Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 832 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Biyografik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/biyografik/ ) )
Cockfighter
1974 - Monte Hellman
83
Senaryo Charles Willeford, Charles Willeford
Oyuncular Warren Oates, Richard B. Shull, Harry Dean Stanton

Cockfighter

Western sinemasını Spagetti kültüründen farklı bir yere taşıyan sinemacılardan biri olan Monte Hellman’ın kariyeri 1960’larda gelişen ve 1970’lere gelindiğinde olgunlaşmış bir hal alan türden. En üretken zamanları olan 1970’li yıllar boyunca belirgin bir biçimde yönetim tarzını ortaya koyarak hatırı sayılır bir yer edinmiş Amerikan sinemasında. Bunu yaparken western kültüründen biraz sıyrılıp daha farklı coğrafyalara açılmayı tercih ediyor. Genellikle güneye kayan ve daha farklı alışkanlıklara ve değer yargılarına sahip bir alanda filmlerini yaratıp, karakterlerini işliyor. Tabii ki Spagetti Western’lerin tür içerisindeki mutlak hakimiyeti böyle alternatifleri biraz geri plana itiyor ister istemez.

Cockfigther, Charles Willeford’un aynı adlı kitabından uyarlanmış bir Monte Hellman filmi. Adından da anlaşılacağı gibi filmimiz horozları eğitip dövüştüren bir adamın, Frank’in hikayesinin anlatıyor. En iyi olma yolunda ilerleyen Frank, kendinden çok fazla emin ve çok hırslı bir adam. Bulunduğu konuma ve saygınlığa bu özellikleri sayesinde erişmiş olan Frank, bu özelliklerini tamamlayan ve kendisini oluşturan kötü taraflarının kurbanı oluyor.

Film oldukça kapalı bir kutu olarak başlıyor. İlk birkaç sahnede ne olduğunu anlayabilmek pek güç. Fakat hikaye biraz ilerlediğinde aslında bir başlangıca şahit olduğumuzu fark ediyoruz. Bu farkındalığın ardından bütün olan bitenin sebebini küçük bir geri dönüşle açıklıyor yönetmenimiz. Frank kendisini en iyi dövüşçü horozu eğitmeni olarak tanımlıyor. Sadece bölgenin ya da ülkenin değil, bütün dünyanın. En yakın arkadaşlarından biri olan Jack ise bu durumdan iyice sıkıldığından Frank’e meydan okuyor. Bahse tutuşan bu iki arkadaşın horozlarının mücadelesinden sonra kaybeden taraf Frank oluyor. Bu yenilginin ardından Jack, Frank’in hatalarını yüzüne vurmaya başlıyor. Böylece hayatının ve “kariyerinin” ilk kısmı sona eriyor. Bundan sonra ağzını bile açmayan ayık bir adam olarak gezmeye karar veriyor. Aradan altı ay geçtikten sonra ise bıraktığı yerden devam edip daha da yukarılara çıkabilmek adına şehrine geri dönüyor. Frank’i filmin en başında gördüğümüz yerde tam olarak burası, geride bıraktığı hayatına doğru direksiyon kırarken.

Bundan sonra her şeyi doğru yapmayı isteyen bir adam olarak daha dikkatli davranmaya karar veriyor. Ailesi, eski rakipleri ve hatta terk edip gittiği sevgilisi Frances bile onu oldukça sıcak karşılıyor. Fakat Frank’in asıl önemsediği nokta, kendisini ispatlamak zorunda hissettiği rakipleri ve tatmin etmek zorunda olduğu arzuları. Bunun için sürekli dövüşlere katılıyor, kendini test ediyor. Birkaç küçük yenilgi alsa da en sonunda kendi yerini sağlamlaştırmayı başarıyor. Bölgenin en iyi yetiştirici unvanını alır almaz bu sefer Frances; Frank tarafından döndükten sonra bile terk edilen sevgilisi, Frank’i terk ediyor. Filmin son sahnesi olan ayrılıkları sırasında herkes tarafından normal karşılanan bir durumun önemini ilk defa Frances vurguluyor. Frank’in yapmaktan ve bu konuda övünmekten gurur duyduğu “işi” olan horoz dövüştürmenin ne kadar aşağı bir uğraş olduğunu ve ne kadar yanlış olduğunu yüzüne haykırıyor. Elbette bütün meslektaşları tarafından henüz onurlandırılmış bir adam için bu sözler tamamen önemsiz kalıyor.

Cockfighter, bir adamın hırsları ve en iyi olma arzusunu işlemenin yanı sıra, bunu yapmak için durduğu noktayla da önemli bir tutum sergiliyor. Dönemin Louisiana’sının kanun açıklıkları sayesinde devam ettirdikleri horoz dövüşü, sektörü ahlaki ve etik açıdan insan komününü sorguluyor. Bu işle uğraşan ya da uğraşmayan herkesin baştan kabullendiği ve dolayısıyla değiştirme gereği duymadığı bu rutin iş ve para kapısının içeriden nasıl göründüğünü aktarmaya çalışıyor. Yönetmenimiz Hellman bunu yapmak için çok başarılı yakın plan çekimlerini kullanıyor. Bu yakın çekimleri, ağır çekimler ile destekleyerek muhteşem görüntüler ortaya çıkarıyor ki, dövüşlerdeki vahşeti ve barbarlığı oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor.

Her bir horoz, eğitimcilerinin bilinç altlarını temsil eder nitelikte. İktidarlarını kurmak ve sürdürebilmek adına kan revan içinde dövüşen bilinç altları. Aynı zamanda bilinç altları, egoların da en önemli besleyicileri olarak da filmin gidişatına yön veriyor. Horozların iktidar için ve çevredeki tek, yegane erkek olmak için kullandıkları içgüdüleri bu tarz dövüşlerin temelini oluşturuyor zaten. Bu bağlamda bakıldığında bu tanımlama Frank’in durumuyla tam olarak örtüşüyor. Kendisini konuşmama konusunda bile kısıtlaması ve kalın duvarlar ardına saklanmasının ardında iktidara ulaşmak üzere kendini motive etme çabası yatıyor. Bu motivasyonu filmin sonunda Frances’in serzenişiyle ortadan kalkıyor. Çünkü Frank o andan itibaren artık başka bir konuda motivasyona ihtiyaç duyuyor, sevdiği kadının hep yanında olması. Egosunu henüz doyasıya beslemiş bir adamın yüzüne vurulan bu serzeniş ve kızgınlık dolu cümleler Frank için yepyeni bir motivasyon yaratıyor ve artık kendi sınırlarını ortadan kaldırıyor. “Beni seviyor” cümlesi dökülüyor ağzından.

Charles Willeford’un kitabını kendi sinemasının gücü ve yeteneğiyle oldukça olgun bir biçimde yoğuran Monte Hellman, toplumun normlarından sunduğu kesitle bir bakış atıyor. Bunun ardına ise derin bir portre çiziyor. Yirminci yüzyılın Amerikan sineması açısından bir soluk olmuş olan Hellman ve filmleri arasında Cockfighter’in özel bir yeri bulunuyor. Westernlerin etkisiyle bütün dünyaya hitap edebilen sinemanın gizli hazinelerinden bir tanesi aynı zamanda.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol