Bu yıl Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” seçkisinde yer alan ve gösteriminden sonra dakikalarca ayakta alkışlanan Çırak – Apprentice, olumlu anlamda haftanın sürprizlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Singapur’un bu yılki Oscar adayı da olan film, bir hapishane görevlisinin gözünden ülkedeki idam sistemine ve etkilediği hayatlara odaklanıyor. Başlangıç noktası olarak Alan Shadrake’in “Once a Jolly Hangman” kitabını alan yönetmen Boo Junfeng, filmin merkezine genç Aiman (Firdaus Rahman) karakterini yerleştiriyor. Cinayetle suçlanarak idam edilen babasını hiç tanımayan Aiman, annesi ve ablasıyla büyüyor. Fakat yıllar geçtikçe bu kayıp, onun hayat yolunu da çiziyor ve Aiman bir hapishanede görevli olarak çalışmaya başlıyor. Hapishanede idam cezasını uygulayan yaşlı Rahim (Wan Hanafi Su) ile tanışan ve onun gözüne giren Aiman, öğrendiği şok edici gerçekten sonra kendisini çıkmaz içinde buluyor. Özünde bir intikam hikayesi gibi görünen ve kolayca vasat bir gerilimin sularına çekilebilecek bu sinopsis, Boo Junfeng’in elinde akılcı ve gerçekçi bir dramaya dönüşüyor. Aiman’ın ailesiyle olan ilişkisini ön plana çıkaran ve karakteri tüm karmaşasıyla ele almaya çalışan Junfeng, tempoyu belli bir noktaya kadar sabit tutarak dünyanın en yüksek ikinci idam oranına sahip Singapur’un kapsamlı bir portresini sunmaya çalışıyor. Suçsuz yere idam edilenlerle adi suçlardan idam edilenleri aynı yaklaşımla yansıtmaya çalışıyor ve daha çok cellat ile kurban arasındaki ilişkinin psikolojik boyutuna mercek tutuyor. Aiman ve ablası Suhaila (Mastura  Ahmad) arasındaki çatışma ise iki farklı bakış açısı sunuyor. Babasının günahlarını taşımak zorunda olduğunu hisseden Aiman ile yeni bir hayata başlamak isteyen Suhaila arasındaki bu çatışma, sembolik bir dolap üzerinden anlatılıyor. Küçüklüğünde sıklıkla bir dolabın içine saklanan ve kapağı bozulduğunda onu tamir etmekle uğraşan Aiman’ın savunma pozisyonu almasına karşın Suhaila sürekli olarak gidip yeni bir dolap alması gerektiğini söylüyor. Fakat film ilerledikçe, Aiman içine düştüğü delikte daha derinlere inerek ne yapacağını bilmez bir duruma geliyor. Karakter merkezci anlatım, filmin gücünü biraz olsun düşürüyor ve yönetmen de anlatıya herhangi bir açıklama ya da kırılma noktası getirmeye yanaşmıyor. Çırak – Apprentice: İlmeğin Ucundaki Baba-Oğul İlişkisi Filmdeki en ilginç çıkarımlardan biri de; Aiman ile Rahim arasındaki cellat-kurban ilişkisinin, zamanla baba-oğul ilişkisine dönüşmesi oluyor. Filmin başında itici bir karakter olarak sunulan ve neredeyse cellatlıktan keyif aldığını düşündüğümüz Rahim’in zamanla şefkat gösteren bir baba pozisyonuna geçmesi, filme derinlik katıyor. İzleyici sürekli olarak hakim klişeleri bozmaya ve her karakteri anlamaya yönlendiriliyor. Bu noktada film, bir yere varmaktan çok bir düşünce izleği yaratmayı hedefliyor. İdam cezasının meşruiyetini ve gerekliliğini sorgulamak ya da üst perdeden politik bir çıkarım yapmak derdine düşmüyor. Bunun yerine bireylerin bakış açılarının diğer insanlara yaklaşımında ne kadar etkili olduğunu, inancın “kutsallık” bağlamından çıkarılarak pragmatik bir sisteme dönüştüğünü ve sınıflar arası farklılıkların, ölüme giden yolda nasıl görünmez kılındığını perdeye yansıtıyor. Filmin geri kalanından ayrı bir yerde duran ve bakış açısı çekimlerden yansıtılarak gerilim dozu artırılan final sahnesi bile, bilinçli şekilde herhangi bir yargıda bulunmaktan kaçınıyor. Böylece filmin bütünsel yaklaşımından herhangi bir şekilde taviz verilmiyor. Çırak-Apprentice; tartışmalı bir uygulama temelinde baba-oğul ilişkisini yaşam ile ölüm sınırında ele alarak, hedefine sessiz ve derinden yaklaşan bir film olarak izlenmeyi hak ediyor.

Yazar Puanı

Puan - 73%

73%

Çırak-Apprentice; tartışmalı bir uygulama temelinde baba-oğul ilişkisini yaşam ile ölüm sınırında ele alarak, hedefine sessiz ve derinden yaklaşan bir film olarak izlenmeyi hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
73

Bu yıl Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” seçkisinde yer alan ve gösteriminden sonra dakikalarca ayakta alkışlanan Çırak – Apprentice, olumlu anlamda haftanın sürprizlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Singapur’un bu yılki Oscar adayı da olan film, bir hapishane görevlisinin gözünden ülkedeki idam sistemine ve etkilediği hayatlara odaklanıyor.

Başlangıç noktası olarak Alan Shadrake’in “Once a Jolly Hangman” kitabını alan yönetmen Boo Junfeng, filmin merkezine genç Aiman (Firdaus Rahman) karakterini yerleştiriyor. Cinayetle suçlanarak idam edilen babasını hiç tanımayan Aiman, annesi ve ablasıyla büyüyor. Fakat yıllar geçtikçe bu kayıp, onun hayat yolunu da çiziyor ve Aiman bir hapishanede görevli olarak çalışmaya başlıyor. Hapishanede idam cezasını uygulayan yaşlı Rahim (Wan Hanafi Su) ile tanışan ve onun gözüne giren Aiman, öğrendiği şok edici gerçekten sonra kendisini çıkmaz içinde buluyor.

Özünde bir intikam hikayesi gibi görünen ve kolayca vasat bir gerilimin sularına çekilebilecek bu sinopsis, Boo Junfeng’in elinde akılcı ve gerçekçi bir dramaya dönüşüyor. Aiman’ın ailesiyle olan ilişkisini ön plana çıkaran ve karakteri tüm karmaşasıyla ele almaya çalışan Junfeng, tempoyu belli bir noktaya kadar sabit tutarak dünyanın en yüksek ikinci idam oranına sahip Singapur’un kapsamlı bir portresini sunmaya çalışıyor. Suçsuz yere idam edilenlerle adi suçlardan idam edilenleri aynı yaklaşımla yansıtmaya çalışıyor ve daha çok cellat ile kurban arasındaki ilişkinin psikolojik boyutuna mercek tutuyor. Aiman ve ablası Suhaila (Mastura  Ahmad) arasındaki çatışma ise iki farklı bakış açısı sunuyor. Babasının günahlarını taşımak zorunda olduğunu hisseden Aiman ile yeni bir hayata başlamak isteyen Suhaila arasındaki bu çatışma, sembolik bir dolap üzerinden anlatılıyor. Küçüklüğünde sıklıkla bir dolabın içine saklanan ve kapağı bozulduğunda onu tamir etmekle uğraşan Aiman’ın savunma pozisyonu almasına karşın Suhaila sürekli olarak gidip yeni bir dolap alması gerektiğini söylüyor. Fakat film ilerledikçe, Aiman içine düştüğü delikte daha derinlere inerek ne yapacağını bilmez bir duruma geliyor. Karakter merkezci anlatım, filmin gücünü biraz olsun düşürüyor ve yönetmen de anlatıya herhangi bir açıklama ya da kırılma noktası getirmeye yanaşmıyor.

Çırak – Apprentice: İlmeğin Ucundaki Baba-Oğul İlişkisi

Filmdeki en ilginç çıkarımlardan biri de; Aiman ile Rahim arasındaki cellat-kurban ilişkisinin, zamanla baba-oğul ilişkisine dönüşmesi oluyor. Filmin başında itici bir karakter olarak sunulan ve neredeyse cellatlıktan keyif aldığını düşündüğümüz Rahim’in zamanla şefkat gösteren bir baba pozisyonuna geçmesi, filme derinlik katıyor. İzleyici sürekli olarak hakim klişeleri bozmaya ve her karakteri anlamaya yönlendiriliyor. Bu noktada film, bir yere varmaktan çok bir düşünce izleği yaratmayı hedefliyor. İdam cezasının meşruiyetini ve gerekliliğini sorgulamak ya da üst perdeden politik bir çıkarım yapmak derdine düşmüyor. Bunun yerine bireylerin bakış açılarının diğer insanlara yaklaşımında ne kadar etkili olduğunu, inancın “kutsallık” bağlamından çıkarılarak pragmatik bir sisteme dönüştüğünü ve sınıflar arası farklılıkların, ölüme giden yolda nasıl görünmez kılındığını perdeye yansıtıyor. Filmin geri kalanından ayrı bir yerde duran ve bakış açısı çekimlerden yansıtılarak gerilim dozu artırılan final sahnesi bile, bilinçli şekilde herhangi bir yargıda bulunmaktan kaçınıyor. Böylece filmin bütünsel yaklaşımından herhangi bir şekilde taviz verilmiyor.

Çırak-Apprentice; tartışmalı bir uygulama temelinde baba-oğul ilişkisini yaşam ile ölüm sınırında ele alarak, hedefine sessiz ve derinden yaklaşan bir film olarak izlenmeyi hak ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi