Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptıktan sonra iyi yorumlar alıp, beklenti yaratan filmlerden biri olan A Monster Calls, adını daha sık duymaya başlayacağımız J.A Bayona’nın imzasını taşıyor. Patrick Ness’in aynı adlı romanından uyarlanan film, temel olarak bir büyüme hikayesini konu alıyor. Bir çocuğun hayal gücünün, hayatın sert yüzüyle yüzleşmesinde oynadığı rol üstünden şekillenen hikayede, başrolü ağaçtan bir canavara veriyor.

12 yaşındaki Conor (Lewis MacDougall), annesinin (Felicity Jones) hastalığı sebebiyle evin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmıştır. Annesinin durumunun kötüye gitmesiyle birlikte bütün düzeni alt üst olacağını hisseder. Bu değişimi kabullenişi sırasında yaşadığı travmalarla dolu süreci atlatmak için, kendisine bilinçaltından yola çıkarak bir ilham kaynağı bulur. Liam Neeson’ın seslendirdiği ağaçtan canavar da bu sürecin bir dışavurumu olarak karşımıza çıkar ve Conor’un hayal gücüyle birlikte fantastik bir yolculuğa çıkarlar.

Senaryosu bizzat Patrick Ness tarafından uyarlanan A Monster Calls, erken büyümek zorunda kalan bir çocuğun içsel çatışmalarına ışık tutmayı istiyor. Bunu yapmak için de Entlere benzetilebilecek bilgeliğe sahip bir ağaçtan canavar yaratıyor. Canavar’ın anlattığı üç hikaye, Conor’ın isyanını ve hırçınlığını ortaya çıkarırken, yalnızlığını aşmak için attığı adımların oluşum sürecini de sağlam noktalara dayandırıyor. Conor’ın hayatında en önemli yere sahip olan annesinin belirsiz durumu ve buna bağlı olarak anneannesinin ortaya koyduğu baskıcı tavır, hislerini daha da karmaşık bir hale getiriyor. Alien serisiyle tanıdığımız Sigourney Weaver’ın anneanne rolünde sergilediği katı tutum, Conor’ı anlamak noktasında önemli bir yere oturuyor. Anneannenin yanı sıra uzun zamandır görmediği babasının çıkıp gelmesiyle duygusal olarak daha da karışan Conor’ın, bilinçaltı yoluyla yarattığı canavarın saldırgan bir hale dönüşmesi de hikayenin akışı için tutarlı bir ortam hazırlıyor. Conor, hırçınlığını babasıyla olan ilişkisini netleştirdikçe dışa vuruyor. Bir çocuğun iç dünyasını anlamlandırabilmek için aile içi dengeleri açık bir şekilde aktaran film, duygusal yükünü de aynı ölçekte yükseltmeyi başarıyor.

A Monster Calls: Fantastik Öyküleme ile Gerçekliğin Dengesi

Guillermo del Toro’nun yürütücü yapımcısı olduğu ilk uzun metraj filmi The Orphanage ile iyi bir çıkış yapan ve 2018’de vizyona girmesi planlanan Jurassic Park’ın devam filminin de yönetmeni olarak açıklanan Bayona, yönetimsel olarak iyi bir iş çıkarıyor ve senaryonun ihtiyacı olan refleksleri ortaya koymayı başarıyor. J.A. Bayona, açılış sekansıyla hikayenin kendisine bir yol bulmasını istercesine başı boş ilerlemesine izin veriyor. Filmin başında canavarın hikayeye erken dahil olmasıyla birlikte vasata yakın bir açılış yapılsa da, film ilerledikçe ritmini buluyor ve oldukça sağlam bir finale de imza atıyor. Ritmi düşük ve biraz acele edilen başlangıçtan sonra Conor’ın rutin hayatını izledikçe, baskıladığı duygularını daha rahat anlamak mümkün oluyor. Bununla birlikte canavarın film içerisindeki yerini anlamlandırmak da mümkün olabiliyor. Bayona, filmin hikayesi genişledikçe hakimiyeti iyice eline alıyor. Conor’ı çözümlemeye başladıkça ve bilinçaltına indikçe duygusal derinliği arttırıyor.

Yaklaşık üç yıllık bir yapım süreci bulunan filmin animasyon kısımları oldukça etkileyici görsellikler sunuyor. Fantastik hikaye anlatımıyla, gerçekçi bakış açısını başarılı bir şekilde bir araya getirmeyi başarıyor. Filmin duygusal yükünün ağırlığı da önemli ölçüde bu başarıdan kaynaklanıyor. Canavarın anlattığı üç hikaye ile Conor’ın gerçekliğinin birbirine olan bağlantısı filmin sürükleyiciliği besliyor. Bayona, elindeki faktörleri verimli bir şekilde kullanarak bir çocuğun iç dünyasını beyazperdeye taşımayı başarıyor.

Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptıktan sonra iyi yorumlar alıp, beklenti yaratan filmlerden biri olan A Monster Calls, adını daha sık duymaya başlayacağımız J.A Bayona’nın imzasını taşıyor. Patrick Ness’in aynı adlı romanından uyarlanan film, temel olarak bir büyüme hikayesini konu alıyor. Bir çocuğun hayal gücünün, hayatın sert yüzüyle yüzleşmesinde oynadığı rol üstünden şekillenen hikayede, başrolü ağaçtan bir canavara veriyor. 12 yaşındaki Conor (Lewis MacDougall), annesinin (Felicity Jones) hastalığı sebebiyle evin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmıştır. Annesinin durumunun kötüye gitmesiyle birlikte bütün düzeni alt üst olacağını hisseder. Bu değişimi kabullenişi sırasında yaşadığı travmalarla dolu süreci atlatmak için, kendisine bilinçaltından yola çıkarak bir ilham kaynağı bulur. Liam Neeson’ın seslendirdiği ağaçtan canavar da bu sürecin bir dışavurumu olarak karşımıza çıkar ve Conor’un hayal gücüyle birlikte fantastik bir yolculuğa çıkarlar. Senaryosu bizzat Patrick Ness tarafından uyarlanan A Monster Calls, erken büyümek zorunda kalan bir çocuğun içsel çatışmalarına ışık tutmayı istiyor. Bunu yapmak için de Entlere benzetilebilecek bilgeliğe sahip bir ağaçtan canavar yaratıyor. Canavar’ın anlattığı üç hikaye, Conor’ın isyanını ve hırçınlığını ortaya çıkarırken, yalnızlığını aşmak için attığı adımların oluşum sürecini de sağlam noktalara dayandırıyor. Conor’ın hayatında en önemli yere sahip olan annesinin belirsiz durumu ve buna bağlı olarak anneannesinin ortaya koyduğu baskıcı tavır, hislerini daha da karmaşık bir hale getiriyor. Alien serisiyle tanıdığımız Sigourney Weaver’ın anneanne rolünde sergilediği katı tutum, Conor’ı anlamak noktasında önemli bir yere oturuyor. Anneannenin yanı sıra uzun zamandır görmediği babasının çıkıp gelmesiyle duygusal olarak daha da karışan Conor’ın, bilinçaltı yoluyla yarattığı canavarın saldırgan bir hale dönüşmesi de hikayenin akışı için tutarlı bir ortam hazırlıyor. Conor, hırçınlığını babasıyla olan ilişkisini netleştirdikçe dışa vuruyor. Bir çocuğun iç dünyasını anlamlandırabilmek için aile içi dengeleri açık bir şekilde aktaran film, duygusal yükünü de aynı ölçekte yükseltmeyi başarıyor. A Monster Calls: Fantastik Öyküleme ile Gerçekliğin Dengesi Guillermo del Toro’nun yürütücü yapımcısı olduğu ilk uzun metraj filmi The Orphanage ile iyi bir çıkış yapan ve 2018’de vizyona girmesi planlanan Jurassic Park'ın devam filminin de yönetmeni olarak açıklanan Bayona, yönetimsel olarak iyi bir iş çıkarıyor ve senaryonun ihtiyacı olan refleksleri ortaya koymayı başarıyor. J.A. Bayona, açılış sekansıyla hikayenin kendisine bir yol bulmasını istercesine başı boş ilerlemesine izin veriyor. Filmin başında canavarın hikayeye erken dahil olmasıyla birlikte vasata yakın bir açılış yapılsa da, film ilerledikçe ritmini buluyor ve oldukça sağlam bir finale de imza atıyor. Ritmi düşük ve biraz acele edilen başlangıçtan sonra Conor’ın rutin hayatını izledikçe, baskıladığı duygularını daha rahat anlamak mümkün oluyor. Bununla birlikte canavarın film içerisindeki yerini anlamlandırmak da mümkün olabiliyor. Bayona, filmin hikayesi genişledikçe hakimiyeti iyice eline alıyor. Conor’ı çözümlemeye başladıkça ve bilinçaltına indikçe duygusal derinliği arttırıyor. Yaklaşık üç yıllık bir yapım süreci bulunan filmin animasyon kısımları oldukça etkileyici görsellikler sunuyor. Fantastik hikaye anlatımıyla, gerçekçi bakış açısını başarılı bir şekilde bir araya getirmeyi başarıyor. Filmin duygusal yükünün ağırlığı da önemli ölçüde bu başarıdan kaynaklanıyor. Canavarın anlattığı üç hikaye ile Conor’ın gerçekliğinin birbirine olan bağlantısı filmin sürükleyiciliği besliyor. Bayona, elindeki faktörleri verimli bir şekilde kullanarak bir çocuğun iç dünyasını beyazperdeye taşımayı başarıyor.

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

75

Bayona, elindeki faktörleri verimli bir şekilde kullanarak bir çocuğun iç dünyasını beyazperdeye taşımayı başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.65 ( 1 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi