1986 doğumlu genç senarist, yönetmen, oyuncu Lena Dunham, 2010 yılında yazıp yönettiği Tiny Furniture filminden sonra yine senaryosunu yazıp yönettiği ve baş rolünü canlandırdığı dizisi Girls ile iki kez Altın Küre kazandı. Dönemimizin yükselen kadın sanatçılarından olan ve adını daha da fazla duyacağımıza şüphe olmayan Dunham’ın yazdığı kitaptan çektiği diziye kadar yılmadan kurmaya çalıştığı bir duruşu var. Bu duruş Lena Dunham’ın da tanımlamaktan çekinmediği hatta üzerine basa basa söylediği feminist duruş.

Kadınların sinema ve dizi dünyasında hatta görsel her alanda cinsel bir meta olarak paketlenip izleyiciye sunulduğu ve bunun normalleştirildiği dünyamızda bu görüntü bombardımanından kaçmanın ne kadar mümkün olduğu sorgulanabilir. Her gün, gözlerimizi dünyaya açtığımız her bir an binlerce görüntüye maruz bırakılıyoruz. Bu binlerce görüntüyü incelemeye ayıracak vaktimiz ne yazık ki yok. Bu yüzden özellikle reklam alanında, kendi ürününün ön plana çıkmasını isteyen her marka görselini de dikkat çekici bir şekilde pazarlamak zorunda. Nitekim sinema ve dizi dünyası da aynı mantıkla korkunç bir çıkmaza giriyor. Bu dikkat çekme aşaması bireyin id’ine yani şiddet ve cinsel dürtülerine oynamak ya da bazı optik numaralarla kişinin algısını değiştirmek şeklinde ilerleyebilir ama yine de bu seçeneklerin arasında hiç şaşmayacak bir tanesi varsa o da cinsellik olacaktır. Özellikle baskıcı toplumlarda saklanan ne varsa ilgi çekmeye mahkumdur. Kadın bedeni bu yüzden bir hamburger reklamında karşımıza çıkarken bir araba reklamında da çıkabilir. Bir aksiyon filminde lateksler içinde, bir dram filminde etrafı mumlarla sarılı bir şekilde yine kadın bedeni karşımıza gelecektir. Alıştırıldığımız ve görmekten haz aldığımız bu nesneleşmiş bedenler ise her zaman bütün “kusurlarından” arındırılmış, mükemmel bedenler oldu. Heteroseksüel erkekler karşısında/partnerinde, kadınlar ise kendinde bu bedene sahip olmak istedi.

Bugün Lena Dunham’ın dizisi Girls büyük bir kitle tarafından sevilirken, aynı oranda karşı çıkan hatta diziden iğrenen bir kitleye de sahip. Bu iğrenme kısmı ne yazık ki dizinin senaryosu kötü, oyunculuklar berbat, görüntü yönetimi sıfır gibi noktalardan ileri gelmiyor. Diziye nefret duyan kitle, kendisini hep aynı cümleyle ele veriyor. “Biz senin yağlı göbeğini görmek zorunda mıyız?” Normal şartlar altında elbette böyle bir zorunluluk yok. Ancak yağsız sıfır beden kadınları bu denli metalaştırıp, arzu nesnesi haline getirerek gözümüzü kırpmadan izliyorsak ve her seferinde daha fazlasını talep ediyorsa, Lena Dunham’ın göbeğini görmek zorundayız. Çünkü bu bir direniştir, bu ben de varım, biz de varız demektir. Yıllarca olması gerekenin  –sağlık vurgusu dışında- ve mükemmel olanın zayıf beden olduğu diktesi milyonlarca kadını içinden çıkamayacağı bir girdaba sürükledi, sürüklüyor. Kendini mükemmelliğin dışında gören kadınlar, ekranlarda kendileri gibi tek bir kadın bile görmedikleri için dışarıda kaldılar. Lena Dunham ise çektiği dizisiyle hem heteroseksüel hem de homoseksüel her türden ilişkiye feminist bir bakışla yaklaştı ve bedeniyle gurur duydu ve fit rol arkadaşlarının çıplaklığını her bölüm promote edip kendi bedenini saklamak yerine tam tersini seçti. Lena Dunham kadınlara araladığı ve ittirmeye de devam ettiği bu kapıyla geniş kitleler tarafından sevildi, takdir edildi. Ancak bu takdir edişte hala kıramadığımız kalıpların esiri olmaya devam ediyoruz. Lena Dunham’ın sık sık maruz kaldığı bir cümle var ki bütün değer yargılarımızı içinde barındırıyor.

“Cesaretinden Dolayı Tebrikler Lena Dunham!”

Bu eylemin cesaret gerektirdiğini düşünüyoruz çünkü aslında “kilolu bir beden kusurlu ve saklanması gereken bir bedendir, onu sergilemek ise hiç kolay değildir” gibi bir algı, içimizde saklandığı yerlerden bizi kontrol etmeye devam ediyor. Çıktığı yarışmada başarı gösteremeyen bir yarışmacının medeni cesaretinden dolayı tebrik edilmesi gibi, Lena Duhnam da kitlelerin ilgisini seksi bir vücut tanımı üzerinden çekememiştir, dolayısıyla girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır ama yine de bu çaba takdire değerdir gibi bir düşüncenin iki yüzlülüğü de ayrıca sorgulamaya açılmalıdır. Lena Dunham röportajlarında en çok bu cesaret tanımlamasına değiniyor ve ortada cesaret gerektiren bir durumun olmadığından sıklıkla bahsediyor. Her bir birey için soyunmak cesaret gerektirir ancak kilolu ve “kusurlu” gördüğümüz bir bedenin çıplaklığının ekstra bir cesaret gerektireceğine inanıyoruz.

Lena Dunham gerçekten desteklenmesi gereken bir iş yapıyor ve poz verdiği dergilerinde photoshopla onu zayıflatmalarına ve “kusursuzlaştırmalarına” direniyor. Bugün ekranda Lena Dunham’ın vücuduna iğrenerek bakıyorsak eğer bu, kadın bedenini ne kadar metalaştırdığımızı, ne kadar içinden çıkılmaz bir duruma hep birlikte hapsettiğimizi gösteriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi