2015 Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında Avustralya’yı temsil eden ve geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dönen Charlie’nin Ülkesi – Charlie’s Country, ülkemizdeki ilk gösterimini 34. İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Festivalde bu yıl; sansür krizi nedeniyle iptal edilen Uluslararası Yarışma’nın jüri başkanı olan Hollandalı yönetmen Rolf de Heer’in filmi, Avustralya’nın asıl sahipleri aborjinlerin yaşamlarına odaklanıyor.

Kariyerine kurmaca filmlerle başladıktan sonra 2000’li yıllarda kısa belgesellere yönelen de Heer, bu sefer biraz belgesel havası taşıyan bir kurmaca filme imza atmış. Filmin tarzının belgesele yaklaşmasında ise ünlü aborjin oyuncu David Gulpilil’in etkisi hissediliyor. Senaryoda de Heer ile birlikte imzası bulunan Gulpilil, bizzat kendi deneyimlerini aktarmasa da genel olarak aborjinlerin yaşadıkları sorunları perdeye taşımayı başarıyor.

Filmde Charlie isimli bir aborjinin yaşamını izliyoruz. Yerlisi olduğu ülkede bir yabancı gibi yaşamak zorunda olan Charlie, her gün beyazlarla işbirliği yapmak ya da onların kurallarına uymak zorunda kalıyor. Devlet tarafından kendisine bağlanan yardımla hayatta kalmaya çalışan, dört duvara bile sahip olamayan Charlie; her şeye rağmen rasyonel bir akla sahip. Bir noktaya kadar beyaz adamdan hoşlanmasa da kendisine dayatılan yaşamda yolunu bulmaya çalışıyor. Fakat kanunlarla sınırlanan hayatı, bir süre sonra dayanılmaz bir hale geliyor. Bunun üzerine Charlie, doğaya doğru tek başına bir yolculuğa çıkarak atalarının izlerini sürmeye çalışıyor.

David Gulpilil’in sinema kariyerinin başlangıcı, İngiliz yönetmen Nicolas Roeg’un 1970 tarihli Walkabout filmiyle gerçekleşmişti. O filmde; çölde hayatta kalmaya çalışan şehirli bir kız ve kardeşiyle karşılaşan aborjin bir genci oynayan Gulpilil, kendi ritüelleri ile batı düşüncesinin iletişimsizliği nedeniyle bir krize giriyordu. Filmde, beyaz ırkın henüz aborjinleri kontrol altına almasa da onlar için ne kadar ölümcül olabileceğini görüyorduk. Bundan 45 yıl sonra, Charlie’nin Ülkesi’nde ise aborjinlerin kontrol altına alındıkları bir dünya ile karşılaşıyoruz. Charlie karakterinin Batı düşüncesi ile içgüdüleri arasındaki çelişkiler, tüm karakterlerde görünüyor. Bir yandan sürekli sigara ve alkol tüketen; hatta bu nedenle alkol tüketimleri sınırlanan ve yasaklanan aborjinler, diğer yandan kendi köklerine dönmek için umutsuzca bir çaba gösteriyorlar. Charlie de her ne kadar bu meta dünyadan uzaklaşıp ruhani açıdan arınmak istese de, alışkanlıkları aşmak kolay olmuyor.

Filmin bazı sahnelerinde bizzat kameraya konuşan Charlie,  belgesele yaklaşan bu anlarda beyazların zulmünden söz ediyor. Diğer yandan ise geçmişe dair en mutlu anısı, Sydney Opera Binası önünde Kraliçe Elizabeth’in huzurunda dans etmesi. Charlie bu eylemi özgürleştirici olarak görse de emperyal güçler için yapılan bu dans gösterisi, kültürün içinin boşaltılmasını da simgeliyor. Filmin temel olarak bu çelişki üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Sanki Charlie’nin isteği aslında geçmişe, atalarının yaşantısına dönmekten ziyade beyazlar ile aynı haklara, özel mülke sahip olabilmek. Bu da filmin bakış açısını biraz sorunlu kılıyor. Hapishane sahnelerinde sürekli kafamıza vurulan aşırı düzenin Charlie üzerindeki etkileri ve karakterin sürekli olarak “tabiat ana”ya ulaşma çabası, en sonunda boşa çıkarılıyor gibi. Zaten Charlie’nin konuştuğu sahnelerde dönüp dolaşıp aynı söylemi tekrarlaması ve bunun sıkıcı bir hal alması, yönetmenin denge kurma çabası olarak hissediliyor. Halbuki de Heer; kelimeler yerine müthiş sinematografisine güvenseymiş, daha etkili bir filme imza atabilirmiş.

Charlie’nin Ülkesi; David Gulpilil’in tek kişilik performansından güç alarak, günümüz aborjin toplumunun çelişkilerini aşırı dramatize etmeden yansıtmayı başarıyor. Filmin iki başlı senaryosu ise, politik söylemini biraz muallakta bırakıyor. Bunun realist bir yaklaşıma mı dayandığı yoksa bilinçsizce ortaya çıkan bir çelişki mi olduğu sorusuna ise her izleyici kendi cevabını verecektir.

2015 Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında Avustralya’yı temsil eden ve geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dönen Charlie’nin Ülkesi – Charlie’s Country, ülkemizdeki ilk gösterimini 34. İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Festivalde bu yıl; sansür krizi nedeniyle iptal edilen Uluslararası Yarışma’nın jüri başkanı olan Hollandalı yönetmen Rolf de Heer’in filmi, Avustralya’nın asıl sahipleri aborjinlerin yaşamlarına odaklanıyor. Kariyerine kurmaca filmlerle başladıktan sonra 2000’li yıllarda kısa belgesellere yönelen de Heer, bu sefer biraz belgesel havası taşıyan bir kurmaca filme imza atmış. Filmin tarzının belgesele yaklaşmasında ise ünlü aborjin oyuncu David Gulpilil’in etkisi hissediliyor. Senaryoda de Heer ile birlikte imzası bulunan Gulpilil, bizzat kendi deneyimlerini aktarmasa da genel olarak aborjinlerin yaşadıkları sorunları perdeye taşımayı başarıyor. Filmde Charlie isimli bir aborjinin yaşamını izliyoruz. Yerlisi olduğu ülkede bir yabancı gibi yaşamak zorunda olan Charlie, her gün beyazlarla işbirliği yapmak ya da onların kurallarına uymak zorunda kalıyor. Devlet tarafından kendisine bağlanan yardımla hayatta kalmaya çalışan, dört duvara bile sahip olamayan Charlie; her şeye rağmen rasyonel bir akla sahip. Bir noktaya kadar beyaz adamdan hoşlanmasa da kendisine dayatılan yaşamda yolunu bulmaya çalışıyor. Fakat kanunlarla sınırlanan hayatı, bir süre sonra dayanılmaz bir hale geliyor. Bunun üzerine Charlie, doğaya doğru tek başına bir yolculuğa çıkarak atalarının izlerini sürmeye çalışıyor. David Gulpilil’in sinema kariyerinin başlangıcı, İngiliz yönetmen Nicolas Roeg’un 1970 tarihli Walkabout filmiyle gerçekleşmişti. O filmde; çölde hayatta kalmaya çalışan şehirli bir kız ve kardeşiyle karşılaşan aborjin bir genci oynayan Gulpilil, kendi ritüelleri ile batı düşüncesinin iletişimsizliği nedeniyle bir krize giriyordu. Filmde, beyaz ırkın henüz aborjinleri kontrol altına almasa da onlar için ne kadar ölümcül olabileceğini görüyorduk. Bundan 45 yıl sonra, Charlie’nin Ülkesi’nde ise aborjinlerin kontrol altına alındıkları bir dünya ile karşılaşıyoruz. Charlie karakterinin Batı düşüncesi ile içgüdüleri arasındaki çelişkiler, tüm karakterlerde görünüyor. Bir yandan sürekli sigara ve alkol tüketen; hatta bu nedenle alkol tüketimleri sınırlanan ve yasaklanan aborjinler, diğer yandan kendi köklerine dönmek için umutsuzca bir çaba gösteriyorlar. Charlie de her ne kadar bu meta dünyadan uzaklaşıp ruhani açıdan arınmak istese de, alışkanlıkları aşmak kolay olmuyor. Filmin bazı sahnelerinde bizzat kameraya konuşan Charlie,  belgesele yaklaşan bu anlarda beyazların zulmünden söz ediyor. Diğer yandan ise geçmişe dair en mutlu anısı, Sydney Opera Binası önünde Kraliçe Elizabeth’in huzurunda dans etmesi. Charlie bu eylemi özgürleştirici olarak görse de emperyal güçler için yapılan bu dans gösterisi, kültürün içinin boşaltılmasını da simgeliyor. Filmin temel olarak bu çelişki üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Sanki Charlie’nin isteği aslında geçmişe, atalarının yaşantısına dönmekten ziyade beyazlar ile aynı haklara, özel mülke sahip olabilmek. Bu da filmin bakış açısını biraz sorunlu kılıyor. Hapishane sahnelerinde sürekli kafamıza vurulan aşırı düzenin Charlie üzerindeki etkileri ve karakterin sürekli olarak “tabiat ana”ya ulaşma çabası, en sonunda boşa çıkarılıyor gibi. Zaten Charlie’nin konuştuğu sahnelerde dönüp dolaşıp aynı söylemi tekrarlaması ve bunun sıkıcı bir hal alması, yönetmenin denge kurma çabası olarak hissediliyor. Halbuki de Heer; kelimeler yerine müthiş sinematografisine güvenseymiş, daha etkili bir filme imza atabilirmiş. Charlie’nin Ülkesi; David Gulpilil’in tek kişilik performansından güç alarak, günümüz aborjin toplumunun çelişkilerini aşırı dramatize etmeden yansıtmayı başarıyor. Filmin iki başlı…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Rolf de Heer; kelimeler yerine müthiş sinematografisine güvenseymiş, daha etkili bir filme imza atabilirmiş.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi