Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Hazır bugün 69. Cannes Film Festivali başlamışken gelin Cannes’da Altın Palmiye kazanıp dünya çapında en çok hasılat yapmış 10 filme göz atalım.

Cannes’da Altın Palmiye Kazanıp Dünya Çapında En Çok Hasılat Yapan 10 Film

Fahrenheit 9/11 (2004)

 

 

Gişe Hasılatı : $ 222.000.000

Çektiği belgelselerle ABD’ye karşı muhalif bir duruş sergileyen Michael  Moore’un yönetmenliğini üstlendiği 2004 yapımı Fahrenheit 9/11, ele aldığı konuyla ve olaya karşı bakış açısıyla herkesin izlemesi gereken bir belgesel olarak kendini tanıtıyor. İnsanı derinden sarsan bu sağlam belgeselde Michael Moore kendi bakış açısıyla 11 Eylül sonrası Amerika’nın neler yaşadığına ve nasıl bir süreçten geçtiğine  George W. Bush.’u odak noktasına alarak değerlendiriyor. İlk başlarında Bush ile ilgili genel bilgilerin verildiği belgeselde, 11 Eylül saldırılarının gerçekleşmesini ardından George Bush’un bu olayın arkasındaki gerçeğe ulaşmak yerine Irak’a nasıl savaş açmayı planladığını ilginç  bir üslupla gösteriliyor. Sadece ABD halkının üzerinde oynanan oyunları değil aynı zaman dünya üzerinde çevrilen karanlık işleri de anlatan bu belgesel, birçok eleştirmen ve izleyiciye göre sinema tarihinde  11 Eylül saldırıları ve Irak Savaşı gibi konuları  korkusuzca dile getiren en iyi belgesel olarak yorumlanıyor. Bu belgeseli izledikten sonra dünya üzerinde yaşanan siyasi olaylara farklı bir pencereden bakacağınız ve sizi sorgulamaya iten  ve düşünmeye sevk eden bir yapım  Fahrenheit 9/11. Cannes Film Festivali’nde ki gösteriminden sonra festival tarihinin en uzun ayakta alkışlanan yapım unvanını alan belgesel aynı zamanda  tüm zamanların en fazla hasılat yapan belgeseli olarak sinema tarihinin unutulmayan yapımları arasında yer alıyor.

Pulp Fiction (1994)

pulp-fiction-quentin-tarantino-john-travolta-uma-thurman-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 210.000.000

Reservoir Dogs filmiyle  kendisini tanıtan sinemanın altın çocuğu Quentin Tarantino’nun adını geniş kitlelere duyurmasını sağlayan 1994 yapımı  Pulp Fiction; muazzam senaryosu, kaliteli oyunculukları ve muhteşem müzikleriyle sinema tarihinin en iyi bağımsız filmlerinden biri olarak adını altın harflerle yazmıştır. 7 dalda Oscar’a aday gösterilen ve En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ını kazanan aynı zamanda Cannes’de Altın Palmiye Ödülü’nün sahibi olan Pulp Fiction, yarattığı etki sayesinde kısa zamanda kült film mertebesine ulaştı. Gişede de inanılmaz bir başarı elde eden Pulp Fiction, bağımsız filmlerin de gişede başarı kazanabileceğini göstermiş oldu. John Travolta, Bruce Willis, Harvey Keitel, Samuel L. Jackson, Uma Thurman, Tim Roth gibi birbirinden başarılı oyuncuları kadrosunda barındıran film; soyguncu bir  çift olan Ringo ve Yolanda, patronları Marsellus Wallace’ı dolandırmaya çalışan adamları vurmak isteyen iki ganster Jules ve Vincent, Marsellus’un  şike yapması için teklif götürdüğü boksör Butch, Vincent’ın  patronunun eşi  Mia gibi karakterlerin yaşadıkları olayları konu alıyor. Filmdeki karakterlerin planladıkları şeylerin ters gitmesiyle ve çok ilginç bir şekilde karşılaşmalarıyla akışını sürdüren Pulp Fiction her şeyiyle efsane ve detaycı bakış açısıyla harikalar yaratan bir filmdir. Vincent Vega karakteri üzerinden Reservoir Dogs filmindeki Vic Vega ile kardeşlik bağlantısı kuran aynı zamanda Psycho, Kiss me Dadly, Shaft gibi yapımlara gönderme yapan film kesinlikle her sinemaseverin film  arşivinde olması gereken bir yapımdır.

 Apocalypse Now (1979)

the-apocalypse-now-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 150.000.000

The Godfather filminde mükemmel bir uyum yakalayan yönetmen Francis Ford Coppola ve başarılı oyuncu Marlon Brando’yu ikinci kez bir araya getiren Apocalypse Now, Joseph Conrad’ın Heart of Darkness isimli romanından sinemaya uyarlanmıştır. Gerek hikayesiyle gerek de yapım aşamasıyla savaş filmi dediğimizde aklımıza gelen ilk yapımlardan biri olan Apocalypse Now, özellikle atmosferi ve yarattığı dramatik tonun birleşiminde ortaya çıkan harikulade bir filmdir. Apocalypse Now Romanda Kongo’da geçen olayları filmde Vietnam Savaşı’na uyarlayarak  dönemin insanları üzerindeki psikolojik baskıyı çok iyi yansıtmış, aynı zamanda evrenselliği de yakalayarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Ülkelerin yürüttüğü şiddete yönelik politikaların  insanlar üzerindeki etkisini açığa çıkaran film, Yüzbaşı Willard ve ekibinin Amerikan ordusuna isyan eden ve vahşi bir şekilde bir orman kabilesini yöneten Albay Walter Kurtz’ü öldürme görevinde yaşadıklarına odaklanıyor.  Savaşın acımasızlığının altında Yüzbaşı Willard’ın bir süre sonra Albay Walter Kurtz’a benzemeye çalışması  insanoğlunun içinde yer aldığı sert koşullarda neler yapabileceğini gözler önüne seriyor. Olaylar geliştikçe giderek  artan bir derinliğe sahip olan Apocalypse Now , her izlediğinizde farklı yorumlar yapabileceğiniz ve yeni bir şeyler yakalayabileceğiniz nadir filmlerden biridir. Sert mesajları olduğu kadar psikolojik analizlere de yer veren film Martin Sheen, Marlon Brando, Robert Duvall, Dennis Hopper gibi oyuncuların performanslarında feyz alarak inandırıcı bir hava yakalıyor. Bunun yanında müzik kullanımıyla da adından söz ettiğimiz film, En İyi Sinematografi Oscar’ını, Cannes’da Altın Palmiye ve FIPRESCI ödüllerini de kazanıp gişede de müthiş bir başarı yakalamasıyla ününe ün katıyor.

 The Piano (1993)

the-piano-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 140.000.000

Erkeklerin hakimiyetinin egemen olduğu sinemada kadınların dünyasına ışık tuttuğu filmlerle adından söz ettiren, zamanımızın en başarılı kadın yönetmenlerinden biri olan Jane Campion’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği The Piano; Michael Nyman’ın muhteşem müzikleriyle, inanılmaz oyunculuk performanslarıyla ve duygusal öğelerin vurucu bir şekilde anlatması bakımından muazzam bir film. Akılda kalıcı birçok sahne barındıran The Piano, masalsı anlatıma varan sinematografisiyle harika bir atmosferi izleyici ile buluştuyor. Jane Campion’ın Cannes’da Altın Palmiye kazanan ilk ve tek kadın yönetmen olmasını sağlayan film, 19.yüzyılın ortalarında Yeni Zelanda’da  dilsiz bir piyanist olan Ada McGrath ve kızının yaşam öyküsüne odaklanıyor. Altı yaşından beri suskunluğunu piyano ile gidermeye çalışan Ada’nın yaşamı babası tarafından tanımadığı biriyle evlendirilmesiyle farklı bir hal alır. Yani kocasının çok sevdiği piyanosunu satması ve piyanoyu satın alan komşusuyla sıra dışı ilişkisi Ada’nın kendi kimliğini bulma ve özgürlüğünü arama çabasına olanak sağlıyor. Piyano Ada’nın sessizliğini temsil etmesinin ve kendini erke egemen dünyada var etme çabasının bir metaforu olarak filmde önemli bir yer kaplıyor. Piyanoya nesne gözüyle bakmayan, onu hayatta kalması için bir  aracı olarak gören Ada’nın film ilerledikçe, kendisini değiştirmeye çalışan şeylere karşı mücadelesini de müthiş bir anlatımla Jane Campion’ın gözünden izliyoruz. Çıktığı dönemden günümüze birçok kadının hislerine tercüman olan The Piano Oscar ödülü almış, gişede de büyük bir başarı elde ederek ününü tüm dünyaya yaymıştır.

 All That Jazz (1979)

all-that-jazz-filmloverss

Gişe Hasılatı : $ 127.000.000

Müzikal tiyatro yönetmeni, koreograf ve film yönetmeni olan, 1972 yılında Cabaret filmiyle En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanan Bob Fosse’nin hayatından sinemaya uyarlanan biyografik yapım All That Jazz. Bob Fosse’nin aynı zamanda yönetmenlik koltuğuna oturduğu film, gösteri dünyasıda yaşanan olaylara içeriden, daha yakından bakmamıza olanak sağlıyor. Meslek hayatının zirvesinde olan ünlü yönetmen ve koreograf Joe Gideon’un yaşamını anlatan film, şov dünyasında şan ve şöhretin insanı nasıl derinden etkilediğini, yaşamına nasıl yön verdiğini gözler önüne seriyor. Başarılı kariyerine ragmen tüm zamanını işine vermesinden dolayı eşi ve çocuklarını ihmal eden Joe’nun giderek ilaçlara bağlı yaşamasına ve bunun sonucunda kaybettiği sağlığını  geri kazanmaya çalışmasına şahit oluyoruz. Olayların iyice kontrolden çıktığı bir dönemde sanat hayatı ve özel hayatı arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Joe’nun yaşadığı ikilemi müzikal bir tonda izleyiciye aktarıyor Bob Fosse.  Gösteri dünyasındaki tecrübelerini filme çok iyi aktaran Bob Fosse, gösteri dünyasını eleştirmekten geri kalmıyor. Bunu yanında  ölüm korkusunu çok fazla dramatize etmeden  vermek istediği mesajı izleyiciye eğlenceli bir üslupta anlatıyor. Bol bol müziğin ve dansın bir arada olduğu film, kapanışı Bye Bye Happiness şarkısı ile yaparak izleyiciye harika film izletmenin mutluluğunu yaşatıyor. Cannes’da Altın Palmiye ödülünü kucaklayan filmin gişede yaptığı yüksek hasılat müzikal filmlerin sinemadaki geleceğine ışık tutarak bu türün önünü açıyor.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi