Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

‘Bırak da ringe çıkayım; hiç değilse bana kimin vurduğunu bilirim.’

A Beautiful Mind filminden hatırladığımız Ron Howard’ı yeniden Russell Crowe’la buluşturan Cinderella Man, bizi Amerikan tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan Büyük Bunalım yıllarına götürüyor. Eski günlerde parlak maçlar çıkarmış bir boksör olan James J. Braddock da ülkedeki herkes gibi ekonomik sıkıntıyla mücadele etmekte ve zor günler geçirmektedir. Kariyeri altüst olmakla kalmamış, boğazına kadar borca battığı yetmediği gibi borçları nedeniyle ailesinin can güvenliğini sağlayamaz hale gelmiştir. Ancak içinde, eski başarılı günlerinin ateşi hala yanmaktadır. Herkesin bittiğini düşündüğü bir anda yeniden ringlere dönecek ve Amerikan spor tarihinin en ilginç başarı öykülerinden birine imza atacaktır. Russell Crowe ve Renée Zellweger’i başrollerinde izlediğimiz filmin senaryosunu ise Cliff Hollingsworth ile Akiva Goldsman kaleme alıyor. Kaybetmeye inat mucizelerin varlığına inanmamızı sağlayan ve Crowe’un muazzam performansıyla dikkatleri çeken, 2005 yapımı Cinderalla Man’i sevenlerin izlemesi gereken 10 filmi sizler için sıraladık.

Cinderalla Man Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film

Rocky – 1976

rocky-filmloverss

Sylvester Stallone’un senaryosunu yazdığı ve daha sonra sinema efsanesi haline gelen Rocky serisinin ilki 1977’de aday olduğu 10 daldan en iyi film, en iyi yönetim ve en iyi kurgu dallarında 3 Oscar almıştı. Philadelphia’lı bir işçinin, iş dışı zamanlarında yerel bir kulüpte boks yaparken keşfedilerek kısa zaman içinde dünya şampiyonluğuna kadar giden yolda başından geçenleri konu alan film, aynı zamanda Rocky’nin Adrian’la olan aşkını ve antrenörü Mickey ile olan baba/oğul yakınlığındaki ilişkisini de çok başarılı sunuyor. Rocky Balboa, Dünya Ağır Sıklet şampiyonu Apollo Creed ile Ünvan maçına çıkacaktır. Apollo Creed için bir gösteri maçından başka bir şey olmayacak olan bu maç Rocky için hayatının şansı anlamını taşımaktadır…

Raging Bull – 1980

raging-bull-filmloverss

Raging Bull ortasiklet bir boksörün dizginlenemez kariyer hırsının, boksörün hayatına olan etkilerine odaklanıyor. Her zaman en iyisi olmak için kendine zarar verecek derecede korkutucu bir hırs barındıran boksör Jake La Motta, bu agresifliğini sadece ringte rakipleri üzerinde değil; ring dışındaki özel hayatına da taşıyor. Bu nedenle zamanla kariyerini kendi elleriyle un ufak ederken yakın çevresini de yavaş yavaş kaybediyor. Bu yükseliş ve düşüş hikayesini, bizlere boksörün kendi sesinden anlatan siyah-beyaz film, usta yönetmen Martin Scorsese imzalı ve özellikle başroldeki Robert De Niro’nun muazzam oyunculuğu ile uzun yıllar hafızamızdan silinmeyen bir yapım!

Jerry Maguire – 1996

jerry-maguire-filmloverss

Jerry Maguire büyük hırsları ve küçük vicdanı olan bir spor menajeridir. Ancak daha ne olduğunu bile anlamadan hem işini hem de kız arkadaşını aynı anda kaybeder. Hem özel hem de profesyonel hayatında daha önce hiç olmadığı kadar dibe vurmuştur. Derken hayatına ve kalbine bekar bir anne olan Dorothy Boyd girer. Bir anda kendini hayatının en büyük pazarlığını yaparken bulur. En İyi Film ve En iyi Oyuncu dalları dahil olmak üzere beş dalda Oscar’a aday gösterilen Jerry Maguire’nin oyuncu kadrosunda ise Tom Cruise ile Renee Zellweger yer alıyor.

Million Dollar Baby – 2004

million-dollar-baby-filmloverss

Frankie Dunn ringlerde geçirdiği yıllar boyunca müthiş dövüşçüler yetiştirmiştir. Derslerinde olduğu gibi yaşamında da ilkesi ‘kendini korumak’ olan Dunn, onu kızından soğutan acılı deneyimi yüzünden uzun zamandır hiç kimse ile yakın olmamaya çalışmaktadır. Tek arkadaşı Scrap ise onun spor salonuna göz kulak olan biridir. Bir gün Maggie Fitzgerald adlı genç ve yetenekli bir kadının boks yapmak üzere salonuna gelmesiyle Frankie’nin zırhı delinecek ve yaşamı değişecektir. Clint Eastwood’un yönettiği, Akademi ödülü Million Dollar Baby’nin başrollerinde ise Eastwood’un yanı sıra Hilary Swank, ve Morgan Freeman yer almaktadır.

Seabiscuit – 2004

seabiscuit-filmloverss

Gary Ross’un ikinci filmi olan Seabiscuit, efsanevi yarış atı Seabiscuit’in gerçek hikayesini anlatıyor; Seabiscuit’in sahibi Charles Howard, boksörlükten gelen ve kısmi kör olan jokey Red Pollard ve seyis Tom Smith ile birlikte kimsenin başarılı olmasına ihtimal vermediği Seabiscuit’in tarihi başarılar kazanmasını sağlarlar. Gary Ross’un olayları gerçek hikayeye sadık kalarak aktardığı filmde Seabiscuit’i başarıya taşıyan üçlünün başlangıçtaki umutsuzluğunun ve olayların geçtiği 1930’ların Amerika’sının buhranlı atmosferinin altı çiziliyor. Neredeyse tüm varlığını kaybetmiş eski bir milyoner olan Howard, boksörlükten jokeyliğe uzun ve zorlu bir geçiş dönemi yaşayan Pollard ve şehir hayatına ve yeni işine adapte olmakta güçlük çeken kovboy Smith’i bir araya getiren ve bir anlamda umutsuzluğun içinde umudu bulmalarını sağlayan Seabiscuit’i başarıya taşıma hayali gerçekleştiğinde dönemin ekonomik sıkıntı ve buhran içindeki Amerikan toplumuna önemli bir moral kaynağı olmuştu.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi