Bu hafta vizyona giren ve İlhami Algör’ün aynı isimli eserinden uyarlanan Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun yönetmeni Çiğdem Vitrinel ile oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Utku Ögetürk, Nuri Şimşek

Utku Ögetürk: Öncelikle; eserle tanışmanız ve bu eserden esinlenerek Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’yu çekmeye karar verdiğiniz süreçten başlayabiliriz. Bu hikaye nasıl başladı?

Çiğdem Vitrinel: Benim kişisel tercihim değildi aslında, filmin bir yapımcısı var; Marsel Kalvo. Kendisi de kitabın büyük bir hayranı. Bu eseri beyazperdeye uyarlama fikri doğuyor ve bu doğrultuda birkaç kişiyle görüşüyorlar ve bu görüştükleri kişilerden biri de benim. Hem senaryosunu yazmamı istediler hem de film çekmemi. Aslında ilk filmi çektikten sonra – Geriye Kalan – birkaç tane daha proje gelmişti ama niye bu filmi yapmaya karar verdiğim sorusuna gelecek olursak; kitabı biliyordum. İlk çıktığı dönem bir arkadaşımın hararetli önerisiyle okumuştum. Bu proje gelince tekrar okudum. Kitabın ilk baskısının kapağında Sadri Alışık’a gönderme yapılarak şöyle bir alıntı yapılır: “Sadri’nin hep gidici kadınları sevişine ve bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna ve Sadri’nin bu mecburiyetlere giden kadınların özgürlüğü olarak bakmasına…” vs. vs böyle devam eder. Bu benim için yeterliydi. Çünkü adamı da çok net görebiliyorsun, kadını da.  Burada bir filme ilham olabilecek bir hikaye var. Film bana geldi ama ben de bu filmi çekmeyi kabul ettim. Bir kitabın beyazperdeye uyarlanması bir çeşit çeviri ve yorumlama olarak görülebilir. Ben hikayeyi kendi bakış açımdan anlattım. Ama bana bu teklif gelmese ben illa ki bu kitabı, beyazperdeye uyarlayayım demezdim.

Ben kitabı okudum ve bir yönetmen olarak kendi fikrimi ortaya koydum.

Utku Ögetürk: Filmin açılışında “Bu Eser İlhami Algör’ün aynı adlı eserinden esinlenerek beyazperdeye aktarılmıştır” ibaresi yer alıyor. Bu noktada, esinlenmek kısmından yola çıkarak; siz kitapta Arif’in zihninde yer alan kısımları “nasıl gerçekleşmiştir” sorusunun cevabını veriyorsunuz diyebilir miyiz?

Çiğdem Vitrinel:  Siz kitabı okumuşsunuz. Bildiğiniz gibi 60-70 sayfalık, roman gibi uzun ve detaylı olmayan ama hikaye de diyemeyeceğiniz novella diye adlandırdıkları bir türdür. Bilinç akış tekniğiyle yazılmıştır. Zaman ve mekanda atlamalar yapar.  Bir olay örgüsü de yoktur. Bu anlamda sizin de dediğiniz gibi beyazperdeye uyarlaması zor bir eser. Fakat, bir duygusu, atmosferi var ve merkezinde senaryolaştırırken dağılıp gitmenizi engelleyen bir fikri var ama bunların dışında olay örgüsü ile ilgili, karakterlerin geçmişleriyle ilgili bilgi vermiyor. Bu tabii ki kitabın eksik olduğu anlamını taşımıyor, bunu okur zaten konuşmalardan vs. anlıyor ama buna bir yorum katmanız gerekiyor. Bana orta sınıf şehirli bir adam ve kadının hikayesi olarak gözüktü. Dolayısıyla tüm bunlar bir filme ilham kaynağı olabilecek malzemelerdi evet  ama tek başına uzun metraj bir film için yeterli değildi. Açıkçası biz daha rahat seyredilebilir bir hikaye yaratmak istedik. Dolayısıyla yan karakterleri ekledik. Yoksa kitabın anlatım tekniğini sinemayada uyarlayabilirsiniz. Sinema buna açık bir alan. Fakat biz bunu tercih etmedik ve dolayısıyla esinlenme olarak kaldı.

Bir de şöyle bir şey oldu, ben kitabı okudum ve bir yönetmen olarak kendi fikrimi ortaya koydum. Örneğin kitapta kadın karakterin kızı vardı.

Utku Ögetürk: Evet ben de onu sormak istiyordum.

Çiğdem Vitrinel: Biz senaryonun yazım aşamasında bu ve benzer konulurla ilgili yapımcımız Marsel’in hatta bazılarında İlhami (Algör)’ün de dahil olduğu pek çok toplantı yaptık. Onların fikirlerini dinledim. Tabii ki sonunda senaryoyu Ceyda ve ben yazacaktık ama İlhami’nin ve Marsel’in neler düşündüğünü merak ediyordum. Ama Müzeyyen’in çocuğu olması  konusunda tavrım netti. Hatırlarsanız kitapta Müzeyyen’in küçük bir kızı vardır. Çocuğun senaryodan çıkartılması konusunda ısrarcı oldum. Çünkü orada başka bir realite başlıyor. Müzeyyen’in çocuğu olduğu zaman o başka bir konu oluyor.

En başından Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun kendisini çok ciddiye alan bir film olmasını istemedim.

Utku Ögetürk: Burada yaratılan karakterle ilgili olarak da Müzeyyen karakterinin çocuğunun olması bambaşka bir gerçekçilik yaratacak, bambaşka bir kadın figürü resmedecekti. 

Çiğdem Vitrinel: Evet, yaratacaktı. Ve hikayenin ister istemez daha sert bir dili olacaktı. Sonuçta benim kadın meseleleriyle ilgili keskin bir ideolojik bir duruşum var. Dolayısıyla o da girecekti. Öyle bir aşk filmi de yazılır. Alası da yazılır ama biz gerçekten yumuşak ve eğlenceli bir aşk filmi çekmek istedik. Kadın ve erkeğin eşit koşullarda olması gerekiyordu. Bu sebeple ısrarla çocuğu olmasını istemedim.

Utku Ögetürk: Müzeyyen karakteri hakkında İlhami Algör’ün, Albayım Beni Nezahat İle Evlendir isimli eserinde de bazı bilgiler veya ipuçları bulmak mümkün. Filmi çekerken bu eserden de etkilendiniz mi?

Çiğdem Vitrinel: Evet, evet özellikle bütün kitaplarını okudum ve esinlendik. O kahraman yaratmak hikayesi.

Utku Ögetürk: Albayım Beni Nezahat İle Evlendir’in ilk sayfaları.

Çiğdem Vitrinel: Evet, bir roman kahramanı yaratmak kısmı önemliydi ve o senaryoya sızdı.

FMBDBT_AFIS

Utku Ögetürk: Az önce konuştuğumuz konuya dönecek olursak, çocuğu çıkarmak keskin bir karar. Fakat, filmde iç sesin kullanılmasına karar vermek ve kitaptan alınan alıntıların beyazperdeye aktarılması, cümlelerin sahnenin arkasından akması gibi önemli tercihler de görüyoruz. 

Çiğdem Vitrinel: İç ses kullanmaya en başından karar vermiştik. Benim çok sevdiğim bir yöntemdir ve sinemanın edebiyata yaklaştığı bir alandır. Bunun seyirciyle birebir ilişki kurmasını sağlayan bir yöntem olduğunu düşünüyorum ve size de ters köşe yapma fırsatı sunuyor. Çünkü burada adam bir şey söylüyor, örneğin cenaze sahnesinde “Herkes gittikten sonra benim omuzlarımda ağlayacağını biliyorum.” diyor ama tam o noktada bir şey oluyor “çat” ve her şey tersine dönüyor.

Bu benim ilk baştan beri çok istediğim bir şeydi. Yoksa çok ağırlaşacaktı film. Oysa ben en başından Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun kendisini çok ciddiye alan bir film olmasını istemedim.

Utku Ögetürk: Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim. İlhami Algör kitap boyunca hem sinemaya hem de Türkiye’nin değişen müzik kültürüne bir hayli göndermede bulunuyor. Özellikle müzik kısmı için kitapta geçen “Bu milletin tarih kitabına ihtiyacı yok. Şarkıları peş peşe diz, koy kasete ver radyodan…” gibi oldukça önemli sözler de söylüyor. Ama siz filminizde bunu kullanmayı tercih etmemişsiniz. Bunun yerine tam tersi günümüz kültürüne uygun Türkçe rock tercih etmişsiniz. Sizce bu tercih filmin kimyası açısından doğru tercih miydi?

Çiğdem Vitrinel: Söylediğin şey önemli ama benim çok hakim olduğum bir alan değil. Kitapta başka bir şeyi dikkat çekici buldum. Tabii bu söylediğin konu başka bir boyutta kazandırırdı. Ama biz daha modern günümüze yakın bir şey yaptık. Hem filmin içeriği anlamında, aşkla ilgili sancıları günümüzde daha temel bir mesele olarak gördüğüm ilişkiler ve özgürlükler eksenine taşıdık, hem de müziği daha modern versiyonuyla kullanmayı tercih ettik.

Utku Ögetürk: Yine kitapta çokça yer alan kült filmler karakterler veya sahnelerle ilgili bazı detayları filmde aradığımı söyleyebilirim. Özellikle Sadri Alışık ile ilgili ana karakterinin düşünceleri veya filmde de birçok otel sahnesi bulunması sebebiyle Stanley Kubrick’in, The Shining’ine yapılacak bazı göndermelerin eksikliğini hissettim diyebilirim.

Çiğdem Vitrinel: Keşke daha önce konuşmuş olsaydık. İyi fikirmiş. (Gülüşmeler)

Bu tarz yorumların gelebileceğini az çok tahmin edilebiliyordum. Sonuçta ortada bir kitap var ve her okuyanın farklı beklentileri var. Şimdi sen bunu söylüyorsun, ilk defa duyuyorum başka biri başka bir şeye dikkat ediyor onu söylüyor. Ama hayır ben tamamen başka bir şeye odaklanıyorum ve kendi düşüncelerimi aktarıyorum. Bir de tabii şöyle bir şey var. Biz bunu bir senede yazdık ve yedi sekiz ayrı versiyonu yazıldı. Sadri Alışık ile ilgili denemeler, kahve sahnelerinin daha uzun olması hep denendi ama bir şekilde sınırlı bir süre var ve her istediğinizi ekleme şansınız olmuyor. Bazen bir şeyleri çıkarmak zorunda kalıyorsunuz.

Şöyle bir şey oldu örneğin; kitabın atmosferine çok önem verdim. Arif’in nesnelerle olan ilişkisi, kapılarla konuşması vs. Ama bu tip çekimler yaptığımız halde koyamadık. Ne yazık ki kurgu sırasında olabiliyor, bir şekilde yapıyı bozuyor ve çıkarmak zorunda kalıyorsunuz.

Keşke o sahneler benim ilkel tavrım, klişe yaklaşımım olsa ama maalesef gerçekler.

Nuri Şimşek: Benim için filmin en akılda kalan sahneleri semt kahvesinde geçen sahnelerdi diyebilirim. O kahvedeki erkek karakterlerin günümüz erkek egemen yapısının dışavurumu olarak görmek mümkün müdür? 

Çiğdem Vitrinel: Bilmiyorum aslında size sormak gerekiyor, görmeli mi diye. Aslında ne kadar demode değil mi? Ama hala böyle düşünüyor insanlar. Biz filmin sonunda Ekşi Sözlük yazarlarına teşekkür yazdık. Çünkü Ekşi Sözlük’ten baya ilham alındı. Kadınlarla ilgili böyle yorumlara sıkça rastlıyorsunuz. Bunları okurken gerçekten şaşırdım. Keşke o sahneler benim ilkel tavrım, klişe yaklaşımım olsa ama maalesef gerçekler.

Utku Ögetürk: O sahneler zaten biraz daha filmin absürt tarafını oluşturuyordu.

Çiğdem Vitrinel: Evet, evet bilinçaltı. Adamın kafasında gezen şeyler.

Utku Ögetürk: Sezin Akbaşoğulları bir röportajında Müzeyyen’in sebep yokken çekip gidişi ile ilgili Türkiye kadınını yansıtmıyor, o bir aşk kadın diyor. Siz bu noktada Müzeyyen’i hangi noktada konumlatıyorsunuz?

Çiğdem Vitrinel: Burada çok insani, insan ruhuyla ilgili bir şey var. Bir tarafınız daha düzenli, rutin bir şey istiyor, bir tarafınız daha özgür olmak, gitmek istiyor. 30’lu, 40’lı yaşlarda daha yoğun olarak yaşanır bu duygu. İşte bir ilişkin vardır ve bu ilişkin iyi gidiyorsa başka bir derttir, iyi gitmiyorsa başka bir dert. O yüzden kadın erkek üzerinden değil de daha insani bir şey olarak vermek istedim. Ama koşullar anlamında bakacak olursak bir kadının Türkiye’de böyle davranması çok zor. Sezin bu anlamda söylemiştir bunu mutlaka. O yüzden ben Müzeyyen için bir film kahramanı diyorum.

Ve kadının gidişine kadının özgürlüğü olarak bakıyor adam. Onun gidişiyle birlikte kendisini tanıyor ve adamın kendi büyüme hikayesi başlıyor. Bu yüzden gerçek bir ilişki Arif ile Müzeyyen’in ilişkisi.

Utku Ögetürk: Biraz da ülke sinemamızda bu konulara dikkat çekebilmek için genelde kadının ikinci planda kalışı üzerinden bir hikaye anlatımı tercihi dikkat çekiyor. Sizinki ise bambaşka bir anlatım biçimi olarak görülebilir.

Çiğdem Vitrinel: Evet, sevmiyorum ezik kadını görmeyi. Kitapdaki Müzeyyen de zaten güçlü, ne istediğini bilen son derece dominant bir karakterdir.  Bu yüzden hoşuma gitti bu hikaye üzerinde çalışmak. İlk filmimdeki kadın karakterlere baktığınızda da ikisinin de kendi yaptıkları şeylerin sorumluluklarını taşıyan karakterler olduğunu görürsünüz.

Kadın olmak insanı direkt iyi yapan, kutsal yapan, özel yapan bir şey değil. Aynı sosyal koşullarda, aynı güç ilişkileri içindeler ve yaptıklarından sorumlular. Ve evet, bu filmde de bu anlamda güçlü bir kadın duruyor.

Sinemayı o kadar formüle etmek mümkün mü bilemiyorum. Ben edemiyorum en azından.

Nuri Şimşek: Biraz da teknik konulara değinecek olsak. Önceki filminizde de bu filminizde de gri tonların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. 

Çiğdem Vitrinel: Aslında bu filmin canlı renklerde olmasına özen gösterdik. Evet, ilk filmde o gri tonlarını çok net istedik çünkü soğuk ve mesafeli bir anlatım istiyordum. Ama bu biraz da algıyla ilgili bir durum sanırsam çünkü bu benim için çok renkli dediğim anda hayır değil diyorlardı. Popüler filmler veya televizyon programlarını benim estetik alanımda olmadığı için yapabileceğim en renkli film buydu yani bu benim için renkli bir film arkadaşlar. (Gülüşmeler)

Genel olarak istediğim renksiz, cansız bir film yapmak değildi. Çünkü Arif mutsuz bir adam değildi ve hikaye hep Arif’in bakış açısındaydı. Arif bana göre çektiği  acılardan bile haz duyan bir adam.

Utku Ögetürk: Bazı sahnelerde özellikle Arif’in zihninde olduğumuz izlenimi yaratmak için bu renk skalasını tercih ettiğinizi düşündüğüm oldu.

Çiğdem Vitrinel: Evet, onu yaptık. Özellikle kahve sahnelerinde adamın bilinç altı olduğu için daha expose bir görüntü istedik. Ama benim için önemli olan genel olarak kasvetli bir film yapmamaktı.

DSC_0239

Nuri Şimşek: Açıkçası hem ben hem de Utku filmi merakla bekliyorduk. Fakat fragmanları seyrettikten sonra Utku’da biraz da ana akım bir aşk film beklentisi oluşmuşken ben hani biraz daha o çizgi dışında bir film bekliyordum ki benim beklentimin doğru çıktığını söyleyebiliriz. Siz filminizi bu basmakalıp aşk hikayelerinin yanında nerede konumlandırıyorsunuz?

Çiğdem Vitrinel: Sinemayı o kadar formüle etmek mümkün mü bilemiyorum. Ben edemiyorum en azından. Seyirciyi filmde tutmayı, hikayeden kopmamasını isterim. Ama bu hile yapacağım, duygu sömürüsü yapacağım anlamına gelmiyor. Mesela filmin son sahnesi altı buçuk dakika ve bir şekilde akıyor. 6.30 dakika sinema için çok uzun bir süredir. İki karakter tek planda oturup konuşuyorlar. Çünkü sahne öyle bir sakinlik durağanlık istiyor. Sırf izlensin diye hikayenizin taleplerini, ritmini görmezden gelemezsiniz. Ama insanlar sahnenin o kadar uzun olduğunu fark edemiyorlar. Çünkü diyaloglar akıcı ve zaten Erdal ile Sezin sadece otursalar dakikalarca seyredebilirsiniz.

Seyirciyi filmde tutmayı istiyorum dememe rağmen şu formülleri uygulayalım gibi bir şey yapamıyorum. O konuyla ilgili fikrim neyse onu koymaya çalışıyorum ve bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Belki bunu yapmasam başka türlü bir şey yapsam daha çok para kazanırım, filmlerim daha çok izlenir ama bunu yapmayı tercih etmiyorum. Sizin bir yönetmen olarak yapmanız gereken şey; kişisel olarak fikrinizi ve estetik duygunuzu korumak. Bu filmde de çok tartışılan şeyler vardı ama bana doğru gelenlerinden ısrarla vazgeçmedim. Örneğin; Müzeyyen ile tanıştıktan sonra otele gidip başka bir kadınla birlikte olması. Bu ticari bir aşk filminde yapmamanız gereken bir şeydir ama bu bana dürüst gelmiyor. Çünkü yapılır bu, yeni birisiyle tanışsan aşktan başın dönse bile gidersin ve her zamanki partnerinle sevişirsin. Bu tip şeylerden tavır olarak kaçmamaya çalışıyorum.

Nuri Şimşek: Duruşunuz ve görüşünüz bu noktada oldukça keskin olduğu için zaten böyle bir şey yapmayı tercih etmiyorsunuzdur. 

Çiğdem Vitrinel: Sinema yaparak hayatımı sürdürebilmek önemli elbette ama sadece para kazanmak için yapılacak bir iş değil bu. O tavrı çok net koymak gerekiyor. Yoksa çok daha rahat işler yapılarak para kazanılabilir. Sinema yapıyorsan kendinle ilgili bir şey de orada olmalı. Bazı yönetmenleri diğerlerinden ayıran şey budur. Kararlı ve kendilerine özgü olmaları. Ve sinema gibi riskli bir şey yaparken kaybetmekten korkmamaları.

Utku Ögetürk: Filmin içinde konumlandırmakta zorlandığımız fakat aslında çok doğal, olması gerektiği gibi çekilen bir bar sahnesi var. Siz de bunu filmin içinde olması gerektiği normallikte işlemişsiniz. Bu sahneyle ilgili olarak Arif’in zihnindeki dağınıklık üzerine çekilmiş bir sahne miydi yoksa biseksüel bir baba karakteri (Burak karakteri –  Ege Aydan) göstererek bunun da son derece normal bir şey olduğunu mu anlatmak istediniz? 

Çiğdem Vitrinel: Aslında ben bunu dediğiniz gibi gayet normal bir şey olduğu için koydum. Evet üzerine çok konuştuk. Filmden çıkarılması istenen sahnelerden biriydi. Malum 18+ gibi sınırlar artıyor.

Utku Ögetürk: Artık, bilinçli, bilinçsiz her filme sınır veya sansür uygulandığı için..

Çiğdem Vitrinel: Biz de bu sebeple konuşulurken bu sahneyle ilgili olarak acaba böyle bir şeyle karşılaşır mıyız diye düşündük. Böyle basit bir sahne için konuşuldu bu.

Utku Ögetürk: Yani, kısacası normalleştirmekle ilgili bir tercihti. 

Çiğdem Vitrinel: Aynen öyle. Aslında yazarken böyle bir şeye dikkat dahi etmemiştim. Fark etmedim. Adamın (Burak karakteri) çocuğu var ve sonrasında eşcinsel olduğunu görüyoruz. Sonra üzerine çok fazla konuşulunca garip geldi.

Bir de şöyle bir detay var, karakter “Bugün bu kadar mutluysam Müzeyyen sayesinde.” diyor. Arka planda Müzeyyen’in adamın eşcinsel kimliği ile yüzleşmesine yardımcı olduğunu anlıyoruz. Bu önemliydi benim için.

Utku Ögetürk: Oyunculardan ve oyuncuların seçim sürecinden bahsedelim istiyorum.

Nuri Şimşek: Siz kendiniz mi istediniz ilk tercih olarak bu oyuncularla çalışmayı yoksa size sunulmuş muydu?

Çiğdem Vitrinel: Oyuncularla ilgili nihai kararı ben verdim elbette.  Sezin ile tanıştıktan sonra şundan emindim; tam zihnimdeki Müzeyyen’di. Enteresan şekilde erkek oyuncu seçimi de çok kolay oldu. Ben daha uzun bir süreç olacak diye düşünüyordum. Erdal senaryoyu yolladığımız ilk oyunculardan biriydi.  Ve galiba içten içe kabul etmeyeceğini düşünüyordum. Çok şaşırdım çünkü senaryoyu beğendiklerini söylediklerinde. Erdal ile anlaştıktan sonra senaryonun üzerinden bir kez daha geçtik ve daha güçlü bir erkek karakteri yazdık. Sadece maruz kalan değil aslında alttan alta kendi tercihleriyle yaşayan bir adam çıktı ortaya. Böyle bir hayatta kazanmaktansa kaybetmeyi tercih eden bir adam.

Kendi kişisel tavrınızı ortaya koyabiliyorsanız bir kitabı uyarlamakta hiçbir sorun yok.

Utku Ögetürk: Filminiz bu hafta vizyona giriyor. Sizin açınızdan son olarak göz attığınızda film sizi tatmin etti mi? 

Tabii ki her filmden sonra bazı keşkeler oluyor. Biraz da Türkiye’de film yapmakla ilgili bir şey bu. Hani bazı şeyleri daha uzun çalışmak isterdim. Daha çok zamanım olsun isterdim. Ama büyük oranda memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Utku Ögetürk: Son olarak şunu da sormak istiyorum. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü aldıktan sonra biz de bir sonraki filminizi merakla bekliyorduk. Bu dönemde aklınızda bu filmden önce başka bir proje var mıydı? Belki de Müzeyyen için ertelediğiniz ve onun üzerine çalışmaya devam edeceğiniz.

Çiğdem Vitrinel: Evet, aslında başka projelerim vardı ama bu gelince öne aldım. Ama sinema öğrenmeniz de gereken bir şey. Teknik anlamda, hikaye anlatabilme becerisi anlamında. Sinemayı sadece sette ve çekerek öğrenebilirsiniz. Ayrıca daha büyük bir organizasyonu da tecrübe etmek istedim. İşin yapım kısmını fazla düşünmeden gerçekten, sadece bir yönetmen olarak bir filmle ilgilenmek iyi bir tecrübe oldu. Tam da o noktada az önce de söylediğim gibi kendi kişisel tavrınızı ortaya koyabiliyorsanız bir kitabı uyarlamakta hiçbir sorun yok.

Nuri Şimşek: Ben de son olarak şunu sormak istiyorum. Balkon isimli bir kısa filminiz var. Kısa filmlerle ilgili de projeleriniz var mı?

Çiğdem Vitrinel: Kısa belgeseller var aklımda. Film yok ama hangisiyle başlayayım diye düşündüğüm kısa belgeseller var. Onlarla ilgili çalışmalara da başlayacağım.

Utku Ögetürk: Çok teşekkür ederiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi