Gerçek hayatta bir canavarla karşılaşsanız, ayırt edebilir misiniz? İncil’den -mecazi de olsa- İsa’nın bedenini yemek, kanını içmek ve bu sayede onunla bir olmak üzerine alıntı yaparak başlıyor Yamyam. Ardından, 1981 senesinde Fransa’da yayınlanmış bir haber anonsunu dinliyoruz siyah üzerinde. Paris’te, Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan Japon öğrenci Issei Sagawa’nın, arkadaşı Renée Hartevelt’i önce öldürüp sonra parçalara ayırdığı, bu parçaları yemeye başladığı, kalanları bavullara doldurup nehre atarak yok etmeye çalışırken de yakalandığını öğreniyoruz bu haberden. Sagawa’nın insan eti yemeyi cinsel dürtülerinin bir parçası olarak tanımladığını; iki yıllık dava süresini cezaevinde geçirdikten sonra, akli dengesinin yerinde olmadığına kanaat getirilip hastaneye yatırıldığını ama en nihayetinde 1984’te Japonya’ya iade edildiğini öğreniyoruz. Hemen ardından, ne olduğunu seçemediğimiz bir şeyler yemekte olan bir adam beliriyor ekranda. Kamera bir şeylerin arkasına gizlenmiş, görünmekten çekinir gibi izliyor onu. Bahsi geçen “yamyam” bu mu? Ne kadar da normal bir insana benziyor! Derken arkasında saklandığımız şeyin bir duvar ya da mobilya değil, bir başka adam olduğunu anlıyoruz. İki adamın iletişimini görüyoruz. Ve yönetmenler, bu yeni adama kesiyorlar nihayet görüntüyü. Görür görmez eminiz, Issei Sagawa bu olmalı! Bakışları, kafatasının şekli, elleri, duruşu... Hiçbir şeyi normal değil gibi. Bir canavar da böyle olmalı! Değil mi? Yamyam, Issei Sagawa’nın bugününe dair bir belgesel. Japonya’ya döndükten sonra bir popüler kültür figürüne dönüşmüş, filmlerde oynamış, televizyona çıkmış, kurbanını nasıl öldürüp yediği hakkında bir manga bile yayınlamış bir adamın hayatı bu. Artık yaşlı, hasta, bedeni tükenmekte olan bir adamın, erkek kardeşi Jun Sagawa’yla ilişkisinin dokümanı. Abisinin mangasını okuyan Jun’un içi kaldırmıyor. Bu kadarı bana fazla diyerek kitabı geçiştiriyor. Yamyam: (A)normal Film boyunca araya bazı arşiv görüntüleri de giriyor. Issei’nin oynadığı pornografik bir film sahnesi. İki kardeşin siyah beyaz çocukluk videoları. Sanki çocukken bile bir tuhafmış adam, sağlık problemleri olan bir çocukmuş zaten. Bir ikiz gibi büyüdüklerini söyleyen kardeşi Jun öyle mi halbuki? Normal bir çocuk öyle olur işte. İkisi de aynı koşullarda, aynı sevgiyle büyümüş. Fakat birbirlerinden ne kadar farklı insanlara dönüşmüşler. Bu dürtüler doğuştan olmalı demek ki... Böyle ruhsal arızaların doğuştan mı, yoksa yetiştirilme tarzıyla mı alakalı olduğu sorusu zihinlerimizde dönmüyor diyebilir miyiz? Elbette dönüyor. Yönetmenler de bunun farkında. Leviathan adlı sıradışı ve çarpıcı belgeselleriyle tanıdığımız Lucien Castaing-Taylor ve Verena Paravel, Issei’nin sanki gerçeklikten kopuk bir vaziyette, belki bir düş aleminde, belki geçmişin hatıralarında yaşıyormuş hissi uyandıran bakışlarında uzun uzun kalıyorlar. Bazen onların kamerası da netliği, odağı kaybediyor. Fakat Issei ve kardeşinin yüzlerinden ayrılmıyorlar. Bir psikopattan beklentilerimizin ne olduğunu sorguluyor, sorgulatıyorlar sanki. Bunun en netleştiği an da filmin beklenmedik kırılma noktası. Evet, bir belgesel Yamyam ama bir filmde karşılaştığımız en beklenmedik, en dehşet uyandırıcı “twist”lerden birine sahip herhalde. Öyle bir ters köşeye yatırılıyoruz ki (sadece biz değil, Issei Sagawa da öyle) o ana dek cevaplarını bulduğumuzu zannettiğimiz tüm sorular boşa düşüyor birden. O andan sonra şahit olduğumuz her şey çok daha rahatsız edici ayrıca. Çünkü normal sandığımızın alanında cereyan ediyorlar. Peki ama... Normal bir insan nedir ki?

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Evet, bir belgesel Yamyam ama bir filmde karşılaştığımız en beklenmedik, en dehşet uyandırıcı “twist”lerden birine sahip herhalde.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

Gerçek hayatta bir canavarla karşılaşsanız, ayırt edebilir misiniz?

İncil’den -mecazi de olsa- İsa’nın bedenini yemek, kanını içmek ve bu sayede onunla bir olmak üzerine alıntı yaparak başlıyor Yamyam. Ardından, 1981 senesinde Fransa’da yayınlanmış bir haber anonsunu dinliyoruz siyah üzerinde. Paris’te, Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan Japon öğrenci Issei Sagawa’nın, arkadaşı Renée Hartevelt’i önce öldürüp sonra parçalara ayırdığı, bu parçaları yemeye başladığı, kalanları bavullara doldurup nehre atarak yok etmeye çalışırken de yakalandığını öğreniyoruz bu haberden. Sagawa’nın insan eti yemeyi cinsel dürtülerinin bir parçası olarak tanımladığını; iki yıllık dava süresini cezaevinde geçirdikten sonra, akli dengesinin yerinde olmadığına kanaat getirilip hastaneye yatırıldığını ama en nihayetinde 1984’te Japonya’ya iade edildiğini öğreniyoruz. Hemen ardından, ne olduğunu seçemediğimiz bir şeyler yemekte olan bir adam beliriyor ekranda. Kamera bir şeylerin arkasına gizlenmiş, görünmekten çekinir gibi izliyor onu. Bahsi geçen “yamyam” bu mu? Ne kadar da normal bir insana benziyor! Derken arkasında saklandığımız şeyin bir duvar ya da mobilya değil, bir başka adam olduğunu anlıyoruz. İki adamın iletişimini görüyoruz. Ve yönetmenler, bu yeni adama kesiyorlar nihayet görüntüyü. Görür görmez eminiz, Issei Sagawa bu olmalı! Bakışları, kafatasının şekli, elleri, duruşu… Hiçbir şeyi normal değil gibi. Bir canavar da böyle olmalı! Değil mi? Yamyam, Issei Sagawa’nın bugününe dair bir belgesel. Japonya’ya döndükten sonra bir popüler kültür figürüne dönüşmüş, filmlerde oynamış, televizyona çıkmış, kurbanını nasıl öldürüp yediği hakkında bir manga bile yayınlamış bir adamın hayatı bu. Artık yaşlı, hasta, bedeni tükenmekte olan bir adamın, erkek kardeşi Jun Sagawa’yla ilişkisinin dokümanı. Abisinin mangasını okuyan Jun’un içi kaldırmıyor. Bu kadarı bana fazla diyerek kitabı geçiştiriyor.

Yamyam: (A)normal

Film boyunca araya bazı arşiv görüntüleri de giriyor. Issei’nin oynadığı pornografik bir film sahnesi. İki kardeşin siyah beyaz çocukluk videoları. Sanki çocukken bile bir tuhafmış adam, sağlık problemleri olan bir çocukmuş zaten. Bir ikiz gibi büyüdüklerini söyleyen kardeşi Jun öyle mi halbuki? Normal bir çocuk öyle olur işte. İkisi de aynı koşullarda, aynı sevgiyle büyümüş. Fakat birbirlerinden ne kadar farklı insanlara dönüşmüşler. Bu dürtüler doğuştan olmalı demek ki… Böyle ruhsal arızaların doğuştan mı, yoksa yetiştirilme tarzıyla mı alakalı olduğu sorusu zihinlerimizde dönmüyor diyebilir miyiz? Elbette dönüyor. Yönetmenler de bunun farkında. Leviathan adlı sıradışı ve çarpıcı belgeselleriyle tanıdığımız Lucien Castaing-Taylor ve Verena Paravel, Issei’nin sanki gerçeklikten kopuk bir vaziyette, belki bir düş aleminde, belki geçmişin hatıralarında yaşıyormuş hissi uyandıran bakışlarında uzun uzun kalıyorlar. Bazen onların kamerası da netliği, odağı kaybediyor. Fakat Issei ve kardeşinin yüzlerinden ayrılmıyorlar. Bir psikopattan beklentilerimizin ne olduğunu sorguluyor, sorgulatıyorlar sanki. Bunun en netleştiği an da filmin beklenmedik kırılma noktası. Evet, bir belgesel Yamyam ama bir filmde karşılaştığımız en beklenmedik, en dehşet uyandırıcı “twist”lerden birine sahip herhalde. Öyle bir ters köşeye yatırılıyoruz ki (sadece biz değil, Issei Sagawa da öyle) o ana dek cevaplarını bulduğumuzu zannettiğimiz tüm sorular boşa düşüyor birden. O andan sonra şahit olduğumuz her şey çok daha rahatsız edici ayrıca. Çünkü normal sandığımızın alanında cereyan ediyorlar. Peki ama… Normal bir insan nedir ki?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi