Doktorunuzdan ölümcül bir hastalığa yakalanıp yakalanmadığınız hakkında bilgi almak için bekliyor olsaydınız ne yapardınız? Zaman mefhumunuz herhangi bir değişim geçirir miydi? Ya da zamanı yavaşlatmak için elinizden geleni yapar mıydınız, yoksa her şeyi akışına mı bırakırdınız?

Bu noktada Fransız filozof Henri Bergson’un kendinden önceki filozoflardan ayrılan ve bu bağlamda hem Fransız Yeni Dalga hareketine hem de 68 sonrası dönüşmeye başlayan sosyal bilim disiplinlerine ilham veren kavramı ‘süre’ye bakmakta yarar var. İki çeşit zaman olduğunu ifade eden Bergson’a göre, dış dünyaya ait olan, ölçülebilen zaman “homojen” zamandır. İnsanın içsel yaşantısına, bilince özgü olan zaman ise süre’dir yani “heterojen” zamandır. Gerçek zaman olarak kavranan heterojen zaman, somut süre’dir. Homojen zaman ise, gerçek sürenin sembolik bir ifadesidir. Bergson’a göre, bilimin icat ettiği saat sadece mekândaki zamanı ölçer, oysa gerçek süre geçmişin sürekli olarak şimdiki an’a katılmasıdır. Bu anlamda zaman sadece şimdi’de ölçülemez çünkü şimdi geçmiş ve hatta gelecekten bağımsız değildir; onlarla bir aradadır. Bergson kendi dönemine kadar gelen diğer zaman anlayışlarından farklı olarak; ölçülmeyen, kişinin iç deneyimi olarak nitelendirebileceğimiz, yani yaşantı sonucu ortaya çıkan zaman anlayışı görüsünü ortaya koyar. Bu süre’yi ise sezgi aracılığıyla kavrarız. Bu anlamda özne-nesne arasındaki karşıtlığı bozuma uğratan Bergson, nesnelerle doğrudan iletişim kuran bir bilgi türünü açığa çıkarır. Bu durum ise olayların akışına ve oluşa imkan sağlayarak çokluk rejimini özgür kılar.

Fransız Yeni Dalga akımının tek kadın yönetmeni ve günümüz itibariyle babaannesi olarak sayılan Agnes Varda’nın özgün anlatıları; Jean-Luc Godard ve François Truffaut gibi entelektüel erkek grubundan oluşan bu sinefil hareketinin yerleşik film tarihi ve estetiği ile ilgili takıntısına karşı yumuşatıcı ve taze bir alternatif olarak görülüyordu. 1961’de ikinci uzun metrajlı filmi ile ölümcül hastalığı olan bir şarkıcının iki saatini anlatan Varda bu filmde, ölçülebilir zaman ile hissedilen ‘heterojen’ zaman arasındaki fark üzerine söylemler geliştirir. Film boyunca Cléo Victoire’ı (Corinne Marchand) takip eden Varda, kanser olup olmadığını ortaya koyacak bir tıbbi testin sonuçlarını bekleyen karakterini gözlemler. Cléo, oldukça güzel, kendinden emin Parisli bir pop yıldızıdır ve günün öğlen 5 ile 7 saatleri arasını günlük aktivitelerine ayırır. Filmin 90 dakikalık süresi, Cléo için zaman akışının gerçekten hızlandığına işaret ederken; yaşamı hissettiği ve algıladığı süre artmaya başlar.

Cleo from 5 to 7: Süre Olarak Yaşam

Cléo from 5 to 7’daki her küçük, atılmış an içerisinde ölüm, çürüme ve hastalığa dair emareler bulunabilir. Cléo, batıl inançları olan asistanı Angèle (Dominique Davray) tarafından ileri sürülen her küçük işareti, kaderini sızdırmakla ilgili bir unsur olarak yorumlamaya başlar: Kırık bir ayna, kalabalığın içinde öldürülen bir adam ve hepsinden önemlisi, filmin açılışındaki tarot kartı okuması.

Bu eğlenceli okuma, Cléo’nun hayatındaki birçok şey hakkında -kariyeri, sevgilisi, arkadaşları – ve filmin geri kalanından farklı olacak şekilde renkli çekilmiş genel bir bakış sunar. İki çift elin hareket ettirildiği bir falcının masasının tepe noktasından çekilmiş bu sahnede, ekrandan sesleri duyarız. Falcı, Cléo’ya dokuz kart seçmesini söyler. Üç sıra halinde yayılan bu kartlar; geçmiş için üç, şimdi için üç ve geleceği için üç tane olmak üzere sıralanır. Falcının tespitlerinde doğruluk payı vardır: Cléo yetenekli bir müzisyendir, hayatında güçlü bir kadın varlığı hissedilmektedir (muhtemelen Angèle) ve kariyerine yardımcı olan cömert bir sevgiliye sahiptir. Açılan diğer kartlar ise daha fazla gerçeği açığa çıkarır: Agnes Varda, Cléo’nun yakın çekimde ilk kez endişeli yüzünü gördüğümüz bu sahnede toksik hakkında konuşan bir doktor, konuşkan bir genç adam ve bir yolculuk gören falcının yüzüne ters açıdan kesme yapar. Karakterleri ilk kez gördüğümüz bu sahneler ve filmin geri kalanı siyah beyaz çekilmiştir.

Cléo (haykırarak): “Biliyordum! Ciddi, değil mi? “

Falcı: “Evet, ama abartmana gerek yok. Bir kart daha seç.”

Falcı, ölüm kartını seçen Cléo’yu bunun mutlak ölüm anlamına gelmediğini hayatlarımızdaki bir dönüşümü simgelediğini söyleyerek yatıştırmaya çalışır. Fakat Cléo zaten ölümün yakında olduğuna kendini ikna etmiştir. Ayrıca falcıdan avucunu okumasını ister. Genç kadının eline baktığımızda, falcı avuç içlerini okuyamayacağını iddia ederek ona yalan söyler. Cléo ödemesini yaptıktan ve mekandan ayrıldıktan sonra kartları bozan yaşlı falcı, kendini rahatsız hissettiğini dile getirerek komşusuna Cléo’nun geleceğinde kanser gördüğünü söyler.

Bu açılış, ikonografik (renkli tarot kartları) nesnelerin yanı sıra sözlü ve sayısal (isimler ve zamanlar) göstergelerle de Cléo’nun zamana karşı çaresizliğini vurgular. Filmin credit bölümü, tarot kartlarının arkalarında yer alırken ekranın solunda ve sağında bulunur. Bloklu ve beyaz tipografi, ekrandaki renkli tarot kartlarının üzerinde kelimeler veya rakamlar göründüğünde nefes kesici ölüm duyurusuna resmiyet katar. Film siyah beyaza taşındığında ise bu efekt bastırılır.

Film boyunca, Cléo ölüm kartı tarafından belirtilen değişikliklere karşı direniş gösterir, ancak bu gidişat onun için farklı bir anlam kazanmaya başlar: Bu yeni bir başlangıçtır. Parkta tesadüfen karşılaştığı ve oldukça konuşkan bir asker olan Antoine’la olan karşılaşması umut vericidir. Cléo’nun uzun zamandan beri ilk defa agresiflikten uzak, sakin ve rahat bir şekilde yaptığı bu konuşma; hayatını otantik bir yoldan sonuna kadar yaşatmasına izin verebilecek bir Cléo’nun doğuşuna imkan tanırken ona dinginlik ve huzur verir.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi