Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 14 [3] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
Charulata
1964 - Satyajit Ray
117
Hindistan
Senaryo Rabindranath Tagore (öykü), Satyajit Ray (senaryo)
Oyuncular Soumitra Chatterjee, Madhabi Mukherjee, Shailen Mukherjee
Büşra Şavlı
Charulata’nın hem yönetmenin filmografisinde hem de Hindistan ve Dünya sinemasında hatırı sayılır bir yer tutması, Satyajit Ray’in her ayrıntıda kendini hissettiren auteur duruşunun yarattığı akıcı ve yoğun sinema deneyiminden gelir.

Charulata

Satyajit Ray’in 1965 Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Gümüş Ayı ödülünü almış olması Charulata’nın hem döneminde hem de yarım asır sonra hala aynı etkide bir sinema deneyimi sunmasının yalnızca somut bir kanıtıdır. Apu Üçlemesi – Pather Panchali (1955), Aparajito (1956), Apur Sansar (1959) – Jalsaghar (1958), Devi (1960) ve Mahanagar (1963) gibi filmleriyle Hindistanı ve sinemasını Batı izleyicisiyle buluşturan önemli isimlerden olan Ray, Charulata’da senaryo uyarlama ve yönetme görevlerinin üstüne görsel taslaklarını, oyuncu seçimlerini, bestelerini yaparak ve hatta kamerasını da eline alarak sinemasının auteur duruşunu yansıtır. 1992 yılında Akademi’den Onur Ödülü alarak Hindistan tarihine de geçen Ray’in en çok takdir gören ve onun da kişisel olarak favori filmi olan Charulata, Nobel Barış Ödüllü edebiyatçı Rabindranath Tagore’nin Nastanirh (Bozuk Yuva) öyküsünün bir uyarlaması olarak 19.yüzyıl sonlarında, Bengal Rönesansı olarak adlandırılan periyotta yalnız bir eşin hikayesini yansıtır beyazperdeye.

Charulata (Madhabi Mukherjee), eşi Bhupati’nin (Shailen Mukherjee) tüm zamanını ve varlığını politika gazetesi Sentinel’e ayırması yüzünden, çıkamadığı evde tek başına kendini eğlendirmeye çalışan bir kadındır. Dürbünüyle dışarıdakileri izleyen, elinden gelen her işi yapan ve vaktinin çoğunu kitapların arasından geçiren Charu, Bhupati tarafından çok sevildiğini bilse de, gazeteye ve okumalarına dalan adam tarafından fark edilmez bile bazen. Kendisine hediye ettiği işlemeli mendil ile eşinin ne kadar yalnız olduğunu ancak gözlemleyebilen Bhupati, Charu’nun kardeşi Umapada’yı gazetesi için ve onun eşi Manda’yı da Charu’ya arkadaşlık etmesi için ağırlamaya karar verir. Fakat Charu, gerçekten tüm yalnızlığını ve sıkkınlığını, Bhupati’nin üniversiteyi yeni bitiren yazar olmaya çalışan kuzeni Amal’ın (Soumitra Chatterjee) ansızın gelişiyle üstünden atar. Edebiyattan konuşabildiği, kendisi gibi sürekli şarkılar söyleyen Amal’a kardeşi olarak hitap eden Charu, zamanla hislerinin, uzaktan kuzeniyle kurması beklenen ilişkiden çok daha yoğununu arzuladığına işaret ettiğini anlar. Önce ondan gelen bu ilginin kaynağının Bhupati’nin görevlendirmesi olduğunu öğrenip üzülen Charu, daha sonra Amal’a, yazdıklarının onda kalacağı ümidiyle hediye ettiği defterdeki yazısını yayınlatmasıyla büyük hayal kırıklığına uğrar ve reddettiği yazma eylemine girişerek, Amal’ın düşlediği ama başaramadığı dergide yazısını yayımlatmayı başarır. Giderek yoğunlaşan duygularını dışavurmaktan kendini alıkoyamayan Charu, Bhupati’nin kayınbiraderi Umapada’nın parasını çalıp onu borca sürüklemesiyle Sentinel’i kaybetmesi üzerine daha fazla ihanete sebep olmak istemeyerek giden Amal’ın ardından kendini toparlamaya çalışır fakat hislerini de daha fazla eşinden gizleyemez.

Kafesinden Çıkmayı Arzulayan Yalnız Bir Kadın: Charulata

Charulata bize geleneksel bir toplum yapısında sıkışıp kalan modern bir kadının sancısını gösterir. Bu fikri en çok, okuma bilmeyen Manda ile kitaplardan başını kaldırmayan Charu’yu modern ve geleneksel olarak ayıran Amal soksa da akıllara, Charu’nun tüm filme yayılan melankolisi ve bundan koptuğu anlardır bunu en derinde işleyen. Ray’in stüdyo seçimi filmin klostrofobikliği açısından çok doğru bir yerde durur, çünkü Charu’nun hayatı pencereler arasında gezinmekten ibarettir, evreni o geleneksel mimarinin içinde batı esintileri ile lüksünü gösteren evdir. O dönemde onun gibi bir kadının sokağa çıkması ‘doğru’ değildir ve onun için dışarısı ancak opera gözlükleriyle izleyebildiği ulaşılmaz bir yerdir, sanki yaşayan o değil dışarıdakilerdir ve onun tek yapabildiği izlemektir. Tıpkı aynı opera gözlükleriyle evin içinde izlediği, yanından geçse dahi onu göremeyen Bhupati’yi ve sınırlar yüzünden yakınına ancak böyle sokulabileceği Amal’i izlerkenki ulaşılmazlık hissi gibi, ya da tam olarak nedenlerine inemeyip ancak tahmin yürütebileceğimiz burukluk hissi gibi çocuklu bir anneyi izlerken yaşadığını gözlemlediğimiz üzere. Bu yüzden filmin kuşkusuz en etkileyici ve yoğun dakikaları Amal’ın yazı yazarken Charu’nun salıncakta sallandığı bahçe sahnesine aittir. Charulata özgür hisseder kapalı kaldığı evin dışında, salıncakta rüzgara ve şarkısına kaptırır kendini Amal yerde uzanırken. Alıştığımız erotizmden uzaksa da, Charu için edebiyatın romantizminden ve doğanın özgürlüğünden beslenen bu dakikalar, onun için tatminin sınırlarını aşar ve sembolik de olsa o hissiyatı taşır izleyicisine. Fakat Charu arzuladığı o özgürlüğe, özgür ruha kavuşamaz ve Amal gittikten sonra yine pasif rol edindiği dürbününün arkasına geçerek dışarıdakileri izlemeye koyulur.

Kalbin ve Aklın Arasında Bitmez Bir İkilem

Ray, ana karakteri Charulata ‘nın hikayesi üzerinden akılcı ve romantik bakış açılarının da karşıtlığını gözler önüne serer. Charu ve Amal beraber Bankim Chandra Chatterjee kitapları tartışıp şarkılar söylerken yakaladıkları empatiyi Bhupati ile kuramazlar. O da, gönülden bağlı olduğu politikayı ve Hindistan halkının geleceğine yönelik ideallerini ön planda tutarken, ayı ve yıldızları bilimsel değil metaforik bir dille aktarmayı seçen Amal’ı anlayamaz. Charu’yu Amal’a yaklaştıran da budur, tıpkı kendisi gibi o da romantizmin, hayatın şiirselliğinin güzelliğine kapılır. Fakat Ray bu ikiliğin bir tarafında konumlandırmaya çalışmaz izleyicisini, aksine zor olan arada tercih yapamamaktır belki de. Charu ve Amal mürekkebin kağıtta yarattığı ezgiden mutlu olurken, Bhupati’nin aşkı baskıdan yeni çıkmış gazete kokusudur. İki taraf da inandığı özgürlüğün peşindedir fakat romantizm ve politikanın kesiştiği noktayı bulamazlar ve izleyici iyiliklerine kapıldığı karakterlerin bu çıkmazını yürekten hissederken, Charu ile diğerleri de bu arada kalmışlıkta kaybolurlar.

Charu ve ilişkilerinin dengesini bozan bu aşk çok insani de olsa, sosyal sınırların içinde, iç kemiren bir durum olarak kalakalmıştır hem karakterler için hem de izleyici için. Koca bir pembe dizi sektörünün yasak aşk üzerinden şekillenmesi şaşırtıcı değildir, çünkü etik üzerinden yarattığı ikilem herkesin canını sıkar – ve sinamanın bir çatışma unsuru olarak en çok bu ve benzeri can sıkıntılarından beslendiğini biliriz zaten. Romantizm çekicidir ve mekanikliğin karşısında yer alan bu iki özgür ruh için ‘keşke’ler üretir izleyici hemen, ama aklın yarattığı bir sosyal yapı olarak evlilik ve aile her şeyin üstünde tutulmuştur etik olarak. Hint kültürünün kadının eşinin erkek akrabalarıyla samimiyetini destekliyor oluşunu da ancak kurulan güven ilişkisi bağlamında ele almamız gerekir. Çünkü Charu’nun hislerini, ikilinin kardeşlik üzerinden kurduğu bu samimiyetin doğal bir sonucu olarak ele almak –bilhassa kültüre uzak bir gözden baktığımızı kabul ettiğimizde –  ancak sorunlu bir çıkarıma yol açar. Fakat Ray zaten bunun nedenini,  Bhupati’nin varlığını emanet ettiği akrabası tarafından dolandırılmasıyla güven ilişkisinde aradığını gösterir. Buradaki etik ikilem – evliliğin önceliğini kenara bıraktığımızda – akrabalıktan değil, en güvenilenin akraba olmasından gelir. Bu nedenle, – her ne kadar Amal’ın Charu’nun hislerine olan karşılığını bilmekte güçlük çeksek de – en önemli varlığını, gazetesini, kaybederek yıkılmış Bhupati’nin güven üzerine söyledikleri, Amal’i anında geri çekilmeye iter başka bir ihanete vesile olma korkusu yaratarak.

Charulata’nın eti, elbette romantik olaylar bağlamında kurduğu bu çatışma ve olduramama hali ile seyirciyi tutuşudur. Fakat filmi bu kadar başarılı kılan şey Ray’in uyarladığı bu hikayeye hem teknik anlamda hem de oyuncularının gücü ile hayat verişidir. Diyalogların olmadığı, olsa da karakterlerini belki de bu kadar iyi anlatamayacağı sahnelerde mimikler devreye girer. Duygusal dışavurumu artık eski teatrel oyunculukla değil daha gerçekçi bir temsille izlemeye alıştığımız bir gerçek fakat bundan tam olarak kaçınamamasını doğal karşılayabileceğimiz Charulata’da, özellikle Charu’nun ruh halini yalnızca bakışları ile dahi verebilen Madhabi Mukherjee’nin o gerçekçi hisse çok yakın oyunculuğu önemli bir güçtür film için. Aynı şekilde henüz ilk büyük rolünde görülen Shailen Mukherjee’nin karakterinin hem güçlü hem de zayıf yanlarını en iyi şekilde aktarması ile Soumitra Chatterjee’nin karakterinin lirikselliğini bedeniyle de yansıtışının altını çizmek gerekir. Ray ise elinde tuttuğu bu gücü boşa çıkarmaz ve filminin en akılda kalıcı sahnelerinde kendi varlığını hissettirir. Tüm neşesiyle fırtınanın içinden çıkıp gelen Amal’ın, Charu’da aynı fırtınayla bıraktığı etkiler; toplumsal moral çerçevesinde gidilebilecek en uç noktada Charu’nun Amal’ın gömleğini ıslatacak şekilde duygusal dışavurumu; tüm şiirselliği ile salıncak sahnesi; Charu’nun gözlerine düşen anıları ve Truffaut’nun The 400 Blows’dan da aşina olduğumuz görüntüyü dondurarak fotoğraflarla Charu ve Bhupanti’nin son hallerini gösterdiği sahne gibi birçoğunda Ray’in filmini nasıl unutulmaz kıldığını görürüz.

Yine ve yeniden belirtmek gerekirse, Charulata’nın hem yönetmenin filmografisinde hem de Hindistan ve Dünya sinemasında hatırı sayılır bir yer tutması, Satyajit Ray’in elindeki güçlü hikayeyi, başarılı oyuncu seçimlerinden kendi kullandığı kamerası ile takip ettiği karakterlerinin neşesini ve melankolisini güçlü bir görsellikle aktarmasına kadar her ayrıntıda kendini hissettiren auteur duruşunun yarattığı akıcı ve yoğun sinema deneyiminden gelir.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol