Hollywood’un özellikle son 20 yıl içerisinde sırtını dayadığı bir gerçek var: CGI. Bilgisayar yardımıyla oluşturulan grafikler Yüzükler Efendisi serisi gibi bazı filmlerde başarıyla kullanılsa da, son yıllarda CGI’ın tutarsız kullanımının bir türlü önüne geçilemedi. Biz de bu listede, yerli yersiz CGI kullanılmadan, eski usul pratik efektlerin kullanıldığı 10 inanılmaz film sahnesini sizler için derledik.

CGI Olmadığına İnanamayacağınız 10 Film Sahnesi!

Jurassic Park

jurassic-park-filmloverss

CGI temelleri üzerine kurulan Jurassic Park detaylı bir çalışmanın ürünü. Öyle ki, Steven Spielberg filmin daha gerçekçi olmasını istediği için özel bir ekip kuruyor. Nitekim görsel efektlerde imzası bulunan Stan Wilson ve ekibi teknolojiden maksimum fayda sağlayarak kendi robot dinozorlarını yaratmaya karar veriyorlar. Bu taslakların ışığında küçük ölçekten büyük ölçeğe dönüştürülen robot dinozorların, lateks derisinin altına uzaktan kumandalı iskeletler yerleştiriliyor. Böylelikle gerçek bir dinozor kostümü ile çekilen ve hafızalardan çıkmayan o meşhur mutfak sahnesi başarıyla ve CGI olmadan sonuçlanıyor.

The Lord of the Rings: Fellowship of the Ring

lord-of-the-rings-gandalf-filmloverss

2002 yılında En İyi Görsel Efekt dalında Oscar ödülünü kucaklayan Lord of The Rings’te Frodo ve diğer Hobbitler ile Gandalf sahneleri o kadar kusursuz efektlere sahip ki gerçek olmadığına ihtimal vermek ve aslında CGI tekniği kullanılmadan çekilmiş olduğuna inanmak bir hayli güç. CGI’ın pek çok sahnesinde başarılı olarak kullanılmasıyla büyük beğeni toplayan filmin Hobbit ve Gandalf sahneleri tamamen CGI’sız çekildi. Bilgisayar kullanarak yan yana duran iki karakterden birini dilediğin boyutta küçültmek, farklı mekânlarda çekimleri birleştirmek ya da dublör kullanmak yerine Peter Jackson görsellerin gerçekçi olmasını arzuluyor ve bu işin üstesinden de inanılmaz teknikler kullanarak kalkıyor. Zira yan yana duran iki insanı küçültmekte belki pek de sorun yoktur; ancak filmde Galdalf ve Frodo’nun aynı masaya oturmasından tutun da sarılmalarına kadar bir şekilde sürekli temas halinde olduklarını görüyoruz. Bu noktada efektler, herhangi bir bilgisayar tekniği veya yeşil ekran kullanılmadan doğrudan perspektif yardımıyla uygulanıyor.

lord-of-the-rings-filmloverss

Bir oyuncuyu kameradan daha uzakta diğer oyuncuyu ise yakında olacak şekilde konumlandıracak bir açı birini diğerinden çok daha büyük göstermeniz için yeterli. Kulağa oldukça basit gelse de bu yöntem az önce bahsettiğimiz temas durumlarında epey zorlayıcı oluyor. Frodo ve Gandalf’ın faytondaki sahnesine baktığımızda yan yana oturduklarını görüyoruz. Fakat aslında bu fayton, Frodo’nun Galdalf’ın 121 cm uzağında oturuyor olduğu gerçeğini saklayacak şekilde tasarlanmıştı.

Kameranın hareket halinde olduğu, masada oturdukları sahneye baktığımızda ise yine bir bilgisayar tekniğine ihtiyaç duyulmadığını görüyoruz. Aslında karakterler bir normal insan boyutundakilerin oturdukları bir de Hobbit boyutundakilerin oturdukları olmak üzere iki farklı masada oturuyorlardı. Bu öyle bir tasarlandı ki seyircinin perspektifiyle değişerek tek bir masa varmış gibi görünsün diye her biri kamerayla birlikte yavaşça dönüyordu. Bu da kameranın hareket kontrolü hilesini kullanmasını ve setin yarısının da kameranın hareket ettiği etkisini tamamen azaltan başka bir hile kullanmasını gerektiriyordu. Bundan dolayı da kamera hareket ettikçe set ve oyuncular da ona göre hareket ediyordu. Ian McKellen ise odanın etrafında yavaşça dönmesine yardımcı olabilsin diye bir taburenin üzerinde duruyordu.

Tron

tron-filmloverss

Bir filmin senaryosu ve kurgusu kadar renklerin kullanımının da ne kadar önemli ve titizlik ürünü bir çalışma olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Mükemmel bir zamanlamayla yapılan ton değişiklikleri ile harikulade efektler yaratmak mümkün; tıpkı 1982 yapımı Tron’da olduğu gibi.

tron-1-filmloverss

Filmin bazı sahneleri için CGI kullanılıyor; ancak geri kalan her şey elle yapılıyor ve hiçbir oyuncu parlak ve fosforlu mavi çizgileri üzerinde barındırmıyor. Bunun için 1930’lu yıllarda ön plana çıkan ‘üstün teknoloji’ kullanılıyor. Siyah-beyaz çekilen tüm sahneler bilgisayara aktarıldıktan sonra teker teker elle boyanıyor. Elbette ki bu süreç inanılmaz derecede uzun ve meşakkatli oluyor. Zira; her bir film karesini genişletmek ve saydamlaştırmak zorunda kalıyorlar. Son adımda ise geriye gerekli olan kısımları ayırıp neon renklerle bezemek kalıyor.

tron-2-filmloverss

Her bir kare 6 ila 30 hücreden oluşuyor. Saniyede 24 kare geçtiği göz önünde bulundurulursa, Tron için yaklaşık 108.000 hücre kullanılıyor. İki dakikalık bölüm için iki ay çalışan ekip haliyle zorlu bir yolculuğa adım atıyor.

28 Days Later

28-day-after-filmloverss

Nasıl oldu da yönetmen Danny Boyle, 28 Days Later’ın çekildiği ve hareketin hiç eksik olmadığı metropolitan şehri Londra’nın sokaklarını böylesine ıssız ve boş hale getirebildi? Başrolde yer alan Cillian Murphy hariç herkesi nasıl durdurabildi? Bu doğrultuda ilk akla gelen fikir, Boyle’un CGI kullanmış olması yönünde. Ancak gerçekler bambaşka bir noktaya işaret ediyor. Koskaca bir şehrin içindeki tek başınalığı, çekimi sabahın çok erken saatlerinde yaparak sağlıyorlar. Zamandan kazanmak için ortalıkta avere gibi dolanan Murphy’nin sahnelerini dijital bir kamera yardımıyla farklı açılardan bir çırpıda çekiyorlar. Hatta o saatte çalışmaya başlayan işçilerden birkaç saniye beklemelerini rica ediyorlar. 28 Days After’ın en çok merak edilen sahnesinin, rekor bir zamanla ve oldukça ucuza mal edildiği kimin aklına gelirdi ki?

Edge of Tomorrow

edge-of-tomorrow-gif-filmloverss

Tom Cruise’un özellikle son dönemde yer aldığı aksiyon filmlerinde “minimum CGI” şartı getirdiği bilinen bir gerçek. Buna örnek verilecek filmlerden biri de Edge of Tomorrow. Groundhog Day’in aksiyonla buluşmuş hali olarak özetlenebilecek film, sadece çevresel etmenlerde CGI kullanıp işin aksiyon kısmında oyuncularını terletmesiyle yoğun bir savaş gerçekçiliği yakalamıştı. Film bu yönüyle eleştirmenlerden de övgü toplamıştı. Tom Cruise ve Emily Blunt, verdikleri röportajlarda bu sahnelerin zorluğundan bahsediyordu bahsetmesine, fakat bizler tüm bunların arkaplanını ancak filmin “perde arkası” videoları yayınlanınca görme şansına erişmiştik ve bu sahnelerin çekimlerinin ciddi derecede tehlike içerdiğini ancak o zaman tam anlamıyla anladık.

The Cabin in the Woods & Rec

cabin-in-the-woods-yaratik-filmloverss

Yüzüklerin Efendisi serisinin CGI teknolojisini başarıyla kullanması, 2000’lerin başında tüm Hollywood’un bu teknolojiyi “aşırı” şekilde sahiplenmesine yol açtı. Adeta bir furyaya dönüşen bu durumdan en çok çeken ise korku türü oldu. Bir süre sonra korku filmlerinde eski usül canavar veyahut kostüm tasarımları yerine hemen CGI’a başvurulmaya başlandı. Yani artık The Fly (1986) gibi eski usül efektlerle yapılan body-horror’lara rastlamak zorlaşmıştı.

rec-2007-korkunc-filmloverss

Son zamanlarda gördüğümüz ve kısmen de olsa “nostaljik” yöntemlerden şaşmayan korku filmlerinden ikisi bizlere eski günlerden resitaller sundu. Bu filmlerden ilki 2007 yapımı İspanyol korku filmi Rec. Buluntu korku filmi şeklinde ilerleyen ve genellikle bir apartman içerisinde geçen filmin sonunda karşımıza çıkan, enfeksiyon kaparak zombiye dönüşmüş bir kadın bizlere filmin en korkunç anlarını yaşatır. Sadece pratik özel efektler kullanılan filmde, inanaması güç olsa da bu karakter de makyaj ile oluşturulmuştur.

rec-makyaj-filmloverss

Bu konuda bahsi yapılması gereken ikinci son dönem korku filmi ise The Cabin in the Woods. Avengers serisinden tanıdığımız Joss Whedon’un yapımcılığını üstlendiği film, klişe “ormandaki kulübe” temasına yenilik katan bir film olmuştu. The Cabin in the Woods’un yaptığı en başarılı tercih ise film boyunca gördüğümüz envai çeşit yaratığı CGI ile değil de, pratik eski usül özel efektler ile kotarmasıydı. CGI sadece filmde bu yaratıkların sahneye adaptasyonu esnasında kullanılan film ekibine uygulandı.

cabin-in-the-woods-makyaj-filmloverss

The Dark Knight Rises & Interstellar

dark-knight-rises-filmloverss

Bazı filmlerde hangi sahnelerin CGI ürünü olduğunu az çok tahmin edebiliriz. Ancak söz konusu Christopher Nolan olunca o kadar emin olmamak gerek. Zira ne istediğini bilen Nolan, bu isteğini bize yansıtabilmek adına tüm ekibi tehlikeye atmayı bile göze alıyor. Bunun için The Dark Knight Rises’ın açılış sahnesine bakmak yeterli. Zira; bir CIA uçağını düşürmek için başka bir C-130 uçağından atlayan bir grup insanı görünce, bu sahnenin CGI olmaksızın çekilebileceğini düşünmek aklın sınırlarını aşıyor.

the-dark-knight-rises-filmloverss

Ancak Nolan bilgisayar aracılığıyla gerçekleştirebileceği bu sahnede gerçek C-130 uçaklarını kullanmayı tercih ediyor. Nolan, oyuncuları göstermek zorunda olduğu çekimlerde, oyuncuları yerde bulunan bir uçak gövdesine yerleştiriyor. Nolan; İskoçya semalarında, bir helikopter aracılığıyla süzülen gerçek bir uçak gövdesini kullanıyor. Bir noktadan sonra daha fazla ileri gidemeyeceğini neyse ki fark eden Nolan, uçağın düşüş sahnesi için küçük uçak modelleri kullanıyor ama yine de CGI’a başvurmuyor. Tüm sahnenin çekimi için dokuz günlük bir program yapılsa da, Nolan yalnızca iki günde gerçek uçaklar ve oyuncularla çekimleri tamamlıyor.

the-dark-knight-rises-plane-filmloverss

Nolan gerçekçilikteki bu ısrarından Interstellar’da da vazgeçmiyor. Matthew McConaughey’nin filmde solucan deliğine girdiğinde kübün dört boyutlu halini hatırlarsınız. CGI’dan başka bir şekilde yapılamayacağını düşündüğünüz bu sahne de aslına bakılırsa Nolan’ın CGI’a başvurmak yerine hayata geçirdiği bir başka fikir.

interstallar-1-filmloverss

Üç aşamada çekilen sahne için film ekibi ilk olarak dayanıklı ağların döşenmesi ile işe başlıyor. Dolayısıyla bu yöntem bir anda yüksek çözünürlüklü lazer, duvar projeksiyonları ve eskiden kullanılan birtakım perspektif hilelerini saf dışı bırakıyor. Nolan’ın Interstellar’daki aklın sınırlarını zorlayan fikirleri muazzam setlerle sınırlı kalmıyor.

interstellar-tars-filmloverss

Nitekim gezegen görünütüsünü verebilmek ve su tanklarının sahteliğinden kurtulmak adına erimiş buzulların üzerinde çekim yapılıyor. Daha da önemlisi, tüm zamanların en akıllı robotlarından TARS’ın bir CGI ürünü olabileceğini düşünüyorsanız oldukça yanıldığınızı belirtmeliyiz. Filmde yer alan robotun %80’i, hidrolik kukla kullanılarak yaratılan gerçek bir model. Sesiyle TARS’a hayat veren Bill Irwin, modelin arkasında duruyor ve repliklerini sıralıyor. Bu denli itinalı bir çalışmada, kum fırtınalarının da gerçek olduğunu söylemek kuşkuşuz şaşırtmayacaktır.

Inception & 2001: A Space Odyssey

inception-gordon-levitt-filmloverss

Yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ı gördüğümüzde CGI kullanımı konusunda şüphelenmemek imkansız. Inception söz konusu olunca, başta Joseph Gordon-Levitt’in duvarlarla mücadelesi olmak üzere birçok sahnenin CGI ürünü olduğunda ısrar edebiliriz. Zira; yerçekimini ortadan kaldırmadıkları sürece bunu normal yollarla gerçekleştirmelerini beklemek en başta bilimsel açıdan karşılığını bulamıyor.

inception-rotating-wall-filmloverss

Fakat görüyoruz ki tüm sahne gerçek. Teller kullanılarak çekilen sahneleri dijital ortamda temizlemek oldukça basit görünüyor. Bu yüzden Nolan da yaklaşık 30 metre uzunluğudaki dönen koridorların inşa edilmesinde karar kılıyor. Koridorlarla birlikte dönmesi için kamerayı sabitliyor ve ortaya Gordon-Levitt’in yerçekimine karşı koyduğu o muhteşem sahne çıkıyor.

Stanley Kubrick imzalı 2001: A Space Odyssey’nin de benzer şekilde yerçekimine karşı geldiğini söylemek mümkün. Tüm filmin CGI eşliğinde çekildiği hissine kapılsanız da, oldukça basit yöntemlerle, hem de 1968’de yerçekimini ortadan kaldırabileceğini fark ettiğinizde bambaşka bir boyuta geçeceksiniz.

2001-a-space-odyssey-filmloverss

Aslına bakılırsa astronotun sıfır yerçekimi olan bir ortamda dönmesi ve kesintisiz tek bir çekim yapabilmek için post-prodüksiyon efektlerine gerek yok. Bunun için yalnızca dev bir hamster tekerleği yeterli oluyor. Bu devasa sistem, kamera sabitken dönmeye başlıyor ve tek bir açıdan çektiği için yerçekimine karşı gelmiş oluyor.

2001-a-space-odyssey-kubrick-filmloverss

Bram Stoker’s Dracula

dracula-francis-ford-coppola-filmloverss

Francis Ford Coppola’nın 1992 yapımı üç dalda Oscar ödüllü filmi Dracula devasa bir proje olarak tasarlanmıştı ve stüdyo, pikseline kadar her şeyin muazzam şekilde yapılması için yönetmeni en iyi görsel efekt sanatçıları ile buluşturdu. Ancak Coppola her birini kovdu ve onların yerine 29 yaşındaki oğlu Roman’ı aldı.

dracula-francis-ford-coppola-train-filmloverss

Sonuç olarak da film hiçbir bilgisayar tekniği kullanılmadan tamamen kamera yardımıyla çekildi. Keanu Reeves’in trenle yolculuk ettiği sahnede trenin camından Gary Oldman’ın bulutların içinden süzülen bakışlarını görüyoruz. Bu sahne aslında üzerine yansıtılan gözlerle hareket eden model bir manzaranın çekilmesiyle ve trende oturan Reeves’in arkasında yansıtılmasıyla yaratıldı. Yani bu sahne tam olarak bir yansımanın üzerindeki yansımanın bir yansımasıydı.

dracula-francis-ford-coppola-eyes-filmloverss

Normalde bu montaj gayet kolay bir şekilde tasarlanabilirdi. Treni çekersin, kitabı çekersin ve sonunda hepsini bilgisayarda bir araya getirirsin. Ancak bu çekimler için ekip gerçekten model bir tren ve devasa bir kitap kullandı ve çekimleri bu şekilde tamamladı. Böylece filmde gördüğümüz her şey aslında CGI ürünü değil, gerçekti.

Mission: Impossible – Rogue Nation

Filmin başrollerinde Hollywood’un en büyük yıldızları olduğunda, film ekibinin hem oyuncuların rahatlığını sağlamak hem de seyircinin beklentileri karşılamak için elindeki bütün imkanları kullanarak CGI’ya yönelebileceğini düşünebilirsiniz. Bugün CGI’ın avantajlarından yararlanmayı tercih eden pek çok yapım olsa da, gerçekliği korumak için neredeyse hiç CGI’ın bulunmadığı filmlerle de karşılaşmak mümkün.

Bu yapımlar arasında öne çıkanlardan bir tanesi de, geçtiğimiz hafta vizyona giren serinin beşinci filmi ile bir kez daha gündemi meşgul etmeyi başaran Mission: Impossible serisi. Söz konusu Tom Cruise’un başrolünde yer aldığı bir aksiyon filmleri serisi olduğunda elbette CGI kullanımının pek tercih edilmemesi normal karşılanıyor. Zira Tom Cruise, yer aldığı filmler kadar neredeyse bütün tehlikeli sahnelerde dublör kullanmayı reddetmesi ile de tanınıyor.

Tom Cruise’un CGI’ya karşı gelip tüm risklere rağmen en tehlikeli sahnelerde bile kamera karşısına geçmesinin son örneği şüphesiz Mission: Impossible serisinin büyük övgü toplayan yeni filmi Mission: Impossible – Rogue Nation. Filmin tanıtımında büyük bir rol oynayan ve her izlediğimizde nasıl çekildiğini merak ettiğimiz uçak sahnesi de, Tom Cruise’un CGI’ya olan bakışını çok net bir şekilde ortaya koymayı başarıyor. Filmin nefes kesen açılış sahnesinin nasıl çekildiğini kendi gözlerinizle görmek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz.

Görsel Kaynağı: cracked

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi