“Büyüklerle ben yapamıyorum

çocuklar da almıyor beni oyunlarına

devlet dairesinde

yangından kurtarılmayacak

sıkışmış bir çekmece gibiyim

açılamıyorum sana”

Sunay AKIN – Çekmece

Eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden yola çıkarak sinemaya uyarlanan ‘Zenne’ filminin yönetmenleri M. Caner Alper ve Mehmet Binay, son filmleri Çekmeceler’de kız çocuk ve genç kadın cinselliği teması üzerinden ataerkil toplumun kemikleşmiş yapılarını sorgulamaya açıyor. Çekmeceler filmi de Zenne gibi gerçek bir hikayeden uyarlama. Yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay bizleri, bu kez genç bir kadının dehlizlerinde yolculuğa çıkararak, içinde bulunduğumuz toplumun ikiyüzlü ve bastırılmış gerçekliğine şahit olmaya davet ediyorlar. Filmin ana merkezini kadın cinselliği oluşturuyor gibi gözükse de, ele alınan hikaye çok katmanlı bir yapıya sahip. Erkeklik, annelik, toplumun her kesimine nüfuz eden ‘genel ahlak kuralları’, namus, iktidar, güç gibi kavramlar, bu çok katmanlı yapının unsurları. Özellikle Zenne filminin en çok eleştiri alan yanlarından biri olan, birbiriyle bir türlü bağdaşamayan hikayeler ve üstünkörü kurulan karakter yapılanmaları, Çekmeceler filminde daha fazla törpülenmiş. Hikaye ve anlatım olarak da kendilerini fazlasıyla geliştirdikleri dikkat çeken M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın, Çekmeceler filmindeki en büyük hataları ise, bildikleri her şeyi gerekli, gereksiz kullanmak istemeleri olarak göze çarpıyor. Tüm bu detaylara yazı boyunca yer verileceğini özellikle belirterek filmin konusuna geçmek istiyorum.

Epizodik bir anlatıma sahip olan Çekmeceler filmi, üç bölümden oluşuyor –‘Kilitler’, ‘Çekmeceler’, ‘Anahtarlar’- ve bu bölümlerin hepsi geriye dönüşlerle (flashback) destekleniyor. Hikayenin bütünlüklü yapısı gereği, tüm bu geriye dönüşlerin geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı potada eritebilmek için çok doğru bir karar olduğunu da belirtmek gerekir. ‘Kilitler’ bölümü, ana karakterimiz Deniz (Ece Dizdar)’in 32. doğum günü gecesinde kanlar içinde hastaneye kaldırılması ile açılıyor. Hastanede yoğun bir rehabilitasyon sürecine başlayan Deniz’in geçmişe dönüşleri, hikayenin temelini görmemizi sağlıyor. Tiyatrocu bir anne-babanın tek çocuğu olan Deniz, çocukluğunun neredeyse tümünü tiyatroda, ‘oyun’ların içinde geçiriyor. Oyun kavramı Deniz’in hayatı için çok belirleyici bir öneme sahip. Çünkü, hikayenin ilerleyen bölümlerinde, gerçek – hayal dengesini tamamen yitirecek olan Deniz’e annesi Saadet (Tilbe Saran)’in ‘oyun kızım, hepsi oyun’ diyerek, kendince küçük kızını korumaya çalışma çabaları, Deniz’in ruhundaki oyukların en büyük sebeplerinden biri olacak. Küçük bir çocukken rengarenk, cümbüşlü bir dünyanın içinde görüyoruz Deniz’i. Tiyatro sahnesindeki renkli hayat, evin içine geldiğimizde hakaretlere, şiddete dönüşüyor. Deniz’in babası Ayhan (Taner Birsel) güçlü, karizmatik, entelektüel bir aktör olmasına rağmen kompleksleri olan bir adam. Sahnede Kral Solomon’un tacını taktığında kendini ne kadar güçlü hissediyorsa, aslında o kadar karanlık bir dünyaya sahip; kendi bastırılmış duygularının hesabını ona en yakın olan insanlardan kesiyor. Tüm entelektüel birikimine rağmen, söz konusu namus kavramı olunca durumu yalnızca cinsellikle sınırlandırabiliyor. Deniz’in üvey annesi var bir de, Ayşe (Nilüfer Açıkalın). Ayşe de tiyatrodan. Saadet, Ayhan’ın baskılarına dayanamayıp evi terk edince, Ayşe sırtlamaya başlıyor tüm zorlukları. Koruyucu, ama otoriteye boyun eğen bir kadın figürü Ayşe. Deniz’in hayatında ise çok önemli bir yere sahip, annelik kavramını sorgulamaya açması ve Saadet’in kendiyle ilgili gerçeklerle yüzleşmesini sağlaması açısından hikayenin can damarlarından biri.

Küçük kızı Deniz’i anahtar deliğinden gözetleyerek, mastürbasyon yapıp yapmadığını kontrol eden Ayhan’a göre mastürbasyon, çocuksu masumiyeti yok eden bir şey. Annesine duyduğu özlemle çocukluk battaniyesinin altında kendine yeni bir dünya kuran Deniz, babasının gözünde kirli bir çocuk oluyor. Blu çağlarında genç bir kız olduğu dönemlerde bile, babasının sürekli “Bakayım donuna, indir bakalım ıslak mı kızım?” tarzındaki söylemleri karşısında baskılanmaya devam ediyor. Deniz’in ruhundaki ve bedenindeki travmaların birçoğu küçük bir çocukken keşfettiği cinselliğinin altında gizli. Kesmek kelimesinden nefret ediyor Deniz, babasının tembihi geliyor aklına her seferinde “Bir daha bunu yaptığını görürsem onu keserim! Tamam mı?”. Tüm bu baskılanmalardan ve annesinin evi terk etmesinden sonra Deniz, kendine bir tür oyun arkadaşı yaratıyor: Hayatına giren insanlara dair notların ve fotoğrafların içinde bulunduğu koca bir hatıra defteri. Bu deftere yazıp, çiziyor yaşadığı her şeyi ve bu defter vakti gelip Doktor Mehmet (Hakan Çimenser)’in ellerine düştüğünde, bir bir açılmaya başlıyor çekmeceler.

‘Çekmeceler’ bölümü Doktor Mehmet’in şu cümleleriyle başlıyor: “Herkesin zihninde çekmeceler vardır. Hepimizin. Dar, geniş, derin. Kimisi sıkış, tepiş doludur, kimisi bomboş kalmıştır. Örneğin, kimisine aile çekmecesi deriz, ailelerimizi, eşimizi, çocuklarımızı koyarız, kimisine kariyer başarılarımızı… Kimine seks, kimine sosyal birlikteliklerimizi, arkadaşlarımızı. Kimi bomboş kalır. Bu boşluklar ilerleyen yıllarda hayal kırıklıklarına ve yıkımlara sebep olur. Bazı çekmeceler ise kilitli kalır. Nedenler ve sonuçlar orada gizlidir.” Çekmeceler filminin gelişme bölümünü oluşturan bu bölümde, Deniz’in yakın geçmişine doğru yelken açıyoruz. Ailesindeki herkes, onun da bir gün başarılı bir oyuncu olacağını düşünüp tiyatro eğitimi alması konusunda baskı yaparken, Deniz başarılı bir manken olmaya karar veriyor. Kendine bir hayat, düzen kurmaya, kendi ayakları üzerinde durmaya çabalıyor. Aile evinden sıyrılıp, kendini ‘gerçek’ dünyanın içine bırakan Deniz’in en yakın arkadaşları olan Tilki (Burak Altay) ve Ceylan (Pınar Töre), onun yeni yol göstericileri oluyor. Birlikte cinselliğin keskin virajlarında yürüdüğü, kendilerine sınırlar koymayan arkadaşları sayesinde özgürlüğünü keşfediyor Deniz. Deniz’in hayatına gökkuşağının yedi rengini armağan eden arkadaşları, kadın olmanın ve kadın cinselliğinin önemini yeniden fark ettiriyorlar. Yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın bu bölümlerdeki ışık ve renk kullanımları ise hikayeyi oldukça destekliyor. ‘Kilitler’ bölümüne hakim olan pastel tonlar, ‘Çekmeceler’ bölümünde kendini doğal renklere bırakıyor. Böylece hikaye de ‘oyun’ ya da hayal olmaktan çıkıp, kendi gerçekliğine doğru adım adım ilerliyor. Yine bu bölümde, duygusal ve cinsel hayatına odaklandığımız Deniz’in erkek arkadaşlarıyla olan ilişkisine şahit oluyoruz. Tam bu noktada Deniz’in bir tür nemfomanyak olmadığını belirtmek gerekiyor. Deniz’in yapmaya çalıştığı şey babasının koyduğu sınırları bertaraf etmek. Üzerindeki yasakları, baskıları yok ederek kendini bulmaya çalıştığı için, yaşadığı cinsellikler belli bir açıdan sert, vurucu gelebilir. Dibe vurmaya çabalıyor Deniz,  çünkü dibe vurmadan gerçeklerle yüzleşemeyeceğini de biliyor.

Deniz’in ‘gerçeklik evreni’, ‘Anahtarlar’ bölümünde gizli. Bu yüzden de Çekmeceler filminin son çekmecesi filmin sonunda açılıyor. Açılan son çekmece sayesinde yaralarını sarmaya başlayan Deniz, yaşadığı katharsis ile birlikte kendini denizin maviliklerine bırakıyor.

Çekmeceler filmi ile ilgili yapılan röportajların birinde, yönetmenlerden Mehmet Binay filmin asıl derdini şu şekilde belirtmiş: “Binlerce yıldır ifşa edilen, maalesef evde sorgulanmayan, hepimizi mahveden erkeklik.” Çekmeceler, gerçekten de, bir anti kahraman olan Deniz’in kız çocukluğu ve genç kadın cinselliği üzerinden ‘erkekliği’ sorgulatan bir film. Aynı şekilde, özellikle ataerkil toplumda, farkına varılmadan içselleştirilen kadın rolleri de filmin sorgulama süzgecinden geçiyor. Tiyatro oyunları üzerinden de oynamak, rol yapmak, anne – baba olmak gibi kavramların da içinin nasıl doldurulduğuna ya da doldurulamadığına şahit oluyoruz.

Çekmeceler’de baba olarak karşımıza çıkan Ayhan karakterinin kurduğu ‘erkeklik’, ne kadar entelektüel olursa olsun ‘hegemonik erkeklik’ten başka bir şey değildir. Kızı Deniz’in sırf mastürbasyon yaptığı için çocuksu masumiyetini ve namusunu yitirdiğini düşünen Ayhan, kızını ataerkil yöntemlerle cezalandırmak konusunda kendi entelektüel yapısıyla çelişir. Çünkü Ayhan da toplumun dayattığı erkeklik rollerini içselleştirmiştir. Çekmeceler filminin burada altını çizmek istediği husus,  kadınların yaşadığı travmalara göre, bir erkeğin ‘erkekliğini’ kurma sürecinde yaşadığı travmalar ölümle burun buruna gelmek gibidir. Özellikle hemcinsleri arasında, erkekliklerini kanıtlamaya mecbur bırakılan erkekler için bu süreç ataerkil ideallerle donatılmıştır. Bu süreci ‘başarılı’ bir biçimde atlatamadıkları zaman ise hem toplum tarafından dışlanmalara hem de büyük travmalara maruz kalmaktadırlar. Ayhan da kendi erkekliğini, aile bireyleri üzerinde baskı kurarak ve hatta şiddete başvurarak kurar. Ama Ayhan’ın çekmecesi açıldığında, kadın – erkek ayırmadan yüzleşmemiz istenen şey, aslında her birimizin içinde taşıdığı ‘erkeklik olgusu’dur.

Çekmeceler filmi gerçekten dikkatli bir şekilde izlenip, üzerinde fazlasıyla konuşulması, detaylandırılması gereken bir yapım. En başta da belirttiğim gibi, Çekmeceler filminin yönetmenleri olan M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ı eleştirebileceğimiz en büyük nokta, bildikleri her şeyi filmin içine yedirme istekleri. Başından sonuna kadar metaforlar ve göndermeler üzerinden ilerleyen film, bunu o kadar çok yapıyor ki, bir yerden sonra zihinsel anlamda yorulmaya başladığınızı hissedebilirsiniz. Filmin ismi, ana karakterin ismi, Medusa, Dora göndermeleri, Freud’un başlı başına filmin ana iskeletini oluşturuyor oluşu, eşcinselliğe göndermeler içeren unsurlar, renk kullanımları bir yerden sonra o kadar çok göze parmak oluyor ki, hikayenin ana yapısı ‘aşırı’ besleniyor. İkinci bir eleştiri noktası ise (bu nokta biraz daha kişisel eleştiri içerir.) hikayenin temelinin tamamen Freudçu psikanalize dayanması. Kadınlık, erkeklik ya da cinsellik deyince aklımıza Freud’un geliyor oluşu, bir bakıma sistemin ön kabullerinin onaylanması. Çünkü psikanalizin ‘ya x ya y’ türü ikilikleri kullanan araçları, toplum üzerinde baskı oluşturarak, normları içsel ve hakiki kabul etmektedir. İçselleştirilmiş rollerden kurtulmak ve ‘evdeki kral taçlarını indirmek’ için, aileyi tek kaynak olarak ele almak yerine, gündelik hayatın iletişimsel örgüsüne bakmak bizlere çok daha önemli perspektifler kazandıracaktır.

"Büyüklerle ben yapamıyorum çocuklar da almıyor beni oyunlarına devlet dairesinde yangından kurtarılmayacak sıkışmış bir çekmece gibiyim açılamıyorum sana" Sunay AKIN - Çekmece Eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden yola çıkarak sinemaya uyarlanan ‘Zenne’ filminin yönetmenleri M. Caner Alper ve Mehmet Binay, son filmleri Çekmeceler’de kız çocuk ve genç kadın cinselliği teması üzerinden ataerkil toplumun kemikleşmiş yapılarını sorgulamaya açıyor. Çekmeceler filmi de Zenne gibi gerçek bir hikayeden uyarlama. Yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay bizleri, bu kez genç bir kadının dehlizlerinde yolculuğa çıkararak, içinde bulunduğumuz toplumun ikiyüzlü ve bastırılmış gerçekliğine şahit olmaya davet ediyorlar. Filmin ana merkezini kadın cinselliği oluşturuyor gibi gözükse de, ele alınan hikaye çok katmanlı bir yapıya sahip. Erkeklik, annelik, toplumun her kesimine nüfuz eden ‘genel ahlak kuralları’, namus, iktidar, güç gibi kavramlar, bu çok katmanlı yapının unsurları. Özellikle Zenne filminin en çok eleştiri alan yanlarından biri olan, birbiriyle bir türlü bağdaşamayan hikayeler ve üstünkörü kurulan karakter yapılanmaları, Çekmeceler filminde daha fazla törpülenmiş. Hikaye ve anlatım olarak da kendilerini fazlasıyla geliştirdikleri dikkat çeken M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın, Çekmeceler filmindeki en büyük hataları ise, bildikleri her şeyi gerekli, gereksiz kullanmak istemeleri olarak göze çarpıyor. Tüm bu detaylara yazı boyunca yer verileceğini özellikle belirterek filmin konusuna geçmek istiyorum. Epizodik bir anlatıma sahip olan Çekmeceler filmi, üç bölümden oluşuyor –‘Kilitler’, ‘Çekmeceler’, ‘Anahtarlar’- ve bu bölümlerin hepsi geriye dönüşlerle (flashback) destekleniyor. Hikayenin bütünlüklü yapısı gereği, tüm bu geriye dönüşlerin geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı potada eritebilmek için çok doğru bir karar olduğunu da belirtmek gerekir. ‘Kilitler’ bölümü, ana karakterimiz Deniz (Ece Dizdar)’in 32. doğum günü gecesinde kanlar içinde hastaneye kaldırılması ile açılıyor. Hastanede yoğun bir rehabilitasyon sürecine başlayan Deniz’in geçmişe dönüşleri, hikayenin temelini görmemizi sağlıyor. Tiyatrocu bir anne-babanın tek çocuğu olan Deniz, çocukluğunun neredeyse tümünü tiyatroda, ‘oyun’ların içinde geçiriyor. Oyun kavramı Deniz’in hayatı için çok belirleyici bir öneme sahip. Çünkü, hikayenin ilerleyen bölümlerinde, gerçek – hayal dengesini tamamen yitirecek olan Deniz’e annesi Saadet (Tilbe Saran)’in ‘oyun kızım, hepsi oyun’ diyerek, kendince küçük kızını korumaya çalışma çabaları, Deniz’in ruhundaki oyukların en büyük sebeplerinden biri olacak. Küçük bir çocukken rengarenk, cümbüşlü bir dünyanın içinde görüyoruz Deniz’i. Tiyatro sahnesindeki renkli hayat, evin içine geldiğimizde hakaretlere, şiddete dönüşüyor. Deniz’in babası Ayhan (Taner Birsel) güçlü, karizmatik, entelektüel bir aktör olmasına rağmen kompleksleri olan bir adam. Sahnede Kral Solomon’un tacını taktığında kendini ne kadar güçlü hissediyorsa, aslında o kadar karanlık bir dünyaya sahip; kendi bastırılmış duygularının hesabını ona en yakın olan insanlardan kesiyor. Tüm entelektüel birikimine rağmen, söz konusu namus kavramı olunca durumu yalnızca cinsellikle sınırlandırabiliyor. Deniz’in üvey annesi var bir de, Ayşe (Nilüfer Açıkalın). Ayşe de tiyatrodan. Saadet, Ayhan’ın baskılarına dayanamayıp evi terk edince, Ayşe sırtlamaya başlıyor tüm zorlukları. Koruyucu, ama otoriteye boyun eğen bir kadın figürü Ayşe. Deniz’in hayatında ise çok önemli bir yere sahip, annelik kavramını sorgulamaya açması ve Saadet’in kendiyle ilgili gerçeklerle yüzleşmesini sağlaması açısından hikayenin can damarlarından biri. Küçük kızı Deniz’i anahtar deliğinden gözetleyerek, mastürbasyon yapıp yapmadığını kontrol eden Ayhan’a göre mastürbasyon, çocuksu masumiyeti yok eden bir şey. Annesine duyduğu özlemle çocukluk battaniyesinin altında kendine yeni bir…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

72

M. Caner Alper ve Mehmet Binay, son filmleri Çekmeceler’de kız çocuk ve genç kadın cinselliği teması üzerinden ataerkil toplumun kemikleşmiş yapılarını sorgulamaya açıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.73 ( 13 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi