Daha çok Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu filmleriyle tanıdığımız ve tanımak istediğimiz, Yeşilçam’ın son dönem geleneğinden gelen Nesli Çölgeçen neredeyse beş yıl gibi uzun bir aradan sonra Çalsın Sazlar filmiyle yeniden beyazperdeye döndü. Özellikle İmdat ve Zarif filmiyle birlikte dehşet verici bir düşüşe geçen filmografiye sahip yönetmenin bu son projesi, eskiye dönük yeni bir umut uyandırmasa da yine de kaliteli oyuncu kadrosuyla iyi kötü bir beklenti yaratan bir yapım. Genel bir değerlendirmede “hadi eyvallah” deyip geçsek de Çölgeçen’in böyle bir temelden ve aradan geçen uzun süreden sonra niye böyle bir film yaptığını anlamak için farklı bir kafada düşünmek gerekiyor sanırım.

Bir komedi-aile dizisi atmosferinde başlıyor film ve sonra birden 1970’lere gittiğimiz ağır melodramlı dönem  filmi havasına bürünüyor. Bir Rum meyhaneci (Engin Hepileri) ve onun  meyhanesinde klarnet çalan en yakın dostu bir Türk’ü (Caner Cindoruk) odağına alıp bir de araya  Femme fatal bir Belçim Bilgin koyan Çalsın Sazlar, bir yeşilçam melodramı için gerekli tüm enstrümanları toplayarak zaten başta rengini belli ediyor. Haliyle meyhane güzellemeleri, toz pembe arkadaşlık öyküleri, camdan dökülen su esprileri gibi bir dünya klişe bombardımanına tutulmanız çok sürmüyor. Aslında yönetmenin bir noktaya kadar bu klişeleri en azından hakkıyla kullanarak eli yüzü düzgün bir Yeşilçam filmi çektiğini söyleyebiliriz ama özellikle filmi finale taşıyacak kırılma noktalarında öyle bir hüsrana uğruyorsunuz ki şu can alıcı soru beyninizde dolanıyor: “Ben mi çok aptalım yoksa film mi çok aptalca?”

Filmografisi boyunca siyasi bir arka plan oluşturma konusunda genellikle ısrarcı olan yönetmen bu sefer de Kıbrıs Barış Harekatı üzerinden bir sürgün dramı yaratıyor. Elbette bu olumsuz bir özellikle değil. Olumsuz olan 1955 olaylarıyla o dönem yaşanan olaylar arasında ilişki kurarken giriştiği anlamsız bir tarih hocası havası aslında. Yine de esas meselelerin yanında bunlar çok da değinmeye gerek olmayan şeyler. Çünkü filmin oldukça temel bazı başarıları ve başarısızlıkları var. O sebeple fazlasıyla iki uç arasında gidip geliyor. İronik şekilde Belçim Bilgin’in performansı da şarkı söylediği (başarılı) ve diğer sahneler (dublaj desen değil, oyunculuk desen değil…) arasında gidip geliyor.

Fakat hakkı verilmesi gereken biri var ki o da Engin Hepileri. Caner Cindoruk’la fena bir ikili oluşturmamalarına karşın Hepileri’nin yalnızca duruş olarak bile ayakta alkışı hak eden bir performansı var, ayrıca filmin başı ve sonunda gözüken o geniş ailedeki her bir oyuncunun da. Tabii aynı zamanda yönetmenin oğlu olan Sarp Çölgeçen’in aşırı kendini göstermeci yapay ve vasat performansı hariç.

Birkaç, fakat göze batan kötü oyunculuğun dışında akıcı bir seyir sunuyor film, kaldı ki yönetmenin tamamen seyirci odaklı bir film çekme amacında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O yüzden öyle çok da üzerine konuşulacak derinlikte bir yapım değil Çalsın Sazlar. Belki de bu yüzden yönetmenin özellikle final sahnesine doğru iyice çıkmaza giren melodram temelli epik anlatısı çok fena duvara tosluyor. Hatta bu aslında daha bu yola girdiği ilk andan itibaren bir başarısızlığa düşüyor diyebiliriz. Çünkü filmin oldukça garip ve mantık dışı, bir tüm olayları çözme amacıyla oluşturulan polisiye kısmı var ki evlere şenlik.

Yavaş yavaş yazıyı toparlamadan önce bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu var ki gerçekten oldukça garip ve üzücü. Öyle ki film bittikten sonra özellikle tüm jeneriği sonunda kadar izledim. Çünkü ortada, makyaj tekniğiyle yaşlandırma 101 terk bir sözde yaşlandırılmış ama aslında yüz felci geçirmiş bir Bilgin sahnesi, filmin yapım şirketinin logosu konularak yapılan hala bir anlam veremediğim garip televizyon yayını sahnesi, radyoda sözde olaylarla ilgili haberi okuyan ama yoldan çevrilen bir vatandaşa şiir okutulmuş hissiyatı uyandıran spiker sahnesi gibi bölümler var ki haliyle onca kalabalık yapım ekibinden beklenmeyecek derecede kötü.

En nihayetinde Çalsın Sazlar herhangi bir hikaye anlatmadığı bölümlerde başarılı bir hava yakalarken onun dışında çok farklı ve maalesef başarısız boyutlara yöneliyor. 

Daha çok Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu filmleriyle tanıdığımız ve tanımak istediğimiz, Yeşilçam'ın son dönem geleneğinden gelen Nesli Çölgeçen neredeyse beş yıl gibi uzun bir aradan sonra Çalsın Sazlar filmiyle yeniden beyazperdeye döndü. Özellikle İmdat ve Zarif filmiyle birlikte dehşet verici bir düşüşe geçen filmografiye sahip yönetmenin bu son projesi, eskiye dönük yeni bir umut uyandırmasa da yine de kaliteli oyuncu kadrosuyla iyi kötü bir beklenti yaratan bir yapım. Genel bir değerlendirmede "hadi eyvallah" deyip geçsek de Çölgeçen’in böyle bir temelden ve aradan geçen uzun süreden sonra niye böyle bir film yaptığını anlamak için farklı bir kafada düşünmek gerekiyor sanırım. Bir komedi-aile dizisi atmosferinde başlıyor film ve sonra birden 1970’lere gittiğimiz ağır melodramlı dönem  filmi havasına bürünüyor. Bir Rum meyhaneci (Engin Hepileri) ve onun  meyhanesinde klarnet çalan en yakın dostu bir Türk’ü (Caner Cindoruk) odağına alıp bir de araya  Femme fatal bir Belçim Bilgin koyan Çalsın Sazlar, bir yeşilçam melodramı için gerekli tüm enstrümanları toplayarak zaten başta rengini belli ediyor. Haliyle meyhane güzellemeleri, toz pembe arkadaşlık öyküleri, camdan dökülen su esprileri gibi bir dünya klişe bombardımanına tutulmanız çok sürmüyor. Aslında yönetmenin bir noktaya kadar bu klişeleri en azından hakkıyla kullanarak eli yüzü düzgün bir Yeşilçam filmi çektiğini söyleyebiliriz ama özellikle filmi finale taşıyacak kırılma noktalarında öyle bir hüsrana uğruyorsunuz ki şu can alıcı soru beyninizde dolanıyor: “Ben mi çok aptalım yoksa film mi çok aptalca?” Filmografisi boyunca siyasi bir arka plan oluşturma konusunda genellikle ısrarcı olan yönetmen bu sefer de Kıbrıs Barış Harekatı üzerinden bir sürgün dramı yaratıyor. Elbette bu olumsuz bir özellikle değil. Olumsuz olan 1955 olaylarıyla o dönem yaşanan olaylar arasında ilişki kurarken giriştiği anlamsız bir tarih hocası havası aslında. Yine de esas meselelerin yanında bunlar çok da değinmeye gerek olmayan şeyler. Çünkü filmin oldukça temel bazı başarıları ve başarısızlıkları var. O sebeple fazlasıyla iki uç arasında gidip geliyor. İronik şekilde Belçim Bilgin’in performansı da şarkı söylediği (başarılı) ve diğer sahneler (dublaj desen değil, oyunculuk desen değil...) arasında gidip geliyor. Fakat hakkı verilmesi gereken biri var ki o da Engin Hepileri. Caner Cindoruk’la fena bir ikili oluşturmamalarına karşın Hepileri’nin yalnızca duruş olarak bile ayakta alkışı hak eden bir performansı var, ayrıca filmin başı ve sonunda gözüken o geniş ailedeki her bir oyuncunun da. Tabii aynı zamanda yönetmenin oğlu olan Sarp Çölgeçen’in aşırı kendini göstermeci yapay ve vasat performansı hariç. Birkaç, fakat göze batan kötü oyunculuğun dışında akıcı bir seyir sunuyor film, kaldı ki yönetmenin tamamen seyirci odaklı bir film çekme amacında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O yüzden öyle çok da üzerine konuşulacak derinlikte bir yapım değil Çalsın Sazlar. Belki de bu yüzden yönetmenin özellikle final sahnesine doğru iyice çıkmaza giren melodram temelli epik anlatısı çok fena duvara tosluyor. Hatta bu aslında daha bu yola girdiği ilk andan itibaren bir başarısızlığa düşüyor diyebiliriz. Çünkü filmin oldukça garip ve mantık dışı, bir tüm olayları çözme amacıyla oluşturulan polisiye kısmı var ki evlere şenlik. Yavaş yavaş yazıyı toparlamadan önce bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu var ki gerçekten oldukça garip ve üzücü. Öyle ki film bittikten sonra özellikle tüm jeneriği sonunda kadar izledim. Çünkü ortada,…

Yazar Puanı

Puan - 43%

43%

43

Çalsın Sazlar herhangi bir hikaye anlatmadığı bölümlerde başarılı bir hava yakalarken onun dışında çok farklı ve maalesef başarısız boyutlara yöneliyor.

Kullanıcı Puanları: 1.65 ( 2 votes)
43
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi