İzlediğimiz birçok filmden sonra ‘o ne güzel sondu öyle’, ‘muhteşem bitmiş film’ ya da ‘baştan sıkıldım ama sonunu izlemek yetti’ gibi beğeni cümleleri kullanıyoruz. Fakat film sadece sondan ibaret mi olmalı? Bir filmi beğenmek için görkemli bir son yeterli mi?

Çifte Tazminat (Double Indemnity) filmi, sonucu başından belli olan ama o sonuca nasıl ulaşıldığını anlatırken bile bizi fazlasıyla meraklandıran tipik bir ‘film noir’ örneği, belki de en iyisi. Çifte Tazminat, film noir kavramını bilenlerin sadece izlemekle kalmayıp, arşivlerinin en önemli yerini ayırdığı filmdir aynı zamanda. İzlemeye başladığınız andan itibaren, olayları ekran başından değil de filmdeki karakterlerin yanı başından izliyormuşsunuz gibi hissettiren bir film. Daha açılış sahnesinde Fred MacMurray’in canlandırdığı ana karakterimiz Walter Neff, katil olduğunu itiraf edip, cinayet planını, nasıl işlediğini, sonucunda neler beklediğini ve neler bulduğunu anlatmaya başlar. İşinde başarılı bir sigorta satıcısı olan Neff, bir sigorta işi için evine gittiği müşterilerinden Dietrichson’u evinde bulamaz. Onun yerine Dietrichson’un karısıyla karşılaşır ve ondan etkilenir. Phyllis Dietrichson, merdivenlerden inişi sırasında Neff’in gözüne takılan halhalıyla, masum görünüşüyle ve yakıcı bakışlarıyla karşısındaki adamı baştan çıkartır. Barbara Stanwyck’in canlandırdığı Phyllis Dietrichson karakteri bu anlamda tam bir ‘femme fatale’ yani ölümcül kadındır. Eşiyle ilgili sorunları vardır ve karşısına da onun isteklerini karşılayabilecek bir erkek çıkar.

Fred MacMurray de Barbara Stanwyck de ayakta alkışlanacak, önlerinde şapka çıkartılacak bir oyunculuk sergilemişler. İkisi de şehveti, kaygıyı ve şeytanlığı yüzlerine başarıyla yansıtmış ve gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış senaryoyu yeniden yaşamışlar. Öyle ki onları izlerken gerçek dünyadan kopmamak mümkün değil. Filmin gerildiği bir sahnede onlarla birlikte, sanki olay benim başımdan geçiyormuşçasına gerildiğimi fark edince onlara bir kez daha saygı duydum. Tabi filmin bu kadar iyi bir film olmasının tek nedeni onların başarısı değil. Barton Keyes rolündeki Edward G. Robinson’un en iyi yardımcı erkek rolünde tarihin en başarılı performanslarından birisini sergilemesi, yönetmen Billy Wilder’ın da her filmi kendi türünde en iyi olan diğer filmlerinden bile daha iyi bir iş çıkartması da bu başarının etkenlerinden.

Filmden akılda kalan en önemli sahnelerden bir tanesi az önce bahsettiğim halhal sahnesiyken bir diğeri de Barton Keyes’in patronuna intihar istatistikleri ile ilgili bilgi verdiği sahnedir. Walter Neff’in sigarasını her defasında tek eliyle ve kibriti parmağına sürterek yakması da unutulmayacak enstantanelerden. Ancak can alıcı konuşmayı Walter Neff yapar. Rulet masasındaki görevlinin hile yapmasınlar diye müşterilerini izlediğini ve bir gün dolandırmanın onun aklına geldiğini söyler. Görevlinin bu dolandırıcılığı zekice yapacağını çünkü rulet tahtasının her çentiğini ezbere bildiğini söyler. İşte filmimizi özetleyen en önemli replik de budur.

Yedi dalda Oscar’a aday olan ancak her adaylıktan eli boş dönen Çifte Tazminat günümüzde Oscar’a aday olsa toplanmadık ödül bırakmazdı sanırım. Yönetmeninden oyuncusuna, senaryosundan müziğine tam anlamıyla bir başyapıt olan film ‘izlenmeye fazlasıyla değer’ diyebileceğimiz filmlerin başında geliyor. Siyah beyaz filmlere önyargısı olanların tüm önyargılarını yok edebilecek kalitedeki filmi izlediğinizde bu zamana kadar nasıl izlemediğinize üzüleceksiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi