çekilmiş olsa da Boyhood, seyirciye bu değişimi neredeyse hissettirmiyor. Karakterlerine delicesine bağlandığı anlaşılan yönetmenin, aynı oyuncularla çalışmaya yönelik tavrının başarıya ulaştığını kabul etmek lazım. “Farklı oyuncularla çalışılsa ne olurdu?” sorusunu sordurmayacak derecede başarılı performanslarla karşılaşmamız ile (özellikle Ellar Coltrane ile Ethan Hawke) film, bir süreci ele almasına karşın bütünlüğünü kaybetmiyor. Yapım sürecini bir kenara bıraktığımızda ve hatta yok saydığımızda ise pozitif yönlerin oldukça ağırlıkta olduğu söylenebilir. Film, Millenials olarak bilinen ve 1980’lerden erken 2000’lere kadar olan süreçte doğanları kapsayan nesli Mason özelinde ele alırken, ister istemez değişim çağının yansımalarını perdede görüyoruz. Teknolojik değişimlere video oyunları ve iletişim araçları üzerinden tanık oluyoruz. Yaşatılan nostalji duygusu o kadar kuvvetli ki sanki elli yıllık bir süreci izlediğimizi düşünürken aslında bu değişimlerin son on yılda olduğunu anlamak bir kez daha şaşırtıyor. Kendi özelimde yılları, çıkan albümlerle özdeşleştirmiş bir insan olarak Coldplay, The Hives, Arcade Fire, Foster The People gibi grupların şarkılarının sadece bahsettiğim nostalji duygusunu yansıtmadığını; aynı zamanda filmin zaman çizgisini başarıyla oluşturduğunu söyleyebilirim. Müzikler bazen sahnelerin ana elemanıyken bazen arka planda yer alarak devamlılığa katkıda bulunuyor. İşin hikaye anlatma kısmında bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor. Örneğin oldukça fazla karakterin filme girip çıkması, bazılarının işlevsizliği sorun olarak öne sürülebilir. Bu noktada yönetmenin yer yer Amerikan filmlerinde rastladığımız klişelere düşme tehlikesi geçirdiği de söylenebilir (Kutsal ailenin çöküşü, kabadayı liseliler, country manzaraları vb). Fakat bunu bir ölçüde dengeleyen şey, Linklater’ın bize oldukça sade bir anlatı sunması. Boyhood, krizlerin ve çatışmaların filmi değil. İzleyiciyi doyuma ulaştıran bir hikaye yerine inişler ve çıkışlarla dolu; fakat hiçbiri diğerinin önüne geçmeyen kesitlerle karşımıza çıkıyor. Karakterleri üzerinden dünya düzenini, dini, eğitim sistemini, aileyi ve büyük resimde Amerika’yı sorguluyor fakat büyük laflar etmiyor ya da onlara bir misyon yüklemiyor. Bazen bir belgesel film mesafesinde bazense bir reality show izlediğimizi düşündürecek ölçüde nesnel kamera kullanımına başvuruyor. Bu noktada aklıma Truman Show’un geldiğini söylemeliyim. Filmde Truman’ın içinde büyüdüğü şovdan kaçma mücadelesini izleriz ama izleyiciler, on yıllar boyunca Truman’ın günlük ve sıradan yaşamını izlemişlerdir. Biz de aslında Mason ve çevresindekilerin günlük yaşamlarına yıllar boyunca tanık olurken onlarla bağ kurmayı başarıyoruz. “Sen anı yakalamazsın, an seni yakalar” cümlesinin hakkını veren Boyhood, 162 dakikalık süresine 13 yılı sığdırırken gösterişten uzak durarak ve aile albümüne bakıyormuşçasına samimi bir…

Yazar Puanı

Puan - 82%

82%

“Sen anı yakalamazsın, an seni yakalar” cümlesinin hakkını veren Boyhood, 162 dakikalık süresine 13 yılı sığdırırken gösterişten uzak durarak ve aile albümüne bakıyormuşçasına samimi bir hava oluşturarak ayakları üstünde durmayı başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.07 ( 9 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi