Çocuklar inanın! İnanın çocuklar…

Çocuklar inanın! İnanın çocuklar…


Çocuklar inanın! İnanın çocuklar…
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler…

Bir ülkenin türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür, demişler. Çocukluk hayalimdi; tüm insanların omuz omuza türküler söylemesi… Gördüm, onlarlaydım. Müthiş bir tablonun bir parçası olmuştum. Kuğulu’da da, Gezi’de de omuz omuza söylendi türküler… Türkülerimiz. Bize kim olduğumuzu, aslında nasıl da ‘bir’ olduğumuzu hatırlatan değerlerimiz.

Nicelerinin dilinden duyduğumuz bir Nazım Hikmet şiirinin dizeleriyle başlamak istedim. Öyle umut dolu, öyle sevgi yüklü, doludizgin kelimeler ki bunlar; kin kusanlara en güzel cevap bana kalırsa. Susmayın, çıkın meydanlara. Söyleyin türkülerinizi. Korkup kederlere salmayın şairlerinizi. Öğrensin çocuklar. Herkes bilsin; güçlünün değil haklının yanında… Tutsaklığın değil özgürlüğün yolunda… Parayla değil irademizle yürüyeceğiz. Ve yine herkes bilsin ki; güzel günler bize gelmeyecek biz o günlere gideceğiz.

Ne oyuna ne galeyana gelmeden, bir sinemacı olarak, atacağım her adım bundan sonrası için ‘gördüğümü anlatmak’ olacak. Acısıyla, tatlısıyla… Tarafım ve evrensel duruşumdur: hakkını savunurken kurşunlara hedef olan nicelerinin yanında kalacağım. Onların kaşı, gözü, dili olacağım. Ne gördüysem yazacağım kağıtlara. Ve uçup yok olmadan o kağıtlar doğru zaman, doğru mekan ve en çok da doğru insanlara bir tarih(f) sunacağım.

Dönelim bugüne, gündeme. Yeri geldi çapulcu olduk yeri geldi ayyaş. Camilerde içki içtiğimiz, sözüm ona salt onun camisine ayakkabıyla girdiğimiz iftiralarına maruz kaldık. Birimiz vurulduk, meydanlarda on bin olduk. Kimyasalı sıkacak boşluk bulamadılar, yeri geldi ‘hedef tahtası’ olduk. Dövüldük, sövüldük, hırpalandık… Yaralandık ve kimimiz öldük. Gözlerimiz yaşardı ama bu kez gazdan değildi, haklıydık susturulmaya çalışıldık. Oradaydık, tüm yalanlarına inanamayarak maruz kaldık. Sözüm ona ‘demokratların’ şiddetiyle, olağanüstü güç ve gövde gösterisiyle dağıtılmaya çalışıldık. İçimize kadar girdiler, bölünmemizi istiyorlardı. Müthiş bir tehdittik onlar için. Sömürüldük.

Vatandaş TV kanallarında bir yandan penguen belgeseli izliyor öte yandan kim ne giymiş, kim ne kazanmış, adadan bugün kim ayrılıyor’muşların cevabını arıyorken; tüm dünya basını ve sosyal ağ bir dönemin kapandığını müjdeliyor, akıllara ‘bu dönemeci geçtikten sonra neler olacak’ sorusunu getiriyordu.

Çok zor günler geçirdik, geçirmeye devam ediyoruz. En başından beri direndik ve uğruna direndiklerimiz küçümsendikçe direnişlerimiz arttı. Kundaktaki bebek de bizimleydi, gazi dedelerimiz de. Basınçlı suyla yıldırılmaya çalışıldı yürüme engelli kardeşlerimiz. Tek suçumuz düşünmekti. Bir an için açtık gözlerimizi, uyandık ve bir dakika kadar bile düşünmek yetti. Geriye ne kaldıysa elimizden almaya çalıştıkları onu korumanın peşine düştük artık, bu biline. Silahımız şiddet ve öfke olmadığı için bunlarla durdurulacak değiliz. Bir elimizde kitap, bir elimizde kalem; aydınlık günlere sanat ve bilimle gireceğiz. Ata’m izindeyiz!

Yorum yazın